• $7,3975
  • €8,9853
  • 445.521
  • 1569.35
11 Şubat 2012 Cumartesi

Karşınızda; 'büyük gazetecilik'!

Geçtiğimiz haftaya Başbakan'ın 'Gençliğin tinerci mi olmasını istiyorsunuz?' sözü damgasını vurdu.
Diğer gündem maddeleri düştü yerine 'dindar olmayan gençlik tinerci mi olur' tartışması oturdu.
Birçok köşe yazarı konuyu yorumladı.
Genelde Başbakan'a yöneltilen eleştiriler birbirine yakındı.
Çoğunluk bu açıklamadan rahatsızdı...
Tek bir meslektaşımız konuyu farklı bir şekilde ele aldı.
Cüneyt Özdemir, CNN Türk'te yayınlanan 5n1k programına konuk olarak, konunun muhatabı bir tinerciyi almıştı.
***
Ağzım açık, ekran karşısında kalakaldım.
Cüneyt Özdemir, çıraklık dönemini 'sıkı' ustaların yanında geçirmiş bir gazeteci.
Böylesi vasat, böylesi 'sarışın' bir fikri bulmuş ve canlı yayına taşımış olması büyük hayal kırıklığı...
Cüneyt Özdemir, dosya haberciliğini, habere fırlama, zeki ve farklı bakmayı iyi bilenlerden biri...
Doğru düzgün konuşamayan, bir genci yayına Başbakan'a cevap vermesi için çıkartıyor.
Hem kendi adına hem de mesleğimiz adına büyük bir utanca imza atıyor.
'Siz tinercisiniz, tinercilerin dinle arası nasıldır?' diye soruyor. 'Başbakan'ın sizler için söylediği sözlere ne diyeceksin?' diye soruyor.
Sonra da buna 'gazetecilik tam da budur' diyor.
Acıklı bir tablo...
Mesleğin kan kaybından ölmek üzere olduğu bu günlerde habercilik adına daha kötüsü yapılamaz herhalde...
Sık sık basına müdahaleden eleştirdiğimiz Tayyip Erdoğan 'bu mudur habercilik?' diye sorduğunda da, kendisini alkışlamamak mümkün olmuyor!
Hakikaten bu mudur habercilik?
***
Cüneyt Özdemir o gün sokaklara çıksa, hayatın içinden, sokaklardan tinerci hikayeleri çıkartsa veya rehabilitasyon merkezlerine girse, bize hayranlık uyandıracak bir dosya sunsa, yine söylemek istediğini söylese ama bunu kaliteli bir habercilikle yapsa da biz de şapka çıkartsak...
Ama Van'da Başbakan'la girdiği polemik, Başbakan'la sık sık polemiğe girme arzusu uyandırmış olacak ki tinerci meselesinde heyecana kapılıp, çocukça davranmasına neden oldu.
Haber yaparken hem 'hafif korkak' olacaksın, hem 'hafif star gazeteci', hem 'hafif muhalif', hem 'hafif yaratıcı', işte o zaman sadece komik olursun.
Bu dönemde de senin komik olman demek tüm meslektaşlarını bir kere daha 'zayıflatman' demek...
Her birimiz çok önemli, tarihi yıllara tanıklık ediyoruz. Ömrümüz vefa ederse ileride yazacaklarımız, konuşacaklarımız da bugünlere dair olacak. Maalesef Cüneyt Özdemir'in çocukları ve torunlarına da bu müthiş habercilik, bu sağlam duruş miras kalacak!

Tuğçe harikalar diyarında!
Alice Harikalar Diyarında'da yaşananlar ne kadar tutarsız ne kadar absürtse benim bugünleri algılayış biçimim de aynı.
Bir sabah kalkıyoruz ve 'Gençlerimiz dini eğitimi sağlam insanlar olarak yetiştirilecek' açıklaması hayatımıza damga vuruyor. Laik kesimden korku içinde, 'eyvah' sesleri yükseliyor.
Ertesi sabah 'eşcinsel evlilik yasası Türkiye'de de çıkmalı' tartışması başlıyor. Sağ kesim endişeli, 'Allah muhafaza' sesleri yükseliyor.
Bir gün 'gazetecinin telefonu dinleniyorsa mutlaka bir sebebi vardır' diyen meslektaşlar, ertesi gün kendi telefonlarının da dinlendiğini anlayıp kıyameti kopartıyor.
Camdan yağan lapa lapa karı seyrederken hava aniden sağanak yağmura dönüyor...

Kim? O mu aptal?
Bİyografİlere karşı bir tutkum var benim. Hele iyi yazılmış, kişiyi gizli kalan yanlarıyla tanıtabilmişse...
Maalesef bizim ülkemizde biyografi yazarlığı, biyografi kitapları çok yaygın değil.
Biyografi işinin cenneti ise Amerika.
Kitapçıların büyük bir bölümü biyografiye ayrılmış.
İyi ellerden çıkanları araştırıp toplamayı severim.
Dünyaca ünlü politikacı, oyuncu, tarikatçı, katil birçok farklı profilden karakterin hikayesini bilirim.
Hayat yolculuklarında yaşananlar etkiler beni.
Gerçi ben hikayenin gerçek olanına takıntılı biriyim.
İzlediğim film veya okuduğum kitap bir yerden gerçeğe bağlı olmalı.
Neyse lafı uzatmayayım, Marilyn Monroe da hayatına vakıf olduğum isimlerden biri.
Hem Kennedy'lerin hayatı hem de psikiyatrisinin yayınladığı terapi notlarını okurken psikolojisini adlandıramadığım biri.
Herkesin 'aptal sarışın' sandığı zeki ve problemli kadın.
İlaç bağımlısı.
Sebepsiz ağrılar, histeri krizleri, ani neşe, ani depresyon ve şaşırtıcıdır ki kamera korkusu...
Dün vizyona giren Marilyn ile Bir Hafta (My Week With Marilyn) filmi de gerçekte yaşanmış, yıllar önce kitap olarak piyasaya çıkmış, şimdi Hollywood yapımı bir film olarak karşımıza çıkan, genç bir delikanlının Marilyn Monroe ile yaşadığı bir hafta.
Hazır hava karlıyken, akşam programınızı sinemada Marilyn'in hayatından bir kesit izleyerek geçirin. Etkileneceksiniz. Benim gibi iki film üst üste izlemekten keyif alanlardansanız da Marilyn'den sonra We Need to Talk About Kevin'i (Kevin Hakkında Konuşmalıyız) izleyin. Pişman olmayacaksınız...

<p><span>Niğde'nin meşhur patatesi dondurmaya da lezzet katacak. 'Patatesli dondurma olur mu?' demey

Patatesli dondurma hem şaşırtıyor hem de tadanları kendine hayran bırakıyor

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ankara buz kesti

Gediz Deltası'nın Yoılkı atları böyle görüntülendi