• $7,3626
  • €8,9515
  • 436.648
  • 1536.11
17 Ekim 2012 Çarşamba

Haklının yanında olun karşısında değil!

Konuya ilgim geçen aylarda tekstil işçisi Hülya Memiş'ten aldığım bir maille başladı.
Çoğunluğu kadınlardan oluşan bir grup işçi 'hak mücadelesi'ne girişmişti ve seslerini duyurmak istiyordu.
382 işçi işten çıkartılmıştı.
Roseteks'in işçileriydi.
Çoğu 10 yılı aşkın süredir orada çalışıyordu.
Firma sıkıntıya girmiş, maaşlarını ödeyemez olmuştu.
İşi bırakmadılar, çalışmaya devam ettiler.
Ta ki bir sabah işyerinin tamamen 'boşaltıldığını' görene kadar.
Karşılarında iki aylık maaşlarını, kıdem ve ihbar tazminatlarını verecek kimseyi bulamadılar.
382 işçiden sadece 38'i 'kavga'ya girmeyi göze almıştı.
Davalar açıldı ama 'muhatap' bulunamadı.

PATRON BİZİ REİNA'YA GÖTÜR
Roseteks Giyim Sanayi A.Ş. ortakları aynı zamanda ünlü Köşebaşı kebapçısının da sahibiydi.
38 işçi her cumartesi-pazar saat 19.30'da Köşebaşı'nın bir şubesinin önünde eylem yapma kararı aldı.
Şubelerden biri de ünlü gece kulübü Reina'daydı. İşçiler gece kulübünün önünde 'Patron bizi de Reina'ya götür' pankartlarını açarak ezberbozan bir 'işçi eylemi'ne imza attı.
Moda haftası kapsamında düzenlenen defilelere 'sızıp', podyumda pankart açtılar.
Güvenlik güçlerinin müdahalesine kadar da 'Burada sergilenen zenginlikler bizim emeğimiz. Hakkımızı verin' dediler.
Direnişleri kadar yaratıcı eylemleri ve cesaretleri de ilgimi çekti.

ORANTISIZ GÜÇ GÜÇ DEĞİLDİR!
Pazar günü saat 19.30'da Levent'teki Köşebaşı kebapçısının önündeydim.
Biraz erken gittiğim için ortalıkta polisten başka kimse yoktu.
Ben diyeyim 60, siz deyin 70 polis memuru.
Bir panzer de 'olay yeri'ne yerleştirilmiş. Bekleyen polislere Köşebaşı'ndan dürüm ve çay servisi yapılıyor.
Kapı görevlilerinden birine 'Ne oluyor burada?' diye sordum 'Polis bir tatbikat yapıyor' yanıtını aldım. Oysa 15 haftadır düzenlenen bir eylemdi bu. Görevli de en az benim kadar 'içeriği' biliyordu.
O sırada kebapçının önünde bir otomobil durdu. İçinden inen 'kelli felli' adam 'Hala tıkmadılar mı bunları içeriye' diye söylendi. Kapı görevlileri başlarını önlerine eğerek mahcup bir tebessümle cevap verdi.
Bir süre sonra polisler sokağa girişleri kesti. Tamamının kafasında kask, kimi yüzüne gaz maskesi de takmış, bazıları kurşun geçirmez yelek giymiş, kalkanlarını da yerleştirip 'görev'e başladılar.
Ve o sırada 38 kişilik 'tehlikeli' eylem ekibi uzakta göründü. Ellerinde pankartlar, megafondan sloganlar atarak sokağın girişine doğru ilerliyorlar.
Bir 'o tarafa' bir 'bu tarafa' bakıp hayrete düştüm.
Çoğunluğu kadın olan bu işçilere karşı kullanılabilecek gücün orantısızlığı dudağımı uçuklattı.
Bazen gaz bombası atılıyor, tazyikli su sıkılıyormuş neyse ki o akşam yapılmadı.
Kahrolurdum!
HAK SAVAŞÇISI KADINLAR
Eylem bir saat kadar sürüyor. Şarkılar söyleniyor, 'Hakkımızı verin' diye sloganlar atılıyor.
Polis esniyor, sıkılıyor ve 'kalabalık' dağılınca eylem bitiyor.
Bu 'direniş'te dikkatimi çeken iki kadın var.
Biri Hülya Memiş. 34 yaşında. Gaziosmanpaşa'da annesiyle yaşıyor. Ailesi 'şiddete maruz kalırsın' korkusuyla onu vazgeçirmeye çalışmış ama başarılı olmayınca kabullenmiş.
Hülya işsiz, hakkını alana kadar mücadeleye devam edeceğini söylüyor. Ne polis sorgusu ne biber gazı onu durdurmaya yetiyor.
Beni de eyleme getiren onun inatçı duruşu, davasını savunuşuydu.
Diğer 'kadın savaşçı' da Meral Özyürek.
Fatih'te yaşıyor. 49 yaşında. Evli, 17 yaşında bir oğlu var. Maddi sıkıntılar yüzünden mide kanaması geçirmiş. Meral Hanım defilelere gidip, podyumlara çıkıp pankart açan kadının ta kendisi. 'Nasıl cesaret ettiniz?' diyorum. 'Hakkım olanı istiyorum. Başka bir isteğim yok ki. Ben neden utanıp çekineceğim, onlar utansın' diyor.
BİZ KÖŞEBAŞI'NI İYİ BİLİRİZ
Aslında konu net. Roseteks iflas edince patronlar 'yok oluyor'. Ancak aynı patronlar Köşebaşı'nın da ortakları, Roseteks'in de. Yani hala ortada birtakım muhataplar var.
Ancak uzlaşma yok.
Eylemden sonra taksi durağına girdim. 'Nedir?' dedim, anlattılar. 'Biz Köşebaşı'nın patronlarını iyi insanlar olarak biliriz. Yıllardır aynı sokaktayız. Mutlaka hakkaniyetli bir çözüm bulacaklardır' dediler.
Ben de diyorum ki; lütfen güçlerinizi, çevrenizi, imkanlarınızı güçsüzler üzerinde kullanmayın.
İnsanların hakkını yemeyin. Hayat bu, kime ne getireceği belli olmaz!

<p>Yozgat'ta aydınlatma direğindeki Türk bayrağının katlanmış olduğunu gören yaşlı bir vatandaşın, ş

Yozgat'ta vatandaşın 'bayrak' hassasiyeti kameraya yansıdı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor