• $ 5,7446
  • € 6,3279
  • 276.526
  • 100237
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Toplumsal çözülme ve sosyal politika

Geçtiğimiz hafta sonu Türkiye ilk ve orta eğitim kurumlarında bulunan yaklaşık yirmi milyon çocuk/genç tatile girdi. Yirmi milyon ne demektir; düşünebilir misiniz? Bu rakam Avrupa’daki birçok ülkenin nüfusundan daha fazla bir sayıyı göstermektedir. Üstelik onların hepsinin nüfusunun yaşlı insanlardan oluştuğunu ve bu sorunu çözmek için çaresizlik içinde her yola başvurdukları da biliniyor.

Nüfus açısından bakıldığı zaman genç bir nüfusa sahip olmanın birçok avantajı yanında elbette sorunlarından da bahsetmek mümkündür fakat bunun Türkiye’nin en önemli potansiyel gelişme kaynaklarından biri olduğu kadar, kalkınmasının hâlâ en önemli dinamiklerinden birinin de özellikle genç nüfusu olduğunun asla unutulmaması lazımdır. Asla diyerek vurgulamamın bir sebebi nüfus artışının düşme eğiliminde olmasının hatırlattığı muhtemel riskler ve tehlikeler diğeri ise ekonomik bakımdan devam eden ‘fırsat aralığının’ çok uzun sürmeyeceğinin hatırlatılması içindir. Bugün aktif durumda bulunan nüfusun, çalışma çağındaki iş gücünün kıymetini bilerek sosyal ve ekonomik kalkınmayı bu imkân üzerinden ileriye taşımak mecburiyetindeyiz.

SORUN MU İMKÂN MI?

Toplumsal değişmeleri en hızlı yaşayan toplumların sıralaması yapılsaydı her halde Türkiye ya ilk sırada ya da ikinci sırada yer alırdı denebilirdi. Sadece son çeyrek yüzyılda ülkenin göstergelerine bakıldığında dahi görülmektedir ki bu kısa süre içinde demografiden toplumsal yapıya, ekonomiden uluslararası konuma kadar tamamen farklı bir gelişme düzeyi söz konusudur.

Yirmi-otuz yıl önce nüfusun %30 şehirlerde, %70’i köylerde yaşayan insanların bugün şehirlerde yaşayanlarının oranı %80’lere ulaşmıştır; dün fındık-fıstık, incir-üzüm başlıca ihracat kalemlerini oluşturmaktayken bugün sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı belirleyici konuma gelmiş hatta ekonomimiz ileri teknoloji ürünleri ihracatı yapan bir üretim düzeyine geçmiştir. Elbette bunlar yeterli değildir ve daha ileriye daha hızlı bir biçimde gitmek mecburiyetindeyiz. Çünkü yukarda bahsettiğim mesele yani demografik dinamizmin açtığı ‘fırsat kapısı’ devamlı açık kalmayacaktır.

ÇARESİ YOK MU?

İşte toplumsal çözülme dediğimiz olay tam da bu gelişme dönemlerinde ortaya çıkan bir meseledir. Meseleyi iyice ortaya koymak açısından Avrupalı toplumların bu süreçle bizden yüz yıl önce karşılaştıklarını ABD toplumunun onlardan biraz geç de olsa bunu yaşadığını hatırlayabiliriz. Kısaca Türk atasözünde denildiği gibi ‘hamama giren terler’; Türkiye sanayileştikçe metropolitan alanlar yaygınlaştıkça geleneksel kurumların değişmesi, dayanışma zeminlerinin aşınması sonucu meydana gelen hızlı toplumsal değişme dalgalarına çarpan sosyal kesimlerde, toplumsal çözülmenin sorunları artma eğilimine girecektir.

Elbette bu sosyal sorunlar ortaya çıkarken kimsenin oturup işi zamana havale etmesi söz konusu olamaz. Toplumsal meselelerin nasıl çözüleceği daha doğru bir ifadeyle hangi metot ve yaklaşımların kullanılacağı konusunda geniş bir ‘sosyal politika’ birikimi önümüzde durmaktadır. Önemli olan bu yaklaşımların devreye sokulmasıdır.

<p>Turizm amaçlı Rize’ye gelen bir grubu gezdiren Osman Albardak, arkadaşı Musatafa Şeramet ve Tulum

Türkü Söylerken Kendilerini Bir Anda Şelalede Buldular

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Rushmore Dağı'ndaki gizli oda da ne var?

Karbonatın ilk kez duyacağınız yararları