• $8,4001
  • €9,9812
  • 488.962
  • 1408.81
20 Temmuz 2020 Pazartesi

Siyasal jargon

Taceddin Kutay
Taceddin Kutay
YAZARIN SAYFASI

Aradan yıllar geçmiş nasıl oldu, ne vesile ile inanın bilmiyorum; birdenbire kaç yıldır sesini duymadığım bir arkadaşımı aramak geldi aklıma.

En arkasına telefon numaralarını yazdığımız o eski ajandalardan birisini buldum kitaplığın ücra bir köşesinde.

Tabii ajandaya yazdığımız telefon numarası bir cep telefonuna ait değildi.

Cep telefonu yoktu o zamanlar. Aslında vardı ama bizlerin alabileceği kadar harcıâlem bir şey değildi ve biz lise çocukları birbirimizi pek çoğunu ezbere bildiğimiz ev telefonlarından arardık.

Baktım arkadaşımın ev telefonu orada duruyor.

Babasının içinde doğduğu bir evde doğduğu ve orada yaşadığı için arkadaşım; itimat ettim bu telefon numarasına, bunun ile ulaşabileceğime inandım.

Zira sanırım evlerinin karşısındaki çınar ağacından sonra yaşadıkları sokağın en eski ve değişmez şeyi, arkadaşımın yaşadığı evdi.

Telefon numarası da değişmemiş olmalıydı.

Değişmemiş.

Aradım, çaldı, tanımadığım bir ses açtı telefonu. Selam verdim.

“Taceddin” dedi karşıdaki, büsbütün heyecanlandım.

Tanımadığım sesle bana cevap veren kimseye arkadaşımın adıyla hitap ettim.

“Evet benim” dedi.

Şaşırdım. Ben onun sesini tanımazken, arkadaşım benim sesimi nasıl tanımıştı, çok merak ettim.

Sordum, acaba aradan geçen yirmi beş yıl sesimi değiştirmemiş miydi?

“Yok hayır değiştirmiş” dedi “herhangi bir yerde duysam sadece sesinden senin olduğunu anlamazdım. Ancak yirmi beş sene önce nasıl selam veriyorsan hala öyle selam veriyorsun. Hatta biraz konuştuktan sonra fark ettim ki hala aynı kelimelerle konuşuyorsun” dedi.

Bir zamanlar dalga geçtikleri Taceddince konuşma üslubum dostumun beni tanımasına vesile olmuştu.

Muhabbetli bir konuşma, bir tahattur, adamın genzini gıcıklayan maziden kalma konular akabinde hitama eren konuşmamız, bana benimle ilgili pek çok şeyin değiştiğini ancak üslubumun değişmediğini öğretti.

Bunun ile beni görmeyen, sesimi de tanımayan, hayatta olup olmadığımdan bihaber bir dost bana adımla hitap etmiş, benmişim gibi davranmıştı...

İnanın bana, isteseydim borç da verirdi. Yapmadığımız şey değildi. Talebe bütçemizin o anki arzularımızı karşılamaya yetmediği anlarda birbirimize çok kere omuz vermiştik biz.

Sesi yıllar öncesinden gelen üslubum bir şekilde krediye sahipti anlayacağınız.

Arkadaşıma “bu Taceddin” diyordu.

MİLLET, ADALET, ZULÜM, İSRAF...

Türkiye siyasetinin karakteristik özellikleri vardır. Kendine mahsustur.

Örneğin siyasal bir hareket siyasal bir hareket olduğu kadar temsil edicileri ile toplum nezdinde karşılık bulur.

Erdoğan’sız bir AK Parti’nin AK Parti’den başka pek çok şeye benzeyeceği muhakkaktır.

Düşünsenize, Erdoğan köşke çıktıktan sonra Abdullah Gül’ün genel başkanı olduğunu yahut Davutoğlu’nun genel başkan olarak o koltukta oturmaya devam ettiğini...

AK parti diye bildiğimiz partiden çok daha farklı refleksler ortaya koyan bir siyasal yapıyla karşılaşırdık.

Halkın teveccühü de ona göre şekillenir, seçmen “at sahibine göre kişner” der ve tercihini buna göre yapardı.

Şahıs mühimdir.

Gelgelelim Türkiye siyasetinde şahsa gösterilen teveccüh kadar kavramlara gösterilen teveccüh de ayrı bir öneme sahiptir.

Bazı kavramların kendine mahsus oy potansiyeli vardır.

Sağda iseniz örneğin; vatan, millet, devlet bayrak, İstiklal Marşı, Mehmet Akif Ersoy, mukaddesat ve bunun gibi nice mefhum...

Siyasal skalanın solundaysanız buna mukabil; emek gibi aydınlık gibi ilericilik gibi kavramların kredisine başvurursunuz.

Neticede toplumda bir karşılığı vardır bütün bu kavramların.

Kitlenizi bu kavramlarla bir arada tutar, motive eder, kendinize bağlarsınız. Haydi, yazım biraz daha bilimsel gözüksün. Konsolide edersiniz.

Bazen siz siz gibi görünmeseniz bile, kullandığınız bu kavramlarla onun aslında siz olduğunuzu hatırlatırsınız sahnede sizi görmek isteyenlere.

Aynı benim aradan geçen yirmi beş senenin rağmına kendimi ele verdiğim gibi.

Cumhur İttifakı bu anlamda paydaşlarının öz malı olan kavramları peşi sıra Millet İttifakı’na kaptırıyor. Dolayısıyla maziden gelen imajını bir başkasının kullanmasına razı oluyor.

CHP’nin geleneksel söylemi “Eşitlik” iken Demokrat Parti geleneği “Adalet” derdi.

Halk Partililer “Cumhuriyet” derken Demokratlar “Millet” derdi.

Ve en önemlisi Türk sağı Müslümanca bir kaygıyla “israf” derdi, “zulüm” derdi...

Cumhur İttifakı’nın serlevha yapması gereken Adalet kavramını Kılıçdaroğlu kendisine tabela kıldı. Kartondan, içi doldurulmuş değil belki ama tabelada yazıyor: ADALET...

İttifaka verilen isim Millet. “Yeter söz milletin!” diye Halk Fırkası ekabirinin başına başına vurulan MİLLET...

Ve israf, zulüm gibi kavramlara sahip çıkıyor CHP.

Duyulması ile CHP’yi hatırlatan kavramlar ile AK Parti’ye vuruyor seninki.

Elinden almadığın sürece vurmaya da devam edecek.

Neticede sahip çıkmadığın kavramına sahip çıkanı sen sanacak kimileri.

Seni sen bilsinler istiyorsan lisanına sahip çıkacaksın.

Yoksa taklidini yapan, senin kredini kullanır.

<p>Marmaris'te orman yangınında görevli Azerbaycanlı itfaiyecilerin Türk bayrağı duyarlılığı duygula

“Bayrak bizim her şeyimiz”

Orman yangınlarında yaralanan hayvanlar tedavi ediliyor

Uluabat Gölü, yeşile büründü

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Suver, Van'da incelemelerini sürdürüyor