• $7,4627
  • €9,024
  • 437.81
  • 1524.49
30 Temmuz 2011 Cumartesi

Başkanlar seyircilerine sahip çıksınlar

Başbakan son derece haklı. Paslanmış alışkanlıklardan hızla korunmak ve uzaklaşmak zorundayız

Türk futbolunun temel sorunu budur. Her kulüp yöneticisi sırtını taraftarına dayayıp her kuruma, her kişiye meydan okudu. İstediğini alkışlattı, istediğini yuhalattı. Kimse kusura bakmasın, bedava bilet de dağıtıldı. Ama eski çamlar artık bardak oldu

Türk futbolundaki temel sorunu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazeteci arkadaşlara söylemiş:
'Yöneticiler, seyircilerine sahip çıksınlar...'
Özellikle son 10 yıla baktığımızda Türk futbolunun temel sorunu budur...
Her kulüp ama her kulüp, sırtını dayadığı seyircisinden güç alarak herkese, her kuruma meydan okudu...
Seyircisi ile ilişki kurdu... Organizasyonlar yaptı, istemediğini yuhalattı, istediğini alkışlattı. Tribünleri sürekli kontrol altında tutmaya çalıştı...
Kim diyebilir ki, ülkemizde 'bedava bilet dağıtma' işi bitti diye...
Kimse kusura bakmasın...
Bırakın çok büyük kulüplerimizi, normal kulüplerimizde bile en az 20'şer 30'ar taraftar dernekleri var...
Yapmayın, etmeyin, bir kulüp varsa, o kulübün taraftarları vardır...
Kulüp taraftarları, çeşitli isimler altında kategorize edilebilir mi?

TARAFTAR BÖLÜNEMEZ
Bu dernek üyeleri sonuçta aynı takıma gönül veren insanlardan oluşmuyor mu?
Birisi daha mı sarı, diğeri daha mı lacivert... Biri siyahtan yana diğeri beyazdan yana mı? Eğer bir forma söz konusu ise sarı ile kırmızı ayrılır mı?
Bunun gibi örnekler çok fazla...
Türkiye'de ne kadar profesyonel anlamda kulüp varsa, hepsinin onlarca taraftar derneği var...
Oysa gönül verilen bir kulüp varsa, arkasında binlerce, onbinlerce, milyonlarca taraftarı olur... Bu taraftar bölünemez, kategori edilemez...
Ama oldu bunlar...
Olmaya da devam ediyor...
Başbakan haklı...
kulüpler, yöneticiler seyircilerini kontrol etme, ayrışmayı önleme ve futbolun kuralları içinde kalma konusunda titizlik göstermek zorunda...
Görüyoruz, eski çamlar bardak oldu...
Üstelik geç bile kaldık... Paslanmış alışkanlıklarımızdan hızla kopmak ve uzaklaşmak zorundayız...

2020'ye elveda mı?
UEFA Başkanı Platini bundan 3-5 ay önce Türkiye'ye gelmiş, Ankara'da Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın huzuruna çıkmış ve '2020 Avrupa Futbol Şampiyonası finallerinin Türkiye'de yapılması' konusunda söz vermişti...
Bir anlamda 2016 Avrupa Şampiyonası'nın kendi ülkesi Fransa'da yapılmasında oynadığı önemli rol için günah çıkartmıştı...
2020 kararı, 2012'nin Mart ayında verilecek. Yani 8 ay sonra.
Ancak, bu 2020 sözüne rağmen 'şike-teşvik' olaylarından sonra Platini ya da UEFA bu sözünde durur mu...
Hiç sanmam... Sanki 'Elveda 2020' diyeceğiz gibi...

Baskı... Her zaman, her yerden

Her kulüp istemediği hakeme ambargo koyup maçlarını yönetmesini engelledi

Açık konuşalım, her kulüp, her hakem kararının kendi lehine olmasını istedi. Ama her kulüp. Açık konuşalım, her kulüp her fırsatta ve her dönemde Futbol Federasyonu yetkililerini arayıp 'Bize şu hakemi verin, bize bu hakemi verin' dedi... Her kulüp gücü ölçüsünde istemediği hakeme ambargo koyup maçlarını yönetmesini engelledi...
Bunlar hep oldu... Bunlar her sezon oldu... Kabul edelim ki şampiyonluğa oynayanı da, kümede kalmaya çalışanı da hakem konusuyla kafasını bozdu, hakem kararlarıyla, kendini sürekli haklı görerek adeta deliye döndü... Federasyona baskı yaptı, yayıncıya baskı yaptı, arkasındaki milyonlarca taraftarına hakemi, yorumcuyu, yayıncıyı, rakibini, işine gelmeyen kim varsa herkesi şikayet etti...
Bir kulüp değil, on kulüp değil... Birinci lig değil, ikinci lig değil... Her ligde, her takım gücü ölçüsünde etki yaratmaya, baskı yaratmaya çalıştı...

DİLERİM BU SON OLUR
Örneğin yayıncı olarak bize az talep, az sipariş gelmedi... Bunları  Maraton programında  'Gene sipariş var' diye hep söyledik... Önemsemediğimiz, ekrana getirmeye gerek görmediğimiz pozisyonlar oldu, 'Saklıyorlar' damgasını yedik... Sanki milyonlarca gözün son derece dikkatli izlediği bir maçın tek bir pozisyonu saklanabilirmiş gibi... Çaresiz hepsini getirdik...
Yıllarca Erman Toroğlu, geçen yıl da Markus Merk, bu pozisyonları yorumladılar... Ama o yorumların da çoğu kulüplerin, ya da camiaların işine gelmedi... Herkes kendi ne düşünüyorsa, kendi takımının lehine hangi karar doğruysa o söylensin, onu duyayım istedi...
Toroğlu da Markus Merk de Renklerin çıkarına göre değil, futbolun kuralına göre yorumculuk yaptı. Çoğu zaman kötü oldular...
Dilerim şu son gelişme ile birlikte, hakem kararları ile yatıp, hakem kararlarıyla kalkmaktan da vazgeçeriz...

Nerede hakemler?
Her maç sonrası, çalınan ya da çalınmayan her düdük, kalkan ya da kalkmayan her bayrak için 'Bu hakem maçı aldı, bu hakem maçı sattı' diye yorum yaptık...
Hakemlerin şerefini, onurunu iki paralık, aile hayatlarını, özel hayatlarını paramparça ettik...
Şimdi bakıyorum 'şike-teşvik' olaylarında şu ana kadar hakem ismi yok... Dilerim bundan sonra da olmaz...
Sanırım bu gelişme bile yeni sezonda hakemlere daha hoşgörülü, daha anlayışla ve daha saygılı olmamızı gerektirecek...

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, koronavirüs aşısına dai

Bakan Koca paylaştı: Aşı uygulaması hakkında pratik bilgiler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İzmir'de aslan yavrusu bulundu

İran, Hint Okyanusu'ndaki temsili hedeflere uzun menzilli balistik füzeler fırlattı