• $9,2257
  • €10,7945
  • 528.804
  • 1432.8
21 Kasım 2019 Perşembe

Biyokaçakçılık bu yolla önlenebilir

Sevgili Okuyucular, Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bir doğa bilimci olarak yıllar boyu edinmiş olduğum bilgi ve tecrübelerimi sizlerle paylaşmanın heyecanını doyasıya yaşamaktayım. Bugün sizlere “DNA Barkodlama” teknolojsini anlatacağım.

Son zamanlarda bilim dünyası için yükselen bir trend olduğu aşikar. Peki DNA barkodlama teknolojisi insanoğluna ne gibi avantajlar sağlayacak? Nedir bu DNA barkodlama teknolojisi? Neden birçok ülke ulusal düzeyde DNA Barkodlamaya yönelik olarak yüksek bütçeli projeleri desteklemektedir?.

Tahminlere göre dünya üzerinde yaşayan yaklaşık 8,7 milyon canlı türü bulunmaktadır. Taksonomistler bugüne kadar sadece ve sadece 1,7 milyon kadarını tanımlamışlar ve kataloglamışlardır. Yani var olan canlı türlerin ancak çok azını biliyoruz ve tanıyoruz. Özellikle bazı canlı grupları üzerinde klasik taksonomik metodlarla türleri teşhis edebilmek yani onları sadece morfolojik özelliklerine göre sınıflandırmak çok zor hatta imkansız. Tabi yukarıda var olan rakamlar sadece tahmini kesinlik yok yani… Dünya üzerindeki biyolojik çeşitliliğin tespiti insanoğlunun neslinin devamı için bu kadar değerli bir bilgi mi?. Düşünsenize daha hala keşfedilmemiş yaklaşık 6 milyon canlı türü var ve bu türler daha biz onları keşefedemeden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Ekolojik olarak her tür kendi içinde değerlidir ve bütüncül düzeyde ekosistem içerisinde belirli rolleri vardır. Bide bu türlerin keşfinden sonra insanlık için sağlayabileceği faydaları düşünün. Bugüne kadar 1.7 milyon türün büyük çoğunluğunu morfolojik düzeyde tanımlayabilmişiz ve hala bazı guruplar için kesinlik yok. Ancak türleri DNA tabanlı tanımlama işlemi klasik mofolojik metodlara kıyasla çok daha hızlı ve kesinlikli bir biçimde yapılabilir.

Kendinizi bir an için bir markette duran kasiyer gibi düşünebilirsiniz marketin içinde yüzlerce ürün mevcut her birinin fiyatını akılda tutmanız mümkün değil dimi bu noktada yardımınıza barkod okuyucu geliyor. Çünkü her ürünün üzerinde bir barkod mevcut ve elinizdeki okuyucuyla ürünün üzerindeki barkodu okutuyor ve fiyat hemen ekrana yansıyor. Yeter ki her ürünün üzerinde bir barkod olsun ve sistemde bu barkodun karşılığının yer aldığı bir veri tabanı olsun. Bazen sorunlar yaşandığı oluyor barkod sisteme tanıtılmadığı zaman kasiyer barkodu sisteme elle giriyior. İşte DNA barkod teknolojisi de tam da bu aslında. Dünyayı market gibi düşünün dünya üzerindeki bütün türlerin DNAlarının türlere özgü olan gen bölgelerinin (ki bu genellikle bir yada bir kaç gen bölgesine karşılık geliyor) dizi yada sekans bilgileri bizim barkodlarımız oluyor. DNA barkodlama teknolojisi ile ilgili uluslarası düzeyde konsorsiyumlar mevcut bu konsorsiyumların amacı bir an önce dünya üzerindeki bütün türlere ait standart DNA barkodlarının veri tabanını oluşturmak. Bu DNA barkodlama teknolojisi ilk olarak 2003 yılında başlıyor ve ivmeli bir hızda ilerlemeye devam etmekte. Ülke olarak bu teknolojide treni kaçırmamalıyız. Ülkemizin bütün kurumları ile bu teknolojiyi yakalamalı ve kendi biyolojik zenginliğimize ait DNA barkod veri tabanını oluşturmalıyız.

Bu DNA barkodlama teknolojisi bize birçok alanda fayda sağlayabilir. Mesela bir gölden bir bardak su örneği alıp bu göl içerisinde hangi canlıların yaşadığı söyleyebilirsiniz bu teknoloji ile. Yada biyokaçaklılık yapmaya çalışan kötü niyetli insanların çalmış oldukları biyolojik materyalleri hızlı bir şekilde tespit edebilirsiniz. Bunun için yeterki DNA barkod veri tabanınız olsun. Örneğin birisi ülkemizde yılan yada akrep zehirlerini toplayıp yurt dışına kaçırmak istiyor bu teknoloji ile zehirlerin hangi türlere ait olduğu çok hızlı bir şekilde tespit edilebilir. Yada ticaretine izin verilen bir çok biyolojik materyalin kontrolünü hızlı bir şekilde yapabiliriz bu teknoloji ile.

Hatırlarmısınız geçenlerde ıspanakta yabancı ot karışması nedeni ile istanbul ve Tekirdağda zehirlenme vakaları olmuştu. Ispanak tarlada hasat edilirken ıspanağa morfolojik olarak çok benzeyen atropine ve skolapin içeren bazı yabancı otlar da karışmıştı. Hatta bu konuda ben de Akşam okurları için bir röportaj vermiştim. Röportajda üç tane doğal bitki cinsinden bahsetmiştim. Datura (Yabani havuç), Atropa (güzelavratotu) ve Mandragora (Adamotu) türlerinin yüksek miktarda atropine ve scolapine içerdiğini ve Bu cinslerde yer alan bitkilerin kolaylıkla kültür alanlarında yabancı ot olarak bulunabileceğini söylemiştim. Mesela DNA barkod teknolojisi ile alınan örnek numunelerden kolaylıkla hangi bitkinin kontamine olduğu büyük bir doğrulukla tespit edilebilirdi. Yada doğadan toplanılan mantarların zehirli olanlarını zehirsiz olanlarından büyük bir kesinlikle ayırt edebiliriz. “Bitkilerle tedavi’ anlamına gelen fitoterapinin yıldızı yükselirken halen insanlar birçok hastalık için aktarlara koşuyor. Kimi zaman çay, kimi zaman vücuda sürülen bir yağ olan şifalı bitkiler modern insanın artık daha çok ilgi alanında. Ancak aktardan aldığımız karışımın içerisinde hangi doğal bitkilerden ne kadar olduğunun tespiti noktasında bir kesinlik ve kontrol yok. Bu bağlamda DNA barkod teknolojisi bize yüksek kesinlik sağlayabilir.

Sevgili Okurlar bu konu daha çok su götürür. Dilim döndüğünce sizlere konuyu özetlemeye çalıştım. Bundan sonraki yazılarımda da bilimdeki son gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Esen kalın, bilimle kalın…

Prof. Dr. Evren Cabi
Twitter: evrencabi
Instagram: profdrevrencabi

<p>Batı, CHP ve HDP,  Gezi ve 15 Temmuz davaları sanığı Osman  Kavala için seferber olmuş durumda.

Halk TV'nin Osman Kavala sevdası

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor