• $7,4765
  • €9,0391
  • 441.735
  • 1556.77
29 Eylül 2011 Perşembe

Haberciliğin geldiği nokta

Dün sabah bir telefon aldım. 'Polis şu an Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nde arama yapıyor. Genel müdür yardımcıları gözaltına alınacak' diyordu telefondaki ses. Hemen gazeteye haber verdim. Ajanslara baktım, kimsenin haberi yok. Bir gazeteci için, bir olayı, medyada 'ilk duyan olmak' büyük keyiftir. Kimsecikler olay yerine gitmeden haber kaynaklarını arayıp mesleki tabirle herkesi 'atlatmak' ise... Of ki of!
Aceleyle telefonun adres defterini açtım. Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaşamını yitirdiği o olay sırasında Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nde kritik görevlerde kimler vardı, isimlere baktım. Tam arayacakken aklıma bir şüphe düştü. Telefonu fırlatıp attım.
Korktum!
Habercilik heyecanını bir an bile terk etmeyen Genel Yayın Yönetmenimiz İsmail Küçükkaya'ya haberi neden kovalamadığımı, kim(ler)den korktuğumu anlatmak için şu mesajı attım,
'Bir gazetecinin şu an yapması gereken, Yazıcıoğlu'nun helikopteri düştüğünde, o dönem Sivil Havacılık'ta yöneticilik yapan kim varsa aramaktır ama ya polis baskınını benden öğrenirlerse? Telefonlar dinleniyor. Ayıkla pirincin taşını! Yarın kendimi bir gazetenin birinci sayfasında, 'Gazeteci polis baskınını bürokrata haber verdi, bürokrat kaçtı!' diyen bir haberin esas kızı olarak görmek istemiyorum.'
İşte 'çamur at izi kalsın!', 'yaftala ki yazmasın!' anlayışının sonucudur bu.
Korkunun yarattığı otosansür, sansürlerin en kötüsüdür. Yapılan bir-iki basın toplantısı dışında hayatım boyunca görmediğim iki adamı aramaya korkuyorsam nasıl habercilik yapacağım?
Geriye tek yol kalıyor. Son birkaç yıldır 'uzman' bellediğimiz bazı isimlerin, büyük zahmetlere girerek emniyetten, arama sırasında toplanan dokümanları ya da ifade tutanaklarını ele geçirmelerini beklemek(!)

Bir bu kalmıştı!
Biri bana 'ulusalcı' demiş. Yetmemiş, 'PKK yanlısı ulusalcı' diye eklemiş. Niye? BDP'nin davet ettiği bir grup gazeteci ve yazarla Diyarbakır'a gitmişim, habercilik yapmışım. Arkadaş yazdıklarımı beğenmeyince beni terörist ilan etmekte beis görmemiş.
Aklın sınırlarını zorlayan bu fantastik (fantırofostik demek daha doğru olur) tespite aslında ulusalcıların ve PKK'nın 'Bu deli kadınla hiçbir ilişkimiz yoktur, olamaz da!' demesini beklerdim ama anlaşılan ne iddia sahibini ne de beni ciddiye alıyorlar.
'Şöhret yolunu polemiklerle parlatangillerden' olmadığımdan 'aaammmaan...' deyip geçecektim lakin arayanlar oldu.
Muhafazakar arkadaşlarım, yıllardır beni tanıyan AK Partili siyasetçiler, yazdıklarım yüzünden telefonlarıma bile çıkmayan bürokratlar 'cevap vermelisin!' diye ısrar etmeseler vallahi yine ciddiye almayacaktım.
'Devir, çamur at izi kalsın devri' dediler. 'Belli ki yazdıklarını hiç okumuyor ama seni hedef seçmiş' dediler. 'Herkesin bir google sicili var, aklınca kayıtlara geçiriyor' dediler... Sanki benden daha muhalif insanlar konuşuyor karşımda. Allah Allaaah! Peki tamam, yazacağım dedim.
Bütün bunlardan çıkardığım sonuç şudur: Sevgili yandaşlar! Sizi daha iyi anladım. İnsanın arkasında böyle 'güçlü' arkadaşlarının, sevenlerinin olması, iktidardan destek bulması çok iyi bir duyguymuş gerçekten(!)
Buradan sizin çıkaracağınız sonuç ise şudur: Hayatı boyunca yaftalanmaktan çekmiş bir grubun bile iktidar hırsıyla gözünün nasıl döneceğini ve kraldan çok kralcılıkla kelle avcılığına soyunacağını ispatladığınız için size teşekkür etmemiz gerekiyor. Çok yaşayın! Ancak kaç kere daha söyleyeceğim? Benden size iş çıkmaz, başka kapıya!
Not: Gülelim diye aradığım annemle babamın 'PKK yanlısı-ulusalcı yaftası'na yanıtını burada yazmayacağım. Durduk yerde hakarete uğrayıp bir de üstüne tazminat ödemeye hiç niyetim yok ama o tarihi sözleri en kısa zamanda cümle içinde kullanacağım. Biiip'siz dost sohbetlerinde tabii...

<p>Peki, piyasalar güne nasıl başladı? Kur ve altında nasıl bir  seyir var? Merkez Bankası’nın

Piyasalar güne nasıl başladı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayatınızı kolaylaştıracak pratik bilgiler

Kar yağışı Türkiye'nin dört bir yanında sürücülere zor anlar yaşattı