• $ 5,9252
  • € 6,5405
  • 281.597
  • 95257.6
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Göze göz, dişe diş kana kan

Bugünlerde dış politikada 'karşılıklılık ilkesi' tartışılıyor; bir devletin başka bir devlete yaptığı muamelenin aynısına maruz kalması. Ne ilginç, bugün alkış toplayan bu uygulama geçmişte Mümtaz Soysal'ın kısa Dışişleri Bakanlığı sırasında ağır eleştirilere maruz kalmıştı. Soysal ilk iş olarak Türkiye'ye vize uygulayan ülkelere de vize koymuştu.
İsrail'le Türkiye arasındaki vize meselesi ilginç. Türkiye, 90 güne kadar ziyaretçi olarak kalmayı planlayan İsrailli yolculardan vize talep etmiyor. Buna karşılık İsrail Hükümeti de 'karşılıklılık esasına' dayanarak Türk yolculardan vize ücreti almıyor.
Türkiye'nin kendi komşularından önce İsrail'e bu kolaylığı göstermesinin yegane sebebi yıllarda güney sahillerimizi, özellikle de Antalya'yı kalkındıran turist sayısıydı.
Yakın zamana kadar İsrail'de hayatında Antalya'ya gitmemiş bir kişiyi bile bulmak zordu, 'One minute' ten beri Yunan adaları, Güney Kıbrıs gibi alternatif yerleri keşfediyor İsrailli turist.
Bir zamanlar İstanbul'da çok sık gördüğümüz, hatta Tarabya semtinin adını 'Tarabia' olarak değiştirecek kadar yoğun Arap turist ise Türkiye'ye geri döndü. Bu basit örnek bile gösteriyor ki Türkiye artık kaybedecek pek bir şeyi olmadığını düşündüğü için İsrail'le her alanda bağları kopartmaktan çekinmiyor.
İsrail yıllardır dünyanın neresinden giderseniz gidin korkunç havalimanı güvenliğiyle tanınır. Varışta farklı renkteki sorgu odalarına alınmanız, daha da kötüsü ülkeden çıkarken de neler yaptığınızı ayrıntılı bir şekilde hesap vermeniz olağan uygulamalar.
Bütün bunlar özünde birer psikolojik taktik ve tahammülünüzü ölçüyor, her geçen dakikada sorgu memuru biraz daha saçmalıyor ve sizinle oynuyor esasında.
Bana 'Madem gazetecisiniz, İsrail'de bulunduğunuz sürede yazı yazdınız mı' diye sordular.
'Evet, yazdım tabii ki' deyince yazımı göstermemi istediler, telefondan dosyayı bulup açtım. Bu sefer 'Telefondan yazmak zor olmuyor mu' diye ikinci bir soruyla karşılaştığımdan bütün elektronik cihazlarımın birbiriyle 'sync' halinde olduğunu anlatmak zorunda kaldım.
Yıllarca başkalarından 'Donumuza kadar soydular' ya da 'Söylediklerimiz birbirini tutuyor mu diye ayrı ayrı sorguladılar' gibi İsrail'den yolculuk efsaneleri duyduk hep.
Aşırı paranoyak ve saçma, ama İsrail'in bu tavrı herkese söküyor.
İsrail öyle dünyayla entegre olmaya, kapılarını herkese açmaya, turizmiyle kendinden söz ettirmeye pek meraklı değil. Hiç de kibarlık taslamadan 'Beğenmeyen gelmesin' diyor; sınırların kalkmasının tartışıldığı dünyada eski yüzyıla ait çağdışı bir yaklaşım.
Şimdi Türkiye de İsrailli yolculara 'karşılık' veriyor. İstanbul Vali Yardımcısı neredeyse Tevrat'tan esinlenerek neredeyse 'Göze göz, dişe diş' diyecek, kibarca 'Onlar ne yapıyorsa, aynısını yaptık' diyor.
'Karşılıklılık ilkesi' kulağa güzel geliyor, bunca yıl sınır kapılarında incinen Türk gurunu yeniden yerleştirmek için de fırsat. Bugüne kadar dış dünyada Türk olmak biraz da kavruk durmak demekti; daha boynumuzu yeni dikleştiriyoruz.
Bir de Türk gururunun yanında, Türklüğün olmazsa olmazı 'adamına göre muamele' alışkanlığımızdan kurtulsak.
Pakistan ve Suriye gibi terörist yatağı ülkelere vize kalkacak, ama Ortadoğu'nun tüm kusurlarına rağmen tek medeni demokrasisi İsrail sıkı denetimden geçecek...
Geçen haftalarda Hürriyet gazetesi varlığı yokluğu belli olmayan eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in gizli elde edilip servis edilen konuşmalarını ayrıntılı bir şekilde manşetten vermekte tereddüt etmedi.
Hemen ardından 'bir oradan bir buradan' misali servis edilen Mehmet Metiner'e ait sözlerin içeriği ise haber değeri taşımadı Hürriyet için.
Alın işte bir 'karşılıklılık ilkesi' daha. Tutturabildiğine uygularsın.
 twitter.com/orayegin
 facebook.com/oryegn

Okuma alışkanlıkları
- Ahmet Hakan: Her şeyi okumasa da her şeye bakıyor.
- Yasemin Çongar: Roman okuyor.
- Ertuğrul Özkök: Bu aralar en fazla biyografi okuyor.
- Yalçın Doğan: Popüler olmayan, herkesçe bilinmeyen bir sürü kitap, bir sürü dergi okuyor.
- Reha Muhtar: Sadece medya sitelerinin başlıklarını okuyor.
- Nazlı Ilıcak: Tweet okuyor.
- Hıncal Uluç: Gazeteleri çok ayrıntılı okuyor.
- Serdar Turgut: Kendi köşesini okuyor.
- Sedat Ergin: İddianamelerden diplomasi kablolarına kadar ne bulursa okuyor.
- Sırrı Süreyya Önder: Kendisi hakkında yazılanları okuyor.

Bütün uykusuzlara sesleniyorum
Geçtiğimiz yıllarda beynimi bir türlü 'kapatamadığımdan', kafamı yastığa koyduğumda bile sürekli 'Acaba ne kaçırıyorum' diye düşündüğümden uyuyamaz olmuştum.
Kaç gece yarısı kalkıp bilgisayar başına geçtiğimi, ya da daha önce izlediğim filmleri tekrar tekrar izlediğimi biliyorum.
Sonunda bu iş için profesyonel yardım aldım. İlaçlar, çeşitli bitkiler, uyku getirsin diye yastığa sıkılan spreyler falan... Denemediğim kalmadı.
En son bir 'iyileştirici' çok basit bir formül önerdi: Uyuyana kadar kalkma. Bazen en basit yanıt en net çözüm oluyor ya... Ama öyle sanıldığı kadar kolay değildi.
Kendi kendimi eğittim bir şekilde, birkaç yıldır epey güzel uyur oldum. Huzur buraya kadarmış ama şimdi uykusuzluk yeniden başladı.
Geçenlerde NPR'da 'Culturetopia' isimli programda 'insomnia' başlığını ele alıyorlardı, ne çok insanla ortak hikayemiz varmış meğerse...
Uyuyamamak değil, gecenin bir yarısı kalkıp baykuş gibi dikilmek de bir dert.
Bazı tavsiyeleri:
- Yatakta podcast, radyo programı veya sesli kitap dinlemek. Kulaklık kablosuyla boğulma tehlikesi var mı, diye merak ediyorlar. Şahsen ben rüyamda dinlediğim şeyin devamını görüyormuşum gibi hissediyorum her seferinde. Bir de uyuya kaldığımda dinlediğim her neyse bir kısmını kaçırmaktan dolayı sıkıntılıyım.
- Bildiğiniz, daha önceden izlediğiniz filmleri veya dizileri seyretmek yeniden. DVD bitip menu'ye dönünce, ana menu'de de sinir bozucu bir jenerik müziği varsa bu insanı sabaha kadar rahatsız ediyor ama. Kapatacak gücünüz olmuyor. Yine de şahsen uykudan önce iki bölüm 'Seinfeld'in hala faydasını görüyorum.
- Yatağı sadece uyumak ve bir tek şey için daha kullanmak. Özellikle New York gibi evlerin küçük olduğu şehirlerde yataklar insanların yaşam alanı: Üstünde çalışılıyor, yemek yeniyor, oturuluyor, okunuyor, film izleniyor. Çok yolculuk yapıp otellerde yaşayanların da derdi bu. 
- Bunlara ek olarak yatmadan bir süre önce her türlü dijital ekrana bakmama tavsiyesini de ekleyebilirim. Televizyon, bilgisayar, telefon, iPad ne varsa... Çok başarabildiğim bir şey değil, ama denediğimde işe yaradı.
Ama hiçbiri tam çözüm değil. Giderek mışıl mışıl uyumanın bir başka dönemin alışkanlığı, geçirmekte olduğumuz evrimin bir sonucunun da yeni uyku düzeni olduğunu düşünüyorum artık. Belki de dijital devrimin şekillendirdiği insanlık artık 'iyi bir uykuya' ihtiyacı olmamayı öğrenecek, kim bilir.

Oray Eğin Diğer Yazıları

<p>Türkiye´nin güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve

SMO Askerleri Tel Abyad´da Mutluluklarını Çocuklarla Paylaştı

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

İstanbullular güne sis ile uyandı

'Üçlü pist' ABD'den sonra ilk kez İstanbul'da uygulanacak