• $7,4125
  • €9,024
  • 442.261
  • 1542.45
14 Şubat 2011 Pazartesi

Balbay ve Özkan Meclis'e girerse

Taktik çok belli. Önce Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay'ın CHP'den milletvekili yapılacağına dair haberler çıkartılıyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu haberleri yalanlıyor, bu oyunu önceden görüyor ve tedbirini alıyor. Bu sefer de Kılıçdaroğlu'na çatıyorlar, onu sözünden dönmekle itham ediyorlar. Oysa başından beri CHP'nin böyle bir niyeti yok.
Dahası, Kılıçdaroğlu en kritik seçim öncesi CHP üzerinden ne yapılmak istendiğinin de farkında. En ufak bir sendelemede CHP'ye orantısız vuruyorlar zaten; fırsat bu fırsat diyerek CHP üzerinden gündem değiştiriliyor. Süheyl Batum'un sözlerinden yapay bir kriz yaratılması da bu değil mi?
Özkan ve Balbay'ın milletvekili yapılmasına yönelik yaratılan suni havanın altındaki niyet de belli: CHP'yi Ergenekon'la birleştirmek... Seçim meydanlarında Başbakan Erdoğan'a yeni malzeme vermek: 'Görüyorsunuz, CHP darbecilerle, Ergenekoncularla ittifak yapıyor' algısını yerleştirmek.
Kılıçdaroğlu'nun Alevi kökenini bile 'soy sop' diyerek referandum öncesi propaganda malzemesi yapan bir zihniyet, elbette devam eden bir davada kesinleşmemiş sonuçlardan da malzeme çıkartır.
Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'ın cezaevinden çıkmasını tabii ki istiyorum. Bana sorarsanız, orada bir gün bile yatmaları haksızdı.
Ama aynı dileğim uyduruk belgelerle, tahrifatla, fabrikasyon delillerle tutuklanmış yüzlerce insan için de geçerli.
Ergenekon davasının ciddiyetine gölge düştüğü ortada. Her geçen gün bir hukuk skandalı daha patlıyor. Son olarak Gölcük'ten çıkan çuvallara sığınmışlardı, bu balon çıktı.
Dava inandırıcılığını kaybettikçe de siyasallaşıyor. Kim, şu son tutuklamalarının seçime yönelik bir şov olmadığını söyleyebilir ki?
Bu şova ortak mı olunacak yoksa hukuk yerini bulsun diye mücadele mi edilecek?
Bu mücadelenin en önemli iki simgesi Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'dır.
Kendileri de gazeteci olduğu için Balbay ve Özkan'ın tutukluluğu sayesinde Ergenekon davasındaki çarpıklıklar, tutukluların mağduriyeti medyada daha fazla yer buluyor. Kamuoyu, Ergenekon'da olan biten gerçekleri Balbay ve Özkan üzerinden takip ediyor ve bu konu da onlar sayesinde bir duyarlılık kazanıyor.
Milletvekili yapılarak Silivri'den çıkarılmaları Silivri'deki yüzlerce başka mağduriyete ilginin otomatik olarak azalmasına yarar en fazla. Bu da kuşkusuz, bu işi ilk başta tasarlayanlara fırsat olur.
Biliyorum ki özellikle Özkan ve Balbay konusunda ciddi bir duyarlılık var. Yaşanan dram karşısında da bir şeyler yapılması isteniyor.
Ancak bu umut havasının da maksadını unutmamak gerekiyor.
Milletvekili seçilseler bile yeni kurulacak bir Meclis'te oy çoğunluğuyla dokunulmazlıkları kaldırılır, tekrar Silivri'ye gönderilirler. Emin olun, baskı rejimi onları rahat bırakmaz.
Ama bir gün bu dava elbette biter.
O gün de bu hukuksuzluğun hesabı sorulur. Görürsünüz, bu davadan onlarca başka Dreyfus davası doğacak.

Korsan film keyfi
Bİlİyorsunuz, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve eşi önceki gün evlerinde DVD'den 'King's Speech' filmini izlediler.
Bir anlık gafletle bu filmden alınan keyif de twitter'dan paylaşıldı. Ve normal şartlarda ciddi bir skandal olan ama bizde sadece 'gülüp geçilen' bu haber de ortaya çıktı. Çünkü bu filmin DVD'si dünyanın hiçbir yerinde henüz çıkmadı.
Belli ki Gül Ailesi korsana dalmış...
Tartışmalar üzerine Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklama daha da tuhaf: Cumhurbaşkanı, Kültür Bakanlığı'ndan rica etmiş. Onlar da film şirketi TMC'den istemişler...  Bakanlığın böylesi şahsi ricalara baktığını da bilmiyordum. Bir de Cumhurbaşkanı'nın bir 'Akademi' üyesi gibi evine film yaptıracak kadar bu işle ilgili olduğunu...
Neyse...
Film şirketleri şu filmleri zamanında vizyona soksalar da hepimize eşit muamele yapılsa fena olmaz mı?
Bu senenin bir başka çok konuşulan filmi 'The Kids Are All Right'ın çoktan DVD'si çıktı mesela, bizdeki salonlarda hala fragramanı dönüyor. Ayıptır bu kadarı da... İzleyiciyle dalga geçmektir. İzleyen çoktan izledi bu filmi; şimdi vizyona soktuklarında 'gişe yapmamasını' bahane edeler.
Cumhurbaşkanı'na evlere servis filmden önce filmi ait olduğu yere, sinema salonuna sokun.

Papağan kafeste
Türkİye Gençlik Birliği üyeleri Taraf'ın bir yazarını fena oltaya düşürdü. 'Türkiye'de her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız' misali hala kendini çabalamaya çalışan yazar Emrullah Uslu... Eski polis, şimdi köşe yazarı... Galiba adından pek memnun değil ki daha 'şık' olduğunu düşündüğü Emre'yi kullanıyor.
Gençler, bu arkadaşı aramışlar ve bir sürü saçma sapan komployla kafasını doldurmuşlar. O da inanmış! İnanmakla kalmamış, 'kulaktan duyma' teorileri de yazmış köşesinde. Hiç sorgulamadan, hiç 'doublecheck' etmeden, hiç aldığı istihbaratı araştırmaya gerek duymadan...
'Süheyl Batum, seçim sonrasında yeni bir darbe için çalışıyor'muş! Nasıl ama...
Bunu söyleyen de güya 'CHP'deki kaynakları'ymış...
Yalan... Onu oltaya düşüren gençlerin oyunu...
Ah Emrullah, nasıl da çoluk çocuğa yem oluverdin...
Sen gazeteci misin ki 'haber kaynağın' olacak... Senin gazeteciliğin papağanlıktan ibaret; birilerinin söylemeni istediğini tekrar etmek görevin.
Bu yüzden de gençlerin tufasına da kolaylıkla düşebiliyorsun işte...
Bunca yıl 'fısıldananlar' ve 'sızdırılanlar' üzerinden yazıp durdun, şimdi fena yakalandın ama.

Nasıl görmezsin Can Dündar
Ben Can Dündar'ı sık sık eleştiririm... Çünkü Can Dündar'ı önemserim. İsterim ki gazetecilik yapmaktan vazgeçmesin, kendi çizgisinden ödün vermesin, yalpalamasın.
Daha da önemlisi net olsun; hele hele böyle bir dönemde denge yapmaya kalkmasın, tarafını belli etsin.
Medya çökertilmek istenirken Can Dündar gibi isimlerin gazeteciliğine ihtiyacımız var... Dikkat ediyorum, son zamanlarda o da artık denge merakından sıyrılanlar, ne pahasına olursa olsun gazetecilik yapanlar safına katıldı... Bu yüzden de merak ve ilgiyle okuduğum yazarların başında geliyor.  Geçenlerde Başbakan'ın 'uğradığı' işkencenin arka planını anlattığı yazısı şaheserdi. 'Propaganda metodları' dersinde siyasilerin kendilerine nasıl alternatif tarih yazdığını göstermek için okutulmalı...
Ama...
- - -
Can Dündar'ın dünkü yazısına itirazım var.
Kamuoyuna 'Balyoz darbe planı' olarak yansıyan TSK semineri için 'herhangi bir demokraside kabul edilebilir bir 'oyun' değildir' diyor. Oysa burada çok ince bir ayrıntı var: Anayasa, TSK'ya iç tehdide karşı da rejimi koruma görevini vermiş bir kere. AKP de 'laiklik karşıtı odak' olmaktan dolayı Anayasa Mahkemesi'nden ceza almış... İçeriğine katılmak, katılmamak ayrı bir mesele... Askerin görev tanımını tartışmak da... Ama özel olarak 'Balyoz' seminerinde yapılan 'kitaba' uygun değil mi? Can Dündar, nasıl görmez bunu?

<h3>Siyasetin gündemi reform ve ittifak çalışmaları oldu. Peki muhalefet neden reform ve ittifak çal

Siyasetin gündeminde ne var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hastane kapısında 5 gün sahibini bekleyen vefalı köpek Boncuk, dünya basınında

Amasya'da mamutlara ait olduğu değerlendirilen fosiller bulundu