• $8,8456
  • €10,3745
  • 496.747
  • 1384.68
2 Eylül 2021 Perşembe

Belirlenmiş söylemde debelenmek mi, söylemi belirlemek mi?

Söylem üstünlüğünün kimde veya kimlerde olduğu hem dünyada hem Türkiye'de hep tartışılır. 1980'lerden sonra dünyada neo-liberalizmin ve onunla bağlantılı olarak post-modern kimlikçiliğin nasıl revaçta olduğu; söylemsel hegemonyasının bulunduğu hepimizin malûmu... "Sınırlar kalkıyor, milletler ve milliyetçilikler çağı bitiyor, artık dünya köy hâline geldi, ulus-ötesi yapılar ulus-devletlerin önemini azaltıyor" gibi sloganik laflarla söylemini inşa eden, Batı'da hazırlanıp daha çok 3. dünya için sarf edilen bu sözlerin aslında nasıl temelsiz olduğu zaten 2008 Krizi'nden sonra iyice anlaşılmıştı. O kadar ki bu tezlerin ana üslerinden İngiltere ulus-devletini korumak için Avrupa Birliği'nden çıkma kararı aldı.

Türkiye'de bile bu görüşleri savunan, bunu da büyük oranda etnik ayrılıkçılığı meşrûlaştıracak bir argümantasyon kaynağı olarak kullanan sözde liberal aydınların maskesi de 15 Temmuz Darbesi'nde ve PKK terörizminde açıkça demokrasinin karşısında yer almalarıyla düşmüştü. Birçoğu FETÖ'nün yanında saf tutmuş birçoğu da darbeye karşı bir eleştiri getirmediği gibi darbeyle mücadele eden seçilmiş hükümete 'sivil darbe' veya 'otoriterleşme' suçlamaları getirmiş dahası PKK terörizmini aklayacak bildirilere destek vermişti.

Söylem Üstünlüğü ve İslâm Karşıtlığı

Yine 11 Eylül saldırıları sonrası dünyada İslâm karşıtı bir söylem inşa edildi ve özellikle Batı'da Müslümanlığı pek çok olumsuz imajla birlikte anmak, etiketlemek bu söylemin unsurları hâline getirildi. O kadar ki bugün bile dünyada Müslümanların haklarını, mağduriyetlerini gündeme getirmek giderek zorlaşan bir özgürlük meselesi hâline geldi.

Söylemsel hegemonya sizi çoğu zaman pozisyonunuzu savunurken tereddüt ettirir, savunurken de özür dileyici ve kendinizi ispata çalışan bir dile mahkûm eder. Bir süre Batı medyasında yer bulan Müslümanların kendilerini İslâm'ın terörizmle bir bağı olmadığını ispat etmek zorunda hissetmeleri tam da bu söylem üstünlüğüyle, hegemonik medya dili ile ilgiliydi.

Burada kendini anlatmaya çabalayan samimi Müslümanların yanı sıra kendisini Batılı sömürgecinin gözünden gören; karşısındakini özne kendisini ise nesne konumuna indirgeyen kompleksli anlayışı da unutmamak gerekir. Bir Batılı gördüğünde aslında kendisinin de onlar gibi olduğunu ispatlamaya çalışma hâli Tanzimat'tan beri hâlen toplumumuzun önemli bir bölümünde var olduğu gibi Türk ve Müslüman kimliğinden doğuştan bir rahatsızlık duyacak kadar hastalıklı bir ruh hâli de hepimizin malûmudur.

Edilgen mi, Etkin mi?

İşte bu 'kafa'nın kültürel ve toplumsal gündemini 200 yıldır söylem üstünlükleriyle belirlediği ve bu söylemsel üstünlüğü de kendi yeteneklerine, zekâlarına, eğitimlerine değil de Batı sömürgeciliğinin kültürel/ideolojik ajandasını hazır paket alıp ithal ikame kullanmalarına borçlu olduklarını biliyoruz.

Bu edilgen, Batı'ya bağımlı zihniyet uzun yıllar Türk dış politikasında da kendi kabuğuna çekilmekle övünmüş, bölgesi başta olmak üzere dünyaya dair bir söz hakkı veya etkisinin olmamasını Atatürk'ün başka bir bağlamda söylediği 'yurtta sulh, cihanda sulh' sözünü çarpıtıp kullanarak meşrulaştırmaya çalışmıştı. Hâlbuki Atatürk'ün aktif dış politikaya, bölgesel liderliğe, Türk ve İslâm dünyasında Türkiye'nin belirleyici olmasına ve emperyalizme meydan okunmasına dair pek çok sözü daha bulunmaktadır.

İşte edilgen, özür dileyici, kompleksli dilin bir kenara bırakılarak; kültürel hayatta, güvenlik politikalarında, dış politikada, Türkiye'nin darbelerle ve terör örgütleriyle mücadelesinde özgüvenli, şahsiyetli, tarihindeki ve idealindeki büyüklüğe, Türk ve Müslüman kimliğine yakışır bir dile kavuşulması ileride tarih kitaplarında pek çok yönüyle tartışılacaktır.

Tanımlayan, dili belirleyen, haklı olmanın getirdiği özgüvenle meydan okuyan bir söylemi inşa etmek Türkiye'nin yakın tarihini değiştirdiği gibi ideallerine ulaşmada da kat edilmesi gereken en önemli yol olarak karşımızda durmaktadır.

Bu köşede bu konuya devam edeceğiz.

<p> </p>

Bülent Ersoy'dan estetik açıklaması

''Yola çıkmalı'' dedirten 5 film

Mezarlıkta toprağa yarı gömülü halde bulundu!

Kilo vermek isteyenler dikkat! Limon diyetiyle ayda 10 kilo vermek mümkün