• $32,4897
  • €34,7065
  • 2478.43
  • 9530.47
28 Şubat 2022 Pazartesi

28 Şubat'ın sosyolojisi

28 Şubat denildiği zaman Refah Partisi-Doğru Yol Partisi koalisyon hükümetinin yani seçilmişlerin işbirlikçi ve İslâm karşıtı askeri cunta tarafından devrilmesinden...

Dış politikada Türkiye üzerindeki Batı vesayetini perçinlemek, tam bağımsızlık çizgisini engellemek için Batıcı taşeronların yaptığı bir darbe olduğundan...

Bazen de başörtüsü yasağından, imam-hatiplerin katsayısı meselesinden bahsediyoruz.

Ama 28 Şubat'ı sosyolojik bir çerçeveye 25 yıl geçmesine rağmen bir türlü oturtamıyoruz.

28 Şubat ve yeni muhafazakâr orta sınıflar

Türk toplumunun ekonomik, kültürel, bürokratik ve siyasal elitlerini imparatorluğun son yüzyılından itibaren "merkez"deki dar zümre oluşturmuştur. Bu toplumsal rakipsizlik ekonomide, kültürde ve siyasette de tek-tip bir Batıcı profilin egemen olmasıyla neticelenmiştir.

Batıcı tepeden aşağı modernleşmeye karşı kendi değerlerini, yaşam tarzlarını, geleneklerini, millî ve dini kimliklerini muhafaza etmeye çalışan ama taşrada ekonomik, kültürel, bürokratik araçlardan yoksun kalan toplumun ana omurgasının kaderi 1950'lerin başlarında değişmeye başlamıştı. Hem artık oylarıyla iktidarı belirleyebiliyor hem de sanayileşme hamleleri sonrası başlayan köyden-kente göçle birlikte "merkez"de de var olmaya başlıyorlardı.

Tabiî bunun önü askeri darbelerle kesiliyor; oy verdikleri idam ediliyor; askeri darbeler mevcut ekonomik, kültürel, bürokratik iktidar odaklarının da desteğiyle bu toplumun ana omurgasını oluşturan kitleleri ekonomik, kültürel ve siyasal süreçlerden dışlıyordu. 1950'den 2000'lere gelen süreç aslında böyle bir toplumsal mücadelenin neticesi ve onun siyasal tezahürleriydi.

İşte 28 Şubat 1997 askeri darbesi de böyle kendi milletine karşı siyasal ve toplumsal olarak mücadele eden bir mandacı ve İslâm düşmanı darbeydi. Zaten doğal olarak kendini bu millete ait görmeyenlerin ait görecekleri bir dış efendi olacaktı. Bu nedenle darbecilerin "çalışma grubu"nun adı "Batı Çalışma Grubu"ydu.

Buradaki hedef belliydi: 1990'larla birlikte kentleşme düzeyi yükselmiş toplumda artık büyük girişimciler hâline gelmeye başlayıp ekonomik güç olmaya başlayan, "MÜSİAD" adı altında Türkiye'nin büyük sermayesi için bir rakip hâline gelen muhafazakârların şirketleri batırılmalı, ekonomik faaliyetleri bitirilmeliydi. "Yeşil Sermaye" adı altında kampanyalar yapılması, kara listeler yayınlanması, iş insanlarının tehdit edilmesi bundandı.

Zaten Türkiye'nin büyük sermayesinin, başta medyası olmak üzere tüm gücüyle darbeye destek olması bu yüzdendi. Nitekim o darbecilerin hepsi sonrasında büyük sermayenin şirketlerinde yönetim kurulu üyesi yapılarak ödüllendirilmişti.

Yetmemişti... Muhafazakârların medyası da olamazdı. Tek televizyon kanalları olan Kanal 7'ye; orada çalışan Ahmet Hakan ve Zahit Akman'a yapılan baskılar; nadir muhafazakâr gazetelerden Yeni Şafak ve patronlarına yapılanlar da bundandı. Yani mesele siyasi hükümeti devirmekten öteydi. Bir ekonomi-politiği ve sosyolojisi vardı.

28 Şubat ve kültürel iktidar

28 Şubatçıların korktuğu şeylerin başında da daha düne kadar kendilerine eşit görmedikleri muhafazakâr milliyetçi insanların iyi üniversitelere girmeye başlamaları, iyi işlerde çalışmaları, entelektüel faaliyetlerde yer almaları vardı. Çünkü bu alanlar onların kurtarılmış alanlarıydı.

O yüzden işe ilk olarak eğitimle başladılar. Türk milletinin kadınlarının çoğunluğunun üniversiteye girişlerini başörtüsü yasağı ile engellediler. Kamuda çalışmalarını da yasakladılar. Hâli hazırda özel sektör kendilerine ait olduğu için orada yasak zaten fiili olarak vardı. Kadınların hem eğitim, hem çalışma hem de seçilme haklarını ellerinden alarak dünya tarihinde örneği olmayan bir cinsiyetçi rejim kurdular.

Yetmedi, imam-hatip mezunlarının önüne katsayı engelini koydular. Erkeğiyle kadınıyla dindar insanları kültürden, entelijansiyadan, akademiden dışlayıp kendi mandacı kültürel iktidarlarını korumayı amaçladılar.

28 Şubat'a dair konuşurken artık meseleyi bir sosyolojik çerçeveye oturtmak, meseleyi sadece hükümet devirmekten öte görmek gerekiyor.

<p>İran'da nükleer programı   'Barış için Atom', aslında ABD'nin yardımı ile başlatıldı. </p><p>5 nü

İran ve İsrail arasında 'nükleer' gerginlik!

Türkiye'de il olmaya aday ilçeler belli oldu! İstanbul'dan üç ilçe var

Karadeniz'in peştamalını dünyaya tanıttı

Antalya'daki teleferik kazasının enkazı havadan görüntülendi: Facianın boyutu gözler önüne serildi