• $8,4592
  • €10,2357
  • 494.745
  • 1441.33
02 Haziran 2013 Pazar

ATOM İZİNDEYİZ!

Lisede fiziğim süperdi, nerede evrenin oluşumuyla ilgili belgesel görsem seyrederim, hem o kadar ‘Fringe’ de izledim… Ama olmayınca olmuyor işte! Bir grup gazeteci, üç günümüzü CERN’de yani Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde geçirdik; ekipten bir kısmı şu anda ODTÜ Fizik’e yatay geçiş peşinde… Bense ‘The Big Bang Theory’nin Penny’si misali hâlâ ‘atom altı parçacık’ seviyesindeyim. Tabii bir takım tesellilerim var:
1- CERN’e gitmek kolay mı, ortam nasıl, Türkiye-CERN ilişkileri ne âlemde süper kavradım; anlatacağım
2- Değme fizikçiden iyi Twitter, Instagram kullanıyorum:)

NİLAY ÖRNEK-nilay.ornek@aksam.com.tr

Sanıyorum ki, çizgi romanları, bilgisayar oyunlarını seviyorum; Battlestar Galactica, Doctor Who, Star Trek ya da Star Wars’a bayılıyorum, bol bol da İsmet Berkan köşesi okuyorum, zekâ sorularıyla uğraşıyorum diye hemen konuya gireceğim, CERN’de işi çözeceğim… Tabii ki öyle olmuyor, olmadı da… Ama pek çok şey öğrendim, anlatacağım; önce baştan başlayalım. 


Filli Boya bir süredir ‘renk’ meselesine takmış durumda; biliyorum bu bir boya firması için gayet doğal! Ancak onlar işin ‘derinine’ iniyor; renklerin moda ya da nöroloji ile ilgisiyle de ilgileniyor; bilimsel araştırmalardan da yararlanıyorlar. Geçtiğimiz sene Finlandiya’ya gittiler mesela, Ümit Ünal ve Özlem Süer’in de danışmanlık yaptığı bir ‘renk komitesi’ni ziyaret ettiler; yılın moda olacak renklerine ‘karar veren’ komiteyle birkaç gün geçirdiler… Bu sefer “Zihinde renk nasıl oluşur?” sorusuna bulunan yanıtları dinlemek için CERN’e bir yolculuk planlanmıştı; bir grup gazeteci onlarlaydık. 

CERN’E ÜCRETSİZ GİRİŞ ZOR DEĞİL 
Daha baştan bunu söyleyeyim ki, ‘ulaşılamaz’ bir şey okuyormuş gibi hissetmeyin. Bu kadar bilimsel deneyin yapıldığı, bilim adamlarıyla dolu, sürekli belgesellere, komplo teorilerine, haberlere konu olan bir yere giriş ‘imkânsıza yakın’ izlenimi doğuyor ama öyle değil. CERN’in internet sitesinde bir ‘ziyaretçi’ bölümü var. Ama gitmeye karar verir vermez oradan randevunuzu almanız önerilebilir çünkü ‘bireysel olarak’ gidecekseniz, taze baktım, Eylül ayına kadar yer yok. Ancak grup gezilerinde şansınız artıyor, yakın zamanda yer bulabilirsiniz. Sizden oraya giriş için ekstra ücret alınmıyor. İsviçre’ye gittikten, Cenevre Havaalanı’na indikten sonra iş kolay çünkü CERN, havalimanına gerçekten çok yakın. Biz oradayken İstanbul Florya’dan bir okulun gezisi vardı mesela; CERN’deki müzeyi geziyordu liseliler. Bir şirket aracılığıyla gelmişler.


‘SERN’ Mİ, ‘SÖRN’ MÜ?
Cenevre’de kimi restoran Fransa’dan beter, İngilizce mönüleri bile yok ama 85 ülkeden bilim adamlarının çalıştığı CERN ‘çok dilli’ bir yer. Ana dilleri İngilizce, Fransızca. Kimi ‘sern’, kimi ‘sörn’ diyor; bunun nedeni de CERN’ün aslında bir Fransızca ifadenin (Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire-Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi) kısaltması oluşu, Fransızca’da ‘sörn’, İngilizce de ‘sern’ yani…


METROSEKSÜEL BİLİM ADAMI 
Hollywood dizi ve filmleri sağ olsun (ABD’li) muslukçular, itfaiyeciler olabildiğince yakışıklı, bir o kadar adaleli, havalı ama tüm bilim adamları dikkat çekmeyen, asosyal, kötü giyinen, şişe dibi boyutunda gözlüklerle dolaşan tipler; değil mi? CERN’ün girişinde kocaman bir pano; bilim insanları siyah beyaz fotoğraflarda eğlenceli pozlar vermişler… Yüzlerce bilim insanının fotoğrafından oluşan dev bir fotoğraf var. 

Bayağı yakışıklı genç adamlar, güzel kadınlar… Zaten gezi boyunca bize rehberlik eden, e=Mc2’den öteye gitmeyen fizik sorularımıza sabırla yanıt veren Doç. Dr. Kerem Cankoçak da ‘havalı, yakışıklı bilim adamı’ örneğinin heykeli dikilecek temsilcilerinden. Eşi Riitta da Finlandiyalı; çok güzel, çok sevimli, zeki ve esprili. İngilizce ve İtalyancası’nın yanı sıra Türkçesi de çok iyi; aynı zamanda bir şair.

BARDA DA POPÜLER ARTIK
Riitta Cankoçak, İsviçre’den Fransa’ya geçerken bize “Şurada havuz var” diyor; genç ve güzel kızlar, modeller ‘bilim adamı’ tavlamaya gidiyorlarmış yazın. “Popülerlikleri arttı ya, çok da para kazandıkları, çok ilginç oldukları düşünülüyor” diyor. Birkaç kişi de doğruluyor, “Fizikçiler artık barda daha popüler.

ÖĞRETMENLERE DERS
CERN’e başvurulduğu taktirde özellikle lise öğretmenlerine ücretsiz dersler veriliyor. Gençlere bilimi basit ve doğru anlatabilmeleri için! 

SANAT GRUBU OLARAK ‘KARA DELİK’
 Malum, CERN hem İsviçre, hem de Fransa’yı içine alan bir alanda; 27 kilometrelik bir bölgeyi çap olarak düşürseniz deneylerin yapıldığı alan ve çevresini kapsıyor. Alp dağları kenarında... Burada sanat da ön planda. Bir kadın ekibin sanat çalışmaları ‘Kara Delik’ adı altında sergileniyor.

KAFETERYA
‘Tanrı Parçacığı’nın aranmasına neden olan deneylerin de 4 bilim insanının bir kafeterya sohbetinden çıktığı düşünülürse, klasik bir Avrupa üniversite kampusunu andıran CERN’ün sosyal bölümünde kafeteryanın işlevi büyük. Oysa görünümü öyle sıradan; yemekler çok çeşitli ve lezzetli, ama bizim evin mutfağı daha havalı yani… 

ŞAMPANYALAR PATLATILMIŞ! 
Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nı görmek için ilk önce bir ‘yönetim odasına’ giriyoruz; CMS kontrol odasına. O bölgenin genel adı SX5. P5 de deniliyormuş; yani CMS deneyinin yer aldığı LHC ringi üzerindeki 5 numaralı çarpışma noktası. Kontrol odası onlarca dev ekran, bilgisayarlar ve bir dolu dosyanın olduğu normal bir ofis gibi… Bir köşede onlarca boş şampanya şişesi var, üzerinde tarihler ve niye açıldıklarını gösteren deney isimleri…

GÖZDEN KİMLİK 
Biz bir grubun çıkmasını ve ‘anahtarı’ bize devretmesini bekliyoruz. Sonra kart ve kasklarımız veriliyor. Ama rehbersiz içeriye giriş imkânsız, çünkü rehberlerimiz ‘gözleri’ orada tanımlı bilim adamları; onlar kapıya gözlerini okutunca bizlere açılıyor kapılar. “Burada çalışanlar birer modern madenci gibi” diyor Riitta, gerçekten de yerin bayağı altına iniyor, tünellerden geçiyoruz. Herkesin temel radyasyon taraması, zehirlenme vs. eğitimi aldığını ve yangında asansörlerin kurtarıcı olduğunu öğreniyoruz. 

TÜNEL Mİ, DEDEKTÖR MÜ? 
Ortada hızlandırılmış parçacıkların çarpıştırılıp deneyler yapıldığı dev bir tünel var. Onu görmek de eminim etkileyicidir; biz uzun zamandır orada çalışmasına rağmen daha tüneli bire bir görmemiş olan Sercan Bey’le biraz dalga geçiyoruz, o ‘cool’; “Dedektörleri görmek her zaman için daha etkileyici” diyor. Gerçekten de öyle; önce bir maket görüyoruz, ardından da kendisini. Devasa! Binlerce parça, binlerce kablo, dev bir lego gibi, Optimus Prime gibi... Gibi gibi… Çok etkileyici… 

TANRI PARÇACIĞI İSMİ NASIL ÇIKTI?
İlgili pek çok kişi biliyor olabilir; ama tekrar etmekte yarar var. Kendisi de bir fizikçi olan Leon Lederman bir kitap yazar ve ‘Eğer evren yanıtsa soru’ alt başlığı taşıyan kitabına ‘goddamn particle-Allah’ın belası parçacık’ ismini vermek ister ama sansasyon sever yayıncısı bunun ‘Tanrı Parçacığı’ olmasına karar verir. Ve adını fizikçi Peter Higgs’ten alan parçacık yıllar yılı ‘Tanrı Parçacığı olarak anılır.

EVRENİ ÇÖZ, TWITTER’I ÇÖZEME
Doç. Dr. Kerem Cankoçak, artık İTÜ Fizik Bölümü’nde; CERN’deki çalışmalarını da sürdürüyor. Aynı zamanda da Alfa Bilim’den çıkan 50’ye yakın kitabın editörü. Fiziği popüler bir dille anlatma, yaygınlaştırma niyetinde. Dünya’nın oluşumuna, gezegenlere, atoma, bozonlara, atom altı parçacıklara, teorilere dair çok şey bilen bu adam Twitter’da ‘mention’ ne, onu bilmiyor! “Hocam biz bilim adamı olarak İsmet Berkan’ı izliyoruz, bakın CERN’e de 20 kere gelmiş; ne olur siz de biraz girişken olun” gibi ısrarlarım sonucu Twitter’da artık kendi adıyla bir hesabı var. Orada kısa kısa bilgiler paylaşacak. 

EVREN TASARLANAMAZ
Prof. Dr. Cankoçak, “Evren yaratılabilir ama tasarlanamaz. Bugün laboratuarla evren yarattığını iddia edenler olabilir ama tasarlama yapamazlar. Bilim, evrim, evren tasarlanamaz” diyor.  

PAPUA YENİ GİNE’DEKİ KABİLE
Fiziğin ışık ve renge bakışını incelerken Papua Yeni Gine’deki Berinmo Kabilesi örneği çok etkileyiciydi. Renkleri farklı isimlendirdiklerini ve hatta farklı algıladıklarını öğrendik! 

YAVUZ EV SAHİBİ HIRSIZI...
Üç gün sadece fizik konuşarak geçirmedik tabii. Bir ara konumuz hırsızlıktan açılmışken Riitta bize Finlandiya’daki teyzesinden bahsetti... Teyzesi bir gece evine giren hırsızla burun buruna gelir. Ne panik yapar, ne ağlayıp sızlar; “Otur” der “Biraz konuşalım”; “İstersen sana evdeki değerli eşyaları  gösteririm ya da zengin evleri” der; “Ama önce biraz sohbet edelim”. O ne sohbet ise, o dönem 70’lerindeki teyzeden 30 küsur yaş küçük hırsız Timo o evde kalır, hem de 10 yıl. Timo tüm aileyle tanışır aileden biri olur yıllar yılı... Şimdi fizik, esas bana bunu açıkla!

CERN’deki Türk bilim adamlarının birikimini niye başka ülkelere kaptırıyoruz? 
‘Türk’, ‘yabancı’, ‘kaptırmak’… Bir arada basit kavramlar haline geliyor. Ama durun bir dakika, başlıktaki soruyu açıklamaya çalışayım. 
Devamlı olarak en uzun süre CERN’de kalan Türk bilim adamı Prof. Dr. Samim Erhan. İlk giden kişi Prof. Dr. Perihan Tolun imiş; ancak o ODTÜ’ye dönmüş. Prof. Dr. Erhan ise 1982’den beri orada… 
Ama onunla konuşmamızın ardından içimiz bir burkuluyor; çünkü yıllardır özlük haklarının University of California’da olduğunu söylüyor; ABD adına deneylere katılıyor. Nedeni de basit. Bizde olmayan ama ABD’de olan bir ‘araştırma kadrosu’; üniversitenin araştırma kadrosunda olursanız ders verme zorunluluğunuz, sınav kâğıtlarına bakma angaryanız yok; safi deneylerle boğuşabiliyorsunuz… Bir bilim adamı için gerekçe net… 
Doç. Dr. Kerem Cankoçak da yakın zamana kadar Iowa Üniversitesi için çalışıyormuş; şimdi İTÜ Fizik Bölümü’nde… Erhan’la röportajımızdan birkaç not:
l En basit mânâda CERN, hızlandırıcıları içeren ve orada bilim adamlarının deney yapmasını sağlayan bir enstitü. Değişik zamanlarda değişik hızlandırıcılar çalışıyor. 
l CERN’deki çalışmalara Türkiye’den dört ana üniversitenin şemsiyesi altında katılınıyor: Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ ve Çukurova. Ama bu grupların altında Türkiye’deki belli üniversitelerden de CMS ya da Atlas deneylerine katılan Türkler var.
l Bugün kullandığımız tüm teknolojik ürünlerin temelinde ‘temel bilim’ var. Önce temel bilimde bir şey öğreniyor, sonra onu teknolojik olarak uyguluyorsunuz. CERN’de temel bilim çalışmaları yapılıyor; maddenin yapısı ve onların etkileşimleri araştırılıyor.
l “Niye Türkler şart?” sorusuna şöyle yanıt veriyor Samim Erhan, “Eğer siz bir şeyi yaparak, üreterek, uygulayarak öğrenmiyorsanız, lisedeki ders kitaplarından öğrenir gibi öğrenemez; teknolojiye dönüştüremezsiniz. Burada kullandığımız aletlerin tamamı dünyada tek, en ileri teknolojiyi kullanmak ve hatta o teknolojiyi yaratmak zorundasınız. Türkiye’den gelecek kişiler Türkiye’de sanayinin teknolojiye dönüşümünü sağlayabilirler.”
l Dünyanın en büyük mıknatısı olan çarpıştırıcının dedektör bölümündeki bazı parçaları, Türkiye’den bir şirket, Bursalı Makine Freze Kalıp Şirketi üretmiş. Bunun maddi karşılığı çok büyük mü? Sanırım hayır, ama yeni pazarlara girmek için referans değeri büyük.
l Uzay sanayinde ısı kalkanı olarak kullanılan seramiği biz mesela mutfak için kullanıyoruz; buradaki hızlandırıcı için kullanılan teknolojiler de ileride tıpta ya da başka alanlarda, özellikle savunma sanayiinde kullanılabilir.
l Ancak CERN’den ihale almak için CERN’e üye olmak gerekiyor. Pek çok ülkenin ticaret ofisleri içinde birer irtibat ofisleri var; Türkiye’nin ise böyle bir bağlantı ofisi işler anlamda yok. Türkiye’deki küçük sanayi firmaları kendi kendilerine CERN’deki ihaleyi takip edemez. Diğer tüm üye ülkelerin var. İsrail yakında üye olacak ama üye olmadan önce de burada aktifti. İsrail, “50 milyon dolara kadar malzemeyi bizden alırsanız, bu kadar yatırım yaparız” diyor. 
l CERN’deki teknoloji savunma sanayi için direkt önemli, iletişim teknolojileri için de şart.
l Finlandiya “Koyduğumdan fazlasını alıyorum” diyor. Bilgi ve teknoloji üretiyor. Bilgi birikimi önemli. Birebir katkı. CERN’den 1 TL’lik ihale 3 kazandırıyor.
l CERN’de yapılan deneyler patentli değil; Samim Erhan “Eğer her kullanandan, burada bulunan www için 1 lira alsaydık, buranın hiçbir maddi sıkıntısı kalmazdı” diyor.
l Prof. Dr. Samim Erhan, Türkiye’nin maddi olarak niye CERN’e girmemiş olabileceğinin mantığını da rakamlarla anlattı; ancak sonuç şu, “Evet para gidecek ama bu, katma değerlerle dönecek”; bu da net! 
Mesela, televizyonu kimin, nasıl bulduğunu hiç düşündünüz mü; 1923 yılında John Logie Baird adlı bir İngiliz bulmuş.  Ama 1906 yılında yapana Nobel kazandıran 1897 tarihli, atomlara voltaj verilen ‘Thomson Deneyi’ olmasaydı, bugün televizyon yoktu. Yani yakın biri CERN’de olacak ki diğeri keşfi yapsın! 

<p>Bedir Acar, 'Görüntüler öyle acımasız ve vahşi ki 21. Yüzyılda devlet terörünün kitabını yazıyorl

İsrail aslında neyden korkuyor?

Mescid'i Aksa'da bir araya gelen Müslümanlar, Ramazan Bayramı namazını kıldı

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nde 87 yıl sonra bir ilk

Şırnak Valisi Pehlivan, Cudi Dağı'nda konuşlu üs bölgelerinde incelemelerde bulundu