• $7,369
  • €8,975
  • 441.97
  • 1551.57
22 Ocak 2011 Cumartesi

Bizi ayıran 'piyasalar'

Kimlik kartları bankamatik kartından yapılma, bankada hesap açtırmadan üniversiteye kayıt yaptıramayan üniversite öğrencilerinin temsilcileri, YÖK Başkanı tarafından ağırlandılar.

Öğrenci Temsilcileri Konsey Başkanları (ÖTK) sadece ağırlanmakla da kalmadılar YÖK'ün kalbinde kendilerine makam odası ve özel kalem de tahsis edildi.
Referandum sonrası bütün üniversitelere genelge yollayarak kamera teçhizat, özel güvenlik ve emniyet güçlerinin kampus içinde artırılmasını ivedilikle talep eden YÖK'ün vesayetçi ideolojisini bu öğrencilerin nasıl meşrulaştırdığını beraber izledik.  
Toplantı sonrasında üniversite özerkliğiyle, demokrasi ve özgürlüklerle YÖK arasında hiçbir rasyonel bağ kuramadıkları her hallerinden belli temsilcilerin beyanatları hüzün vericiydi.

Konuşmalarından, ne ülkenin yakın tarihine kavrayıcı bir bakış ne de YÖK'ün garabet geçmişine en küçük bir ilgileri seziliyordu.

Bu arada aralarında Dokuz Eylül, Ege Üniversitesi, YTÜ, Galatasaray ve Tunceli Üniversitesi ÖTK başkanlarının da bulunduğu bir grup toplantıda dinlenmediklerini ve YÖK'ü meşru bulmadıklarını söyleyerek toplantıdan ayrılmışlardı.

Eminiz ki YÖK toplantısında İÜ Rektörlüğü'nün savcılıktan aldırdığı toptan bir yıllık çok geniş bir alanda öğrencilerin çanta, araba, poşet, kitap arama kararını ya da kararın üniversite kapısına asıldığını konuşmamışlardı.

Ya da İTÜ'de, İÜ'de,19 Mayıs Üniversitesi'nde protesto gösterisine katılan öğrencilerin yönetimler tarafından 'onlarca' yıl uzaklaştırma cezalarıyla yetinmeyip ağır ceza davalarının açıldığı konu olmamıştı.

Ya da öğrencilerin derslerde açlıktan bayıldığını söyleyen yönetimlerin kamuoyundan üniversiteye poğaça yapıp getirin ricasına sıra gelmemişti.

Özelleştirilmiş üniversite yemekhanelerinde günlük beslenmesine 3 lira ayıran öğrencinin bu parayı hangi öğününe ayırdığı ya da kampustaki hangi uluslararası zincirin şubesinden bir bardak kahve alabileceği söz konusu olmamıştır.
Kısacası parayla satılan 'meta' haline gelmiş üniversite eğitimini satın alamayacak, üniversiteye müşteri olamayacak gençlerin yani yoksulluk sınırında yaşayan toplumun yüzde 75'inin çocuklarının eğitimden dışlanması sorun edilmemiştir.
Siyasi fikirlerin, tartışmanın, eleştirel düşünmenin arenası üniversitelerde afiş, pankart, stant, halay çekme yasağının sürmesi de...       
Asıl tedirginlik verici olan da, bazı ÖTK'ların iktidar'ın söylemine ortak olup, 'parasız, eşit ve özerk üniversite' taleplerini dile getiren öğrenci gruplarının 'marjinal ve sayılarının az' olduğunu ısrarla vurguladıkları muhbirci kılıklarıydı...
Bu uysal, uslu, çocuklar iktidar ve otoritenin 'haklılığını' savunurken 'parasız ve eşit eğitime' yabancılaşmış dünyaları da ortaya çıkıveriyordu.
Belli ki eğitimin bireysel para kazanmanın aracı olmanın dışında birlikte yaşadıkları toplumu kurucu işlevi hayatta akıllarına gelmemişti...
27 Ocak'ta Erzurum'da Başbakanla görüşecek ÖTK'lara biz de bir ev ödevi verelim, mesela tüm eğitimlerini devlet okullarından alan hükümet üyelerine ve Başbakan'a sorsunlar.
'Parasız ve eşit eğitim' kamusal bir hak değil midir.
Bunu savunmak suç mudur.
Hele bir sorsunlar...

<p>'Burası bizim topraklarımız. Ne  kadar yerli olursak o kadar sağlıklı bakarız'</p><p>Osman

Türkiye'nin Batılılaşma serüveni

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Josep Borell ile görüştü

Ticaret Bakanlığınca ''fahiş fiyat'' denetimi yapıldı