• $7,4125
  • €9,024
  • 442.261
  • 1542.45
20 Ekim 2012 Cumartesi

Şükretmenin, sadakatin ve vazgeçmenin sembolü...

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Kurban Bayramı'na sayılı günler kala hem kurban ritüelinin tarihine bakalım hem de bayramın bugünlerde tatile eşdeğer kılınan anlamını tartışalım bu hafta... Ve tabii tarihimizden bayram karelerini hatırlayalım: Geçtiğimiz yüzyılda satın alınması bile davul zurnayla kutlanan kurbanlıklar hele de gelinlere gidecekse 'gelin gibi' süslenirdi.

Önümüzdeki hafta bugün, Kurban Bayramı'nın üçüncü gününü kutluyor olacağız. Çarşambadan pazar gününe dek, '29 Ekim Cumhuriyet Bayramı' ile birleştirenlere 6 gün; ama Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın önerisine kulak asanlara, bugünden itibaren tam 11 gün tatil var. Tatil için ülkemizin güneyi, ekim ayının son ılık günlerinin tadını çıkarmak isteyenlere ilaç gibi gelebilir. Ancak adım gibi biliyorum ki, Yunanistan'ın Ege'deki adalarını bu bayram tatilinde de kendi usulümüzce bir güzel işgal edeceğiz. Yani balıkçıları ve Rum meyhanelerini hınca hınç doldurarak, muhabbetle bağıra çağıra yiyip içerek, küçücük meydanlarda hem güneşin hem de kahvenin tadını çıkararak... Midilli, Sakız, Sisam, İstanköy ve Rodos otellerinde boş yer arayanlar boşuna uğraşıyor; zira oteller, aylar öncesinden tamamen dolmuş durumda. Girit'te de durum aynı... Gözlerimle gördüm, Midillili ve Sakızlı esnaf, İzmir'de Türkçe afişler yazdırıp bastırıyorlardı; 'Hoş geldiniz komşular' diye... Hiç kuşkusuz Ayvalık, Cunda, Çeşme, Alaçatı ve Bodrum da bu tatilden sezonun son nasibini alacaktır. Ağız tadıyla geçmesi tüm dileğimizdir.
Hicri takvimin son ayı olan zilhiccenin 10'unu izleyen dört gün boyunca kutladığımız Kurban Bayramı, daha uzun yaşanmasına rağmen İslam dünyasında 'Küçük Bayram' olarak da anılır. Kurban Bayramı'nı, Ramazan (Şeker) Bayramı'ndan ayıran iki önemli özellik vardır. 'Eyyam-ı nahr' (kesim günleri) denilen ilk üç gün içinde kurban kesilmesi ve maddi durumu uygun olanların da Hac farizasını yerine getirmeleri. Bunun dışında seremonisi ve ritüelleri aynıdır, arada pek bir fark yoktur. Büyükleri ve konu-komşuyu ziyaret, ailece oturulan güzel ziyafet sofraları, sohbetler, eğlenceler ve dargınlıkların ortadan kaldırılması... Anne, anneanne ve babaanne yemekleri, en çok da bu bayram günlerinde özlenir nedense. Kaburga ve işkembe dolmaları, içli pilavlar, kalburabastılar, baklavalar, un kurabiyeleri ve daha niceleri, insanın gözünün önünden bir bir arzı endam eyler. Tamam, tatil de iyi hoş, üstelik büyük bir ihtiyaç ama bu müthiş lezzetler, hangi babayiğidin aklını başından almaz ki?

BİREYSEL-TOPLUMSAL ARINMA
Bu bayramda kurban kesecek olanlar, genellikle bir gün öncesinde oruç tutup ertesi sabah kurban eti yiyerek güne başlar. Kurban, çok eski bir gelenek; Pagan kökenleri de var elbette... Tarihçi Güven Aksu der ki: 'Dinler ve kültürler tarihi boyunca, tek tanrılı dinlerde ya da çok tanrılı bütün inanç istemlerinde kurban, bireysel ve toplumsal arınmanın, kutsala yaklaşmanın, bu uğurda her şeyden vazgeçebilmenin sembollerinden biri olarak karşımıza çıkar. Tanrı'ya yönelik her türlü özveri, kanla sembolize edilir. Olumsuzu olumluya çevirmek için kurban verilir. Şükretmek için kurban verilir. Kutsala sadakat için kan akar; yakarış için, af dilemek için kan akıtılır; tarımda ilk hasadın hakkı için kurban verilir; ölenin ardından ya da şenliklerde kurban kesilir.' Üç semavi dinin kutsal kitabında da, İbrahim Peygamber'in sınanışı anlatılır. Tanrı, İbrahim Peygamber'den oğlunu kurban etmesini ister, en sevdiğinin canını yani... Aslında 'kurban vermek', insanoğlunun büyük bir sevgi ve tutkuyla bağlandığı her türlü şeyden vazgeçebilecek olmasını sembolize eder. İbrahim, tam oğlunu kurban edeceği sırada, sınavı başarıyla geçtiği bildirilir ve ona gökten bir kurbanlık koç indirir melekler. Kurban, İslamiyet'te Hicret'in ikinci yılında meşru kılınır. Ve insanın var oluşundan bu yana binlerce yıldır süren bu gelenek, İslam dini için de önemli sembollerden biri olarak karşımıza çıkmaya başlar. 

ZAHMETLİ BAYRAM
Mutfak kültürümüzün değerli araştırmacısı Nevin Halıcı'ya göre eskiden Kurban Bayramı, kurban kesilen evlerdeki annelerin, gelinlerin tabiriyle 'zahmetli bayram' imiş. Kurbanın usulüne uygun olarak kesilmesi, etlerinin adaletli bir şekilde parçalanıp dağıtılması, kesimden sonra ortalığın temizlenmesi, akşam yemeklerinin (hatta işkembenin ve kellenin de) hazırlanması, az iş değildir. Zahmetlidir ama hep birlikte işe girişildiği, manevi olarak da büyük bir huzurla yapıldığı için keyiflidir de... Üstelik büyük küçük, çoluk çocuk, gelin torun hep bir aradadır. İbadetin huzuruyla gırgır şamatanın keyfi birlikte yaşanır. Bu keyiften en büyük pay da çocuklara düşer. Üstelik kurban etinin tadı da (annelerin eli değdiğinden midir bilinmez) hiçbir şeyde yoktur. Nevin Halıcı, 'Günümüzde apartmanlarda yaşama mecburiyeti kurbanları bağış yapma geleneğine dönüştürüyor. Bağış da güzel şüphesiz, ama mübarek kurban etinin lezzeti hiçbir ette bulunmaz, tatmak da güzel...' diyor.

GERDAN TATLISI
Kurban Bayramı ile özdeşleşen özel bir lezzet de, Ege'den başlayarak birçok yerde yapılan 'gerdan tatlısı'dır. Şimdilerde bazı kasabalarda hala yaşıyor ama Hadiye Fahriye Hanım, 1920'li yıllarda yazdığı yemek kitabında, Kurban Bayramlarında bu yahni ya da tatlının İstanbul'da her evde yapıldığını yazar. İstanbul mutfağında şeker ve tarçınla, bazı yöresel mutfaklarımızda kayısı kurusu, erik kurusu, badem, tarçın konularak yemek yapılır. Kurban etinden kışın kullanılmak üzere, Anadolu'da günümüzde de yapıldığı gibi kıyma, kuşbaşı veya kemikli kavurma yapılabilir. Kavurma yapılırken tadına doyulmayan ekmek salması yapılır. Kemikler tuzlanarak veya fırınlanarak saklanır.

KAZIK ÇAKMA!
Eskiden İstanbul, Bursa ve İzmir gibi şehirlere kurbanlık koyunların getirilişi, ayrı bir seyirlik eğlenceymiş. Geçtiğimiz yüzyılın başlarında, Kurban Bayramı öncesinde, büyük kentlerin merkezlerinde, kerestelerle koyunların satılacağı ağıllar kurulurmuş. Bu hazırlığa da 'kazık çakma' denirmiş. Gençler bayramdan birkaç gün önce, davul ve zurnalarla şehir dışına çıkarak ilk gelen sürüyü karşılarmış. Gece yarısında koyun sürüleri şehre getirilir, bu hengameyi seyretmek isteyenler de kahvehaneleri tıklım tıklım doldururmuş.

KOYUN TELLEME
Kurbanlık satışları, bayramdan birkaç gün öncesinden başlar; satın alınan koyun, oralarda bekleşen hamallardan birinin sırtına verilerek eve yollanırmış. Eğer kurban yeni gelin veya nişanlılara gönderilecekse, boyalarla ve tellerle süslenirmiş. Bu iş için çeyiz mağazalarında 'koyun telleme' tezgahları bile varmış. Hamal sırtındaki koyun bu dükkanlardan birine getirilir ve süslenirmiş. Evvela boynuzlarına büyücek birer (mevsimine göre değişebilir) elma ya da portakal geçirilir, meyveler ve boynuzlar yaldızlı boyalarla örtülür, hayvanın boynuna renkli kurdeleler bağlanır, üzerine atlaslar sarılır, yapma çiçeklerle de süsleme tamamlanırmış. Eğer oğlan tarafının hali vakti yerindeyse, kurbanın boynuzlarına bilezik "koc.20121019202938.jpg"ya da altın da takılırmış. Hamalın alnına ve ellerine yaldızlı varakalar yapıştırılırmış. Müşteri önde, hamal arkada, birçok çocuk da beraberinde, kurban kız evine götürülür, bahşiş almadan da teslim edilmezmiş. Yollarda telli koyun seyretmek de bu bayramın zevkleri arasındaymış.

Tanrı, İbrahim Peygamber'den oğlunu kurban etmesini ister. İbrahim, tam oğlunu kurban edeceği sırada, ona gökten bir kurbanlık koç indirir melekler.

<p>Peki, yeni gelen aşılar nasıl uygulanacak? Toplum  Kovid-19’a karşı ne zaman bağışıklık kaz

Kısıtlamalar kalkıyor mu?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Bülent Turan, 1915 Çanakkale Köprüsü inşaatında incelemelerde bulundu

İHA fabrikası Ankara'da üretime başladı