• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
27 Ekim 2012 Cumartesi

Ayvalık'ta zeytin İstanbul'da lüfer bayramı

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Zeytin ve lüfer... Bu iki lezzetin de korunmaya ihtiyacı var. 2017'ye kadar dünyanın en büyük üreticisi olmak için bol zeytinyağı tüketmek, önümüzdeki yıl da ucuza lüfer yemek için çinekop ve sarıkanat'ı yememek gerek. Neden mi? İşte detaylar...

"zyag.jpg"Uzun bayram tatilinin başladığı geçtiğimiz hafta sonunda, son yıllarda birtakım problemlerin yaşandığı iki 'sağlıklı ve lezzetli' ürün için etkinlikler düzenlendi. Zeytin ve lüfer için... Biri toprağın biri denizin insanlığa armağanı... Hem sorunlar var deyip hem de etkinlikleri 'şenlik' ya da 'bayram' diye anmak birbiriyle çelişkili gibi görünebilir. Ancak unutmamak gerekir ki, dert ne kadar büyük olursa olsun, umudu her dem taze tutmak da gerekir. Üstelik hem üretenin, tüketenin, tutanın, satanın hem de katılımcıların coşkusu, her şeye rağmen görülmeye değerdi. Geçtiğimiz perşembe gecesi başlayan 'İstanbul Lüfer Bayramı' ile yine geçen cuma günü başlayıp üç gün süren 'Ayvalık Zeytin Hasat Şenlikleri',  bizim gibi lezzet yazarları açısından enteresan gözlemler ve bilgilerle doluydu. 

KIZARTMADA BİLE...
Bu yıl sekizincisi düzenlenen 'Hasat Şenlikleri', son derece renkli görüntülerle başladı. Ayvalık Cumhuriyet Meydanı'nda kurulan pazardaki stantlarda, zeytin ve zeytinyağı sektöründe faaliyet gösteren firmaların erken hasat zeytinyağları yerini almıştı. En keyifli anlardan biriydi diyebilirim, yemyeşil güzelim yağların tadına bakmak... Evet, zeytinyağı değirmenleri dönmeye başlamış, ama belli ki keyifler pek yerinde değil... Zeytin pazarının açılışında, zeytinyağında kızartılan yaklaşık 4 ton sardalye balığı, ücretsiz olarak halka ve katılımcılara dağıtılırken, sanılanın aksine her yemekte (kızartmada bile) zeytinyağı kullanılabileceği de vurgulanmıştı...
Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer ile şenlik boyunca yaptığımız sohbetlerde en çarpıcı olan, ülkemizde zeytin ağacı sayısının hızla artmasına rağmen, zeytinyağı tüketimindeki artışın aynı hıza ulaşamamış olmasıydı. Aslında sekiz yıl öncesine, yani şenliklerin başladığı yıllardaki tüketime göre belli bir artış vardı kuşkusuz; ama bu artışa yeterli demek mümkün değildi. Rahmi Gencer'in vurguladığı gibi, kişi başı 2 litreye yaklaşan zeytinyağı tüketimini, 3 litreye çıkarabilirsek eğer, her şey biraz daha iyi olacak. Sorunlar samimiyetle, hem de en yetkili ağızlardan, şenlik boyunca ele alındı ve dile getirildi; çözüm önerileri sunuldu ya da arandı. Düzenlenen önemli bir panel öncesinde, ülkemize ilk zeytinyağı müzesini, tamamen kişisel olanaklarıyla kazandıran Evren Ertür ile zeytine ve zeytinyağına yıllardır çok büyük emek veren Ahmet Sucu'ya, Komili tarafından verilen 'şükran' plaketleriyse, harcanan çabalara vefa gösterilmesi açısından bence çok değerliydi.
Şenlik boyunca kurulan sofraların lezzetleriyse, inanın saymakla bitecek gibi değil... Açılışta öğle yemeğinin ev sahibi Kürşat Ailesi'ydi. Özellikle Fatma Kürşat ile Sevgili Ali ve Zeynep, konuklarla tek tek ilgilendiler; her şeyin mükemmel olması için koşuşturup durdular. Hem de yüzlerinden gülümsemeyi hiç eksik etmeden. Yıllar önce Suzan Sabancı Dinçer tarafından (etrafındaki binlerce zeytin ağacıyla birlikte) satın alınan ve ayağa kaldırılan 'Ayışığı Manastırı'ndaki günbatımı ve müzik dinletisiyse mükemmeldi. Bu zarif davetteki yemekleri, ünlü İtalyan şef Carlo Bernardini hazırlamıştı.  'Ayışığı Manastırı' zaten büyüleyiciyi bir mekan; ortam müzik ve lezzetlerle birleşince, unutulmaz bir akşamüzeri oldu diyebilirim. 
Artık geleneksel hale gelen zeytin hasadı şenliği, bu yıl Yelda-İbrahim Ustalı ailesinin Gümüşlü'deki zeytin bahçesinde yapıldı. Anadolu'nun şenlik yemekleri olan keşkek ve nohutlu pilav başrollerdeydi; tatlı olarak da lokma...
Çocuklarla, gençlerle, davul-zurnayla tam bir şenlik yaşandı. Akşam yemeğinin (ki parti demek daha doğru olur, üstelik de artık geleneksel hale geldi) ev sahipleriyse Ümit ve Cem Boyner çiftiydi. Her zamanki gibi konukseverlikleri ve sıcakkanlılıkları etkileyiciydi; ikram edilenler ise canım Ayvalık mutfağının lezzetleriydi. 'Şeytan Sofrası'nda Mehmet Cavlı'nın başarıyla organize ettiği müthiş Komili Kahvaltısı'yla şenlik sona erdi.
Bu yılki şenliğin bir başka hoşluğu ise hayatlarında ilk kez zeytin ağacı gören Siirtli öğrencilerdi. Siirt'ten konuk olarak davet edilen 80 çocuk zeytin hasadında görev aldı, halayın en güzelini de onlar çekti...
Her şey iyi hoştu da, işin bir de üretici yanı var. Ayvalık Ticaret Odası, bu yıl zeytin ve zeytinyağı üreticisinin problemlerinin daha çok öne çıkarılmasını istiyor. Daha çok ele alınmasını, daha çok gündeme getirilmesini... Deyim yerindeyse yerden göğe de haklı...  Düşünsenize, sağlık ve lezzet iksiri kabul edilen zeytinyağı fiyatları dibe vurmuş, üretici darboğaza girmiş durumda...

ORTAK İSTEK ZEYTİNE DESTEK
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Başkanı Mustafa Tan, Türkiye'de zeytinin maliyetini 1,18-1,8 lira arasında; zeytinyağının üretici maliyetini ise, bölgelere göre 5,5-6,5 lira; üreticinin zeytinyağını ise piyasada 4,5-5,5 lira arasında olarak açıkladı. Tan, bu fiyatların önceki yıllara göre daha düşük olduğuna, oysa tarımsal girdi fiyatlarının ve diğer masrafların ise her yıl giderek arttığına dikkat çekti. Ayrıca bu şekilde devam ederse, üreticinin faaliyetlerini sürdürmesinin pek mümkün olmayacağını da söyledi. Hemen vurgulamakta yarar var, eğer üreticinin bu mağduriyeti giderilmezse, Türkiye'nin 2017 yılı için öngördüğü, zeytinyağında (İspanya'dan sonra) dünyanın en büyük üretici ülke olma hedefi de, bir hayal olmaktan öteye gidemez. Ne yazık ki...
Sözü yine Mustafa Tan'a bırakalım: '3-4 yıl önce 11 kuruş olan zeytinyağına destek primi, 50 kuruşa yükseltildi; ancak bu miktar rakip ülkelere göre çok yetersiz. Destekleme primi en az 1-1.5 TL olmalı... Tarım Kanunu'nda 'destekleme araçları ve fark ödemesi' var ve bu maddeler üreticiye verilecek primin miktarını yeterli hale getirebilir. İç ve dış piyasa fiyatlarıyla maliyetler göz önünde bulundurularak, aradaki fark prim olarak verilebilir. Ayrıca bir de, devletin yeni ağaç dikiminde, yani uygulamanın başlangıcında verdiği dönüm başına 250 TL'lik destek, geleneksel zeytinliklere de verilmeli. Çünkü eski zeytinlik alanlarında üretici maliyetlerinin çok daha yüksek olduğu unutulmamalıdır.'
Ayvalık'tan ayrılırken eğlencelerin, sohbetlerin ve lezzetlerin tadı damağımızdaydı; ama bu yılki şenliğin sloganı da dilimizden hiç düşmedi: 'Ortak istek, zeytine destek...'

İstanbul'un balığı biter mi? Biter!
'Slow Food-Fikir Sahibi Damaklar' birliğinin 'İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın' etkinliği, her yıl biraz daha gelişerek büyüyor. Defne Koryürek ve arkadaşları, ekim ayının üçüncü cumartesi gününü, 'Lüfer Bayramı' olarak ilan ettiler. Çok da iyi ettiler. Çünkü bir an önce aklımızı başımıza toplamazsak, lüfer balığının nesli tükenecek. Şaka değil, durum vahim... Olgunlaşmamış lüferin avlanmasının (satılmasının ve tüketilmesinin) önüne geçilmesi gerekiyor.
İstanbul'daki 'Lüfer Bayramı' kapsamında 'Anne bak! Lüfer!', 'İstanbul'un En Baba Lüferi' olta avı yarışması, 'Balıklı Filmler Festivali', 'İstanbul ve Balığı' etkinlikleri düzenlendi. Ünlü şefler de 'Lüfer Bayramı' kapsamında, 'Almıyoruz, Satmıyoruz' sloganıyla mutfaklarında nasıl bir değişikliğe gittiklerini açıkladılar, anlattılar. 'İstanbul'un En Baba Lüferi'ni Ahmet Kaptan tuttu. 'İstanbul'un balığı biter mi?' sorusunun yanıtı ise, 'Uskumru bitti; barbunya, tekir ve lüfer de bitmek üzere...' oldu.
Bana sorarsanız, işin doğrusunu 'Su Ürünleri Kooperatifi Merkez Birliği' Başkanı Ramazan Özkaya söylemiş: 'Su ürünleri düzgün ve bilinçli kullanıldığı sürece, asırlar boyu kullanılacak bir kaynak... Bizim balıkçılar yasağı sevmiyor. Yasak kelimesine isyan ediyor. Balıkçının öncelikle bilinçli olması gerekiyor. Türkiye'de eğer bir kasa balıktan, komisyoncu 50 lira, balıkçı 4 lira kazanıyorsa, burada bir sorun var demektir. Balığın reel fiyattan satılması gerekiyor. Yıllardır komisyoncular, balıkçılar üzerinden kazanç elde ediyor. Balık yakalamasını biliyoruz, ancak pazarlamasını bilmiyoruz.'
Bu kış için de önerimiz net: Çinekop ve sarıkanat almayın, yemeyin. Satanı, alanı, yiyeni bilinçlendirin. Yani üzerinize düşeni yapın. Sabredin, bekleyin büyüsünler; hele 24 santimetre olsunlar; onların da üreme şansları olsun, çoğalsınlar. Boğaz'da lüfer bitmesin ki İstanbul da lüfere hasret kalmasın!

<p>Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Akrep, Terazi, Yay, Oğlak, Kova ve Balık burçları yeni

Haftalık burç yorumları (25 Ocak – 31 Ocak 2021)

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Jason Statham Antalya'da kurşun geçirmez camlı villada kalıyor

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!