• $13,4726
  • €15,2894
  • 793.592
  • 2011.16
9 Şubat 2013 Cumartesi

Aşkı mutfakta yaşayanların ilham kaynağı bir ressam

İzmir, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeki Dali sergisine sanat severler müthiş bir ilgi gösteriyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sergiyi ücretsiz olarak halka sunması da, ayrıca bir güzellik…  

Tartışmasız, Dali bir dâhi ve yapıtlarıyla tüm dünyayı etkilemiş biri… Dali’nin gerçeküstü eserleri, yaratıcı şeflerin de ülkesi olan Katalunya’da, önemli ilham kaynaklarından biri aslını ararsanız... Birbirlerinden beslenmişler demek belki de daha doğru… “Ne yaptığımı bilmiyorum, ama ne yediğimi biliyorum.” diyen Dali, eserlerine hazırlayıp yediklerini ya da hayalindeki yemekleri de yansıtırdı. Örneğin, hayranlık duyduğu ekmek ve hayatın kaynağı olduğunu düşündüğü yumurta, pek çok eserinde kendine yer bulmuştur. Dali’den etkilenenler ise, başta Ferran Adria olmak üzere, Barselona ve civarını mesken edinen aşçılar değildir sadece... Bu arada Adria’ya ‘Mutfağın Salvador Dali’si’ diye hitap edildiğini yineleyelim… İki yıl önce Berlin’de bir lokanta, tam bir ay boyunca, ‘Dali Trendi’ sunmuştu müşterilerine... Geçtiğimiz yaz Alaçatı’da sergilenen üç Dali eseri de, yine geçen yazın en çok konuşulan aşçılarından biri olan Kemal Demirasal’ın hazırladığı tabaklara esin kaynağı olmuştu.  

‘BEN AŞÇI OLACAĞIM’
Dali ve mutfak üzerine bilgilerimizi tazelemenin zamanıdır. Çünkü Salvador Dali, mutfak araştırmacıları açısından da dünyanın en ilginç kimliklerinden biridir. 2004 yılında Barselona’da, Dali’nin hatırasına, ‘100. Yıl Sanat ve Gastronomi Festivali’ düzenlenmişti. Bu festivale katılan aşçı ve restoranlar, Dali’nin sanatsal objelerini andıran ekmekler, yumurtalar, balıklar, kuzu dolmaları, çikolatalar ve daha neler neler hazırlayıp sunmuşlardı. O festivalde hedef, Dali’nin teatral ve inanılmaz yemek görüntülerine gönderme yapmaktı. Yulaf unlu ballı kurabiyeler, çiğ balık ve ahtapotla yapılan güzel ‘yuvarlaklar’ (bir nevi suşi), Hint baharatlarıyla ızgara edilmiş sebzeler, tereyağında kızartılmış baharatlı muzlar, taze üzüm salatası, bizim lokmaya benzeyen Afgan lokması, baharatlı yaban mersini taneleri, körili ıspanak ve Antepfıstıklı somon füme insanların aklını başından almıştı. O sergiden bu yana nice meşhur aşçılar, bu yemekleri ve benzerlerini yapmaya çalıştılar. “Ben aşçı olacağım” lafını daha 6 yaşındayken söyleyen Salvador Dali, kendince ya ‘aşçıbaşı’ olacaktı ya da Napolyon... Bu düşüncesini ilerleyen yaşlarında şöyle itiraf etmişti: “Mutfağın erkek egemenliğinde olmasında ısrarcıyım. Mutfak, erkeğin karısı olamaz ama metresi olabilir. Aşçı olmayı düşünürken amacım, karakteristik gerçek Katalunya mutfağının takipçisi olmaktı…” 

YUMURTALAR ÇİZDİ
Dali mutfakta oyalanmayı, vaktini geçirmeyi seven biriydi. Sözünü ettiğim gibi, dünyanın en ilginç yemek ve yiyecek resimlerini de çizdi. Onun hatıralarına göz attığımızda, mutfakta geçen saatlerin onun için ne denli önemli olduğunu anlarız. Ona göre mutfak cennettir, yemek ise tanrısal bir şey… Hayatının tüm dönemlerinde çeşit çeşit yumurtalar çizmesi boşuna değildir. 
Bugün müzayedelerde pahalı kitaplardan biri olarak karşımıza çıkan (ve ilk baskısı Londra merkezli bir müzayede sitesinde en son 1.650 euro’ya alıcı bulan) ‘Gala İle Akşam Yemeği’ (Les Diners a Gala) adlı kitabı da, yaratıcı mutfaklar için adeta bir alfabe sayılır. 1973 baskısı bu kitabın gerçek bir kopyasına ulaşmak, yemekle uğraşanların en büyük ideallerinden biridir. Gala, daha şair Paul Eluard ile evliyken Dali’nin önce sevgilisi, ardından da ömrünü paylaşacağı karısı olur. (Eluard, ‘Mutlu Aşk Yoktur’ diye boşuna yazmamış.) 1978’de basılan ‘Gala’nın Şarapları’ adlı kitap ise, mutfakta kendini aşmak isteyen aşçılar için iyi bir rehberdir. Kitapta reçetesi de bulunan ‘Gala’nın Gülünç Kuzu Dolması’ adlı yemek, bazı Barselona lokantalarında hâlâ yapılmaktadır. Dali’nin ‘midesine olan aşkı’, diğer organlarına duyduğu aşktan daha fazladır. Zaten ünlü resimlerinden biri de ‘Gala’yı Yiyorum’ adını taşır.

AYRIŞTIRILABİLİR YEMEKLER
Gerçeküstü bir kahraman olan Donkişot’un yazarı Cervantes’in, Salvador Dali’nin ve mimar Gaudi’nin gerçeküstücü yanını, asıl işi patoloji bilimi olan Mehmet Uhri, ‘paella’ üzerinden şöyle açıklamış: “İspanya’ya özgü ‘paella’ (‘paeya’ okunur) özünde bir pirinç pilavıdır. Taze sebze ve yerine göre et ya da deniz ürünlerinin karışımından oluşan geleneksel bir yemektir. Pirinç, baskın egemen kültürün simgesi olarak kabul edildiğinde, ‘paealla’ya katılan taze sebze, et ve balık azınlık kültürlerini simgeler. Ortaya çıkan yemekte ortak yeni bir tat oluşturma kaygısı da hissedilmez. Hepsinden önemlisi ise ‘paella’nın ayrıştırılabilir bir yemek olmasıdır. Bizim ‘aşure’yi başlangıçtaki haline dönüştürmek mümkün olmazken, ‘paella’nın bileşenleri istenirse yemeğin içinden aslına uygun olarak ayıklanabilir. Paella, kültürlerin birbirlerine karışmasına fırsat tanımayan, çatışmanın ve hep savaşların yaşandığı bir coğrafyanın, İber Yarımadası’nın yemeğidir.”
Bence, Dali’nin bırakın sergisini gezmeyi, tablolarının fotoğraflarına bakan gerçek bir aşçı bile, bunlardan birini yapmayı mutlaka düşünecek, hatta deneyecektir. Bir yerlerde Dali sergisine rastlarsanız kaçırmayın. Gerçeküstü de olsa, midenize hitap edeceği kesin…  

ÇİKOLATA, HAYAT VE HEYHAT!
Fransa’da şarapları ile meşhur Burgonya Bölgesi’ndeki Lansquenet-sous-Tannes adlı köydeki gündelik yaşam, buraya yeni taşınan gizemli bir genç kadın ve küçük kızı sayesinde bir anda değişiverir… Oldukça kasvetli ve monoton günler geçiren kasaba halkı, anne-kızın birlikte açtıkları son derece sevimli çikolata dükkânı sayesinde, farkında olmadıkları bambaşka bir dünyayla tanışırlar. Zevkin, eğlencenin, neşenin, umudun ve en önemlisi çikolatanın olduğu bir hayattır bu... Lakin kasabadaki bu değişimden memnun olmayanlar da vardır. Bunların en başında da, ahlak bekçiliği yaparak kasabada dilediği gibi esip gürleyen belediye başkanı gelmektedir. Ama birbirinden lezzetli çikolataların karşısında durmak, o kadar da kolay olmayacaktır. 
Johanne Arris’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan ve 12 yıl önce ülkemizde de gösterilen ‘Çikolata’ adlı filmin kısaca hikâyesi böyleydi. Juliette Binoche’un canlandırdığı Vianne karakterinin yaptığı çikolatalar, kısa zamanda kasaba halkının hayatını şahane bir şekilde değiştirir. Jonny Deep ise köyün genç ve yakışıklı çingenesi Roux rolündedir; o da Vianne’ın hayatını değiştirmeye adaydır. 
Durup dururken aklıma gelmedi bu film… Malum gelecek Perşembe 14 Şubat… Bakarsınız küçük bir kutu lezzetli çikolata, sizin de hayatınızı değiştirebilir. Hiç değilse biraz olsun gülümsemenize yol açabilir. Hani aklınızda bulunsun… 
Bu yılki 14 Şubat’ı, Türkiye’deki ‘icadından’ çok önce yazılmış iki satır ile karşılayalım: “Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”  (Cemal Süreya)

<p> </p>

'İBB Engelleniyor' algısı neden yapıldı?

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (15 Ocak 2022)

Almadan önce etiketteki detaya dikkat! Peynir sahtecilik nasıl yapılıyor

Bear Grylls herkesi böyle kandırdı! Kamera arkası görüntüleri ortaya çıktı