• $7,3504
  • €8,9485
  • 437.086
  • 1536.11
20 Ağustos 2011 Cumartesi

Anadolu'nun en Batı ucunda lezzeti bol bir şenlik

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Geçtiğimiz hafta sonu, Karaburun'daydım... Belediyenin kısıtlı olanaklarıyla gerçekleştirilen ve bu yıl 8. kez düzenlenen Karaburun Şenliği'nde bir kez daha bölgenin özgün tatlar açısından ne kadar da zengin olduğunun altı çizilmiş oldu.
Karaburun'un unutulmaya yüz tutan lezzetleri de bu şenlikte gündeme geldi... Değerli hocamız Artun Ünsal'ın bu lezzetlerin korunması ve yaşatılmasına yönelik önerilerini içeren konuşması; çoğu unutulmaya yüz tutmuş üzüm türlerini yaşatmaya ve üreticiyi teşvik etmeye yönelik 'Üzüm Yarışması'; 'Slow Food Özel Oturumu' ile gerçekten güzel ve verimli bir şenlik yaşadık. Dolunayın şavkında, dalgaların sesi eşliğinde kurulan nefis lezzetlerle donatılmış masa başı sohbetleriyse gerçekten güzeldi. Karaburun'un güzellikleri olan 'kopanisti' peyniri ve 'hurma' zeytiniyle kabuğu tatlı mandalinası üzerinden, Anadolu'nun kaybolmuş tatlarını nasıl yaşatacağımızı bir kez daha (biraz da kara kara) düşünme fırsatı bulmuş olduk. 
Güzeline doyum olmayan 'kopanisti' peynirini bu kez, yılın 365 günü yörenin en lezzetli yemeklerini (ve en taze balıklarını) bulunduran Ergin Ayvaz'ın annesi Semra Hanım'ın elinden yedik. Karaburun'un Tepeboz Yaylası'ndan çıkıp da Slow Food tarafından İtalya'da düzenlenen 'Terra Madre'de, dünyanın beş binden fazla küçük üreticisi arasında bu özgün peyniri tanıtan Hamza Boz ile tanıştık. Hemen söyleyeyim ki, bu peyniri tatmadan yazanlara ve 'Aman, çok kötü kokuyor!' diyenlere pek aldırış etmeyin. Karaburun 'kopanisti'si başka hiçbir peynire benzemeyen özelliklere sahiptir ve evet, kendine has bir kokusu da vardır. Ancak (özellikle ekşi maya) ekmek üzerine zeytinyağı eşliğinde sürerek yerseniz, tadına doyamazsınız. Bu kremsi peynir, kavanozunun kapağı ilk açıldığında itici bir koku yayabilir (rokfor misali); ama yediğiniz zaman keskin, kişilikli ve nefis bir peynir tadıyla karşılaşırsınız. Üzerine birkaç damla sızma zeytinyağı gerçekten çok yakışır. 'Kopanisti'yi saklamak istiyorsanız kavanozunun üzerine de biraz zeytinyağı koymanız gerekir; havayla temasını önlemek için. Bu durumda buzdolabında bir yıl saklamak olası...
GECELERE AKMAK İÇİN DEĞİL, HUZUR İÇİN GELİN
Karaburun sadece İzmir'in değil, belki de Türkiye'nin en sakin ilçelerinden biri... Komşusu Çeşme'den farklı olarak, insanlar Karaburun'a gecelere 'akmak' için değil de huzur bulmak için geliyorlar. Yapımı süren yol bitince neler olur bilemem... Şimdilik, Ege'de bulabileceğiniz en temiz denizi, ölçümlerle saptanmış oksijeni bol mis gibi bir havayı, dağlık coğrafyasında gizli doğal-tarihi zenginlikleri ve lezzetli balıkları, buraya gelme zahmetini göze alanlara sunuyor.
Ülkemizin lezzetlerini birer anıt kitaba dönüştüren Artun Ünsal'ın Karaburun'un geleceğine dair önerilerini içeren konferansıyla açıldı şenlik. 'Üzüm Yarışması'nda yörenin ince kabuklu ve aşırı tatlı olmayan 'enfes' isimli iri siyah üzümünü üreten tek kişi olan Yüksel Özbostan'ın sepetinde, yörenin unutulan 'razakı' üzümlerini görmekse sevindiriciydi. Kösedereliler bu yıl birinciliği Eğlenhoca köylülerine kaptırdılar. Birincilik ve ikincilik Karaburun'a özgü ince, uzun taneli 'Karaburun sultaniyesi'nin oldu. Üçüncülükse günümüzde marketlerin büyük ihtiyaç duydukları dayanıklı, raf ömrü uzun, üretim maliyeti nispeten ucuz yabancı bir üzüm türü olan ve 'öküzgözü'ne benzediği için 'efegözü' denilen üzüme gitti.
KARABURUNLULARA ÖNERİLER
'Slow Food Özel Oturumu'nda ise, gerçek bir 'sakin şehir' coğrafyasına sahip olan Karaburun'un zenginliklerini Prof. Zuhal Okuyan anlattı bizlere... 'Fikir Sahibi Damaklar'ın lideri Defne Koryurek ise denizlerin, topraklarımızda yapılan tarımın yani ülkemiz zenginliklerinin neden Slow Food mantığı ile korunmaya ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Bütün bu zenginlikleri korumak adına herkese görev düşüyor. Karaburunlular sahip oldukları özgün her şey için 'coğrafi işaret' alıp bu ürünün sadece kendilerine ait olduğunu dünyaya göstermeliler. Daha önemlisi sağlıklı koşullarda peynir üretimi yaptıklarını kanıtlamalılar. Ayrıca Karaburun 'kıl keçisi'nin sütüyle ithal edilmiş 'saanen' keçisinin sütü ve peynirinin aynı lezzette olması mümkün değildir. Bu yüzden kıl keçisinin önemi konusunda Karaburunlu bilinçlendirilmeli; bu coğrafyada yarı yabani yaşam sürdüren keçiler, Yunanistan ve İtalya'daki gibi koruma altına alınmalı.
'Ekşi maya' ekmekler de hem Karaburun'un hem de Balıklıova'dan başlayarak tüm Yarımada'nın önemli bir zenginliği. Bayatladıkça güzelleşen bu ekmekler, Türkiye'nin her yerinde mantar gibi çoğalan Vakfıkebir ekmeği gibi yarım saatte mayalanmıyor. Tam 8 saat süren bir mayalanma sürecinden geçiyor. Hiç kuşkusuz bu ekmekler de koruma altına alınmalı. (Usulüne uygun yapılmış Vakfıkebir ekmeğinin lezzeti de muhteşemdir.)
Ve tabii ki Hurma zeytini... 'Phoma oleae' adlı mantarın bulunduğu ağaçlarda kendiliğinden yenilenebilir hale gelen dünyanın en doğal zeytini... Başka bir tatlandırma işlemine tabi tutulmaz, hiç tuz kullanılmadığı için meraklısı için mükemmeldir. Belki sonradan saklamak için çok az tuzlanması gerekebilir. Bu özel ve güzel lezzet için Artun Hoca der ki, 'Türkiye'nin her yerinde ambalajlı satılabilmesi gerekir. Bu koşullar sağlanmalıdır.' Slow Food'dan Defne Koryürek dostumuz ise, 'Meraklısı hurma zeytini yemeye bir zahmet Karaburun'a geliversin. Yeter ki bu ürün yaşasın.' diyor.

<p>İki ülke arasında gerçekleştirilen istikşafi görüşmelerin 61. turu tamamlandı. Bir sonraki turun

Atina ile hangi konular masada?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı

Ağrı Dağı göçmen kuşlara ev sahipliği yapıyor