• $8,1127
  • €9,7126
  • 455.224
  • 1378.37
23 Haziran 2011 Perşembe

Sebahat Tuncel: Hatip Dicle yoksa bizim olmamızın da anlamı yok

Nagehan Alçı
Nagehan Alçı
YAZARIN SAYFASI

Salı gecesinden başladı o kara bulut yine dolaşmaya etrafta. Hatip Dicle ile ilgili karar açıklandığında çıkardı yüzünü ve artık maalesef alıştığımız 'İşleri karıştıracağım, bu ülkeye gün yüzü göstermeyeceğim' havasını yaymaya başladı...
Karar hukuki olarak kitabına uygun görünse de neresinden bakarsanız bakın son derece siyasi. Seçimlerden sonra oluşan 'helalleşme' havasının altına yerleştirilmiş bir dinamit. Neden parlamentonun toplanması beklenmedi? Neden seçimden sonra böyle acele bir şekilde vekillik düşürüldü? Sorular çok...
***
Cevapları aramak için değil ama BDP içinde esen havayı ve çıkacak kararı anlamak için önce Sebahat Tuncel'i aradım. Tuncel, Hatip Dicle ile ortak bir noktaya sahip: Onun da Yargıtay tarafından onanmış 1 yıl 3 aylık mahkumiyet kararı olmasına rağmen önceki dönem milletvekilliği yapabildi. Söze doğrudan girdi Sebahat Hanım. 'Meclis'e gitmeyeceğiz', dedi. 'Meclis'te oluş sebebimiz Kürt sorununu çözmek. Leyla Zana ve Hatip Dicle sembolik isimler. Onlar olmadan Meclis'e gitmenin ne anlamı var? Mesele bir tek milletvekili değil ki! Biz rolümüzü oynayamayacaksak orada bulunmak istemiyoruz! Kaldı ki karar son derece siyasi. Şu olanlara bir bakın lütfen... Gerginlik diz boyu. Böyle söyleyince tehdit ediyor diyorlar, halbuki değil. Konuşmak istiyoruz ama hep başka engeller çıkarıyorlar.'
***
Sebahat Hanım bu krizin sorumlusu olarak hükümeti görüyor. 'Kürt sorununu biz olmadan çözmek istiyorlar' diyor. Ama bu, benim aklıma yatmıyor. Yüzde 50 zaferi ile çıkmış, helalleşme atmosferine girmiş, başarı grafiği son derece yüksek bir iktidar partisi, işleri neden böylesine karıştırmak, gerginliği, şiddeti neden tırmandırmak istesin? Neden bir anda kendini 'ara seçim' senaryolarının konuşulduğu bir ortama sürüklesin? Akıl karı değil bu. YSK'nın kararı, siyasi olmasına siyasi kokuyor ama bu siyaset, ülkeyi karıştırmak isteyenlerin siyaseti.
Yine de Tuncel'in görüşünü paylaşan birçok BDP'li vekil var. Bunlardan biri de Sırrı Süreyya Önder. Onu Diyarbakır yolunda yakalıyorum. 'Ne yapacaksınız?' diye giriyorum lafa. 'Biz daha önce bu konuyu kendi aramızda tartışıp oybirliğiyle Meclis'e gitmemeye karar vermiştik. Şimdi de herhalde bu kararı bozmayız' diyor. Sonra da kararın sorumlusu olarak hükümeti gösteriyor. Sesi üzgün ve bezgin Önder'in. Daha yolun başında yaşananlar karşısında isyankar biraz da. 'Sebahat'in de benzer bir durumu vardı ama o Meclis'e girebildi. Demek olabiliyor' diye isyanını sözlere döküyor.
***
Son olarak BDP'nin diğer bir yeni vekilini arıyorum. Şerafettin Elçi'yi. Yeminle ilgili muhalif tutumuyla gündeme gelen Elçi, artık geride bırakmaya çalıştığımız (ama böyle krizlerle maalesef yeniden hatırladığımız) faşist devlet zihniyetinin mağdur ettiği 'eski toprak' siyasetçilerden. Tecrübenin de etkisiyle daha sakin ve tedbirli konuşuyor Şerafettin Bey: 'Ne düşüneceğimi bilmiyorum. Hukuki durumu tartışmak istemem ama iş aceleye getirildi. Beklense, parlamentonun içinde halledilse bunlar yaşanmazdı' diyor.
***
Kısacası Kürt meselesinde rüzgar yine çözümsüzlükten yana esiyor. Diğer bir endişe kaynağı da PKK'nın ateşkes kararını uzatması ile ilgili tutumunu değiştirmesi. Bunun cevabı İmralı'dan gelecek mesaja bağlı. Henüz kesin bir şey yok, yalnızca memnuniyetsizlik havası sezdiriliyor, o kadar.
Tam bir bahar atmosferi başlamışken, yeni anayasa yapma aşamasına nihayet gelinip Kürt partisinden 36 vekil parlamentoya girmişken bu olanlar karşısında ne denir, bilmiyorum... Yapılması gereken duygusal davranmayıp, demokratik zeminin zarar görmemesini sağlamak. Bir de her şekilde şiddete karşı durmak.

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen Koronavirüs'ün kalp rahatsızlığı olanlar üzerindeki etkis

Koronavirüs Kalp Krizine Yol Açar Mı?

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler