• $7,5124
  • €9,0748
  • 442.974
  • 1523.51
15 Kasım 2011 Salı

Kemalizm, sosyalizm ve faşizm

Nagehan Alçı
Nagehan Alçı
YAZARIN SAYFASI

Bu ülkede hepimiz büyük şair İsmet Özel'in bir dizesinde söylediği gibi 'Hangi dünyaya kulak kesilmişse, ötekine sağır' bir halde yaşıyoruz. Ben de öyle biriydim. Atatürkçü ve CHP'li bir ailede büyüdüğüm için uzun süre Atatürk'ü hiç sorgulamadım. Sorgulayana da düşman oldum. Atatürk'le ilgili en ufak bir eleştiriye tahammülüm yoktu. Takrir-i Sükun yasası, İstiklal mahkemeleri, Dersim katliamı gibi konuları gündeme getirenlere nefretle bakardım. Amcam SHP'li bir belediye başkanıydı. Hem Kemalizm hem de solculuk ailemizde kutsadığımız değerlerdi. Ama öte yandan babam ve annem 'Amaçlara şiddet yoluyla ulaşmak hiçbir koşulda meşru olamaz' diye öğrettiler hep bize. Rahmetli babam 'Ulvi bir amaç uğruna da yapılsa zulüm zulümdür, insanlığa sığmaz' cümlesini kim bilir kaç kez tekrar etmiştir... İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve özgürlükler terbiyesini de yine ailemden aldım...
***
Üniversite yıllarım sırasında bu iki değerler kümesinin çatıştığına şahit oldum. O yıllarda 'İnsanlık için iyi olanı sol ister' diye düşünüyordum ailemin bana öğrettiği gibi. Fakat solcu arkadaşlarımın neredeyse tamamı devrimci amaçlar uğruna şiddeti meşru görüyorlardı. Lenin'den, Che Guevara'dan ya da Deniz Gezmiş'ten, Mahir Çayan'dan alıntılar yapıyorlardı. Ben başlarda 'Hayır bu isimler böyle şeyler söylemez, siz çarpıtıyorsunuz' diyordum. Ancak sonra, bu devrimci aktörlerin hayatını ve yazdıklarını okuyunca solcu arkadaşlarımın haklılığını anladım. Onlar 'Devrim söz konusuysa gerisi teferruattır' ideolojisinin bayraktarlarıydı. Tek bir kutsal amaç vardı: Devrim. Devrim sürecinde cinayetler, haksızlıklar, hukuksuzluklar, baskılar, yasaklar, işkenceler olursa da bu olanları 'Devrim şartları içinde anlamak' gerekliydi. Sonuçta devrim başarılı olunca her şey güllük gülistanlık olacaktı...
Sosyalistler o dönem bir yandan da 'anti-faşist mücadele'den bahsediyor, faşizmi nefretle lanetliyorlardı. Tam o konjonktürde Tansu Çiller, Abdullah Çatlı'yı aklamak için 'Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir' sözünü sarf etmişti. Çiller'in bu faşist hezeyanı sol gruplarca nefretle karşılandı ama bu grupların kendileri de 'Devrim için kurşun atan da yiyen de şereflidir' diyerek Guevara'ları, Gezmiş'leri, Çayan'ları ve devrimcilik adına işlenen cinayetleri aklıyorlardı aslında. Birbirine zıt gözüken faşizm ile devrimci sosyalizm özünde aynı noktada birleşiyordu. Sadece kelimeler değişiyordu, öz aynıydı. İki ideoloji de 'kutsal amaçlar' uğruna insanlık dışı yöntemleri meşru görüyordu...
Türkiye'deki devrimci solcuların, sağcı faşistlerden farksız şekilde şiddete tapan yaklaşımını gördükten sonra ailemin bana sunduğu ilk kahraman Mustafa Kemal'e yöneldim. Atatürk'le ilgili resmi tarihin bize anlattıklarının dışında hem İngilizce hem Türkçe'den okuduklarım maalesef yukarıda saydığım iki zihniyetten çok farklı değildi. Üstelik buna hem Mustafa Kemal'in kendi yazdıkları hem de Kemalistlerin kaleme aldıkları da dahildi.
 Kemalist devrim, şüphesiz ki iki dünya savaşı arası diğer diktatörlüklerle kıyaslandığında daha yumuşak ve az kanlı bir devrimdi ama yine de o totaliter-kolektivist mantığı sahipleniyordu. Ali Şükrü Bey katledilmiş, Mustafa Suphi boğdurulmuştu. Cavit Bey ve İskilipli Atıf Hoca gibi yüzlerce insan yok yere idam edilmişti. İstiklal mahkemeleri fiilen bir cinayet mahkemeleri gibi çalışmıştı. Dürüst Kemalist yazarların da söylemekten kaçınmadığı gibi özellikle 1924-28 arası bir adli terör dönemiydi. Kemalistler de yine aynı devrimci argümana sığınıyordu: 'Devrim şartları için zorunluydu. Devrim söz konusuysa gerisi teferruattır!'
***
Hiçbir şekilde hiç kimse beni insan hayatının teferruat olduğuna inandıramaz. Yargılansam da ceza da alsam değişmez bu inancım. Kimse kusura bakmasın...

<p>Türk savunma sanayisi şirketi HAVELSAN kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer risklerin tespi

İHA'lara 'milli' dokunuş: Kimyasal riskleri de tespit edecek

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Haftanın yalanları

Kısıtlamaların sona ermesiyle İstanbul'da hareketlilik başladı