• $28,89
  • €31,2689
  • 1876.81
  • 8057.42
24 Ekim 2023 Salı

Türk diplomasisi desteği hak ediyor

Gazze'ye ölüm ablukası 17. gününde.

Dün itibarıyla şehit sayısı iki bin 55'i çocuk, 5 bin 87'ye yükseldi.

Avrupa ve ABD'den, İsrail'e 'saldırı ve işgali durdur' demelerini bekleyen kalmadı artık.

En azından 'savaşın durması' gibi 'ortaya' bir çağrı bile yapmaya niyetleri yok.

Sadece 'çatışmanın genişlemesinden' endişe ediyorlar! Ama saldırıyı genişleten 'sadece' İsrail!

***

Avrupa medyasından aldım şu başlıkları: İsrail, Batı Şeria'daki göçmen kampında bir camiyi vurdu.

İsrail, Lübnan'da operasyon yaptı.

İsrail, Suriye'nin Şam ve Halep havalimanlarını iki kez vurdu.

İsrail, Mısır'a ait bir noktanın yanlışlıkla hedef alındığını duyurdu.

Avrupa ve ABD, hâlâ 'İsrail saldırganlığını genişletiyor' demiş değil...

***

Bu 'orantısız İsrail taraftarlığı'na karşı Türkiye ne yapıyor?

Türkiye'de fikir namusuna sahip çoğunluk, Türkiye'nin çabalarının farkında.

Avrupa ve ABD tarafında da bu farkındalık esasen var.

İngiliz yayın kurumu BBC, "Türkiye, İsrail-Hamas savaşında nasıl bir politika izliyor ve öncelikleri neler?" başlıklı editoryal makalesinde, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde aktif bir diplomasi uyguladığını vurgulayarak, Erdoğan'ın liderler diplomasisi ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ilgili ülkelerdeki mevkidaşlarıyla yürüttüğü trafiğe işaret etti.

Özetle;

Türkiye'nin üç temel önceliği var:

- Sivillerin korunması, daha fazla can kaybının, göçe zorlanmalarının önlenmesi, insani yardımların sürmesi;

- Savaşın bölgeye yayılmasının önlenmesi, herkesin sorumluluk içinde davranması.

- Uluslararası toplumun, kalıcı barış için 1967 sınırlarına dayalı iki devletli bir çözüm için devreye girmesi.

Türkiye, bu hedefler için öncelikle, 'garantörlük' formülünü dünyaya teklif etti.

Buna göre Türkiye ve diğer bazı bölge ülkeleri Filistin'e, başka ülkeler de İsrail'e garantör olacak; çatışmaların durdurulması ve barış görüşmeleri için sorumluluk alacaklar.

***

Peki; Türkiye'nin diplomatik çabaları, öncelikleri ve tekliflerinden dünyanın haberi var mı?

Var.

Avrupa ve ABD tarafında 'karar vericiler' nezdinde etkili bir kurumun değerlendirmesi bunun güçlü bir işareti.

Avrupa-ABD ilişkilerinin 'garantörlüğü' için kurulmuş Alman Marshall Vakfı'nın Türkiye ve Bölge Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, "Türk Diplomasisi Tanınmayı ve Desteği Hak Ediyor" başlıklı makalesinde özetle şu noktalara dikkat çekti:

Türkiye, bu çatışmada diplomatik bir denge kurdu. Bunun dört temel nedeni var:

- İlk çatışma Hamas'ın saldırısıyla başladı.

- Türkiye, İsrail dahil komşu ülkelerle ve Batılı müttefikleriyle ilişkilerini onarmaya çalışıyor.

- Ankara, krizin Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi üzerinde geniş kapsamlı sonuçlar doğuracak bölgesel bir çatışmaya dönüşmesinden endişeli.

- Türkiye, esir değişimi ve tahıl anlaşmasını kolaylaştırdığı Rusya ile Ukrayna arasındaki arabuluculuk başarısını tekrarlamak istiyor.

Türkiye'nin çabaları, daha fazla sivil kaybının ve çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşmesinin önlenmesine yardımcı olabilir. NATO müttefikleri de bu hedefleri paylaşıyor. Avrupa ve ABD, Türkiye'yi Hamas'la bağlarını sürdürdüğü için eleştiriyor. Ancak arabuluculuk potansiyelini yaratan da bu zaten. Müttefikleri, Ankara'yı bu zorlu çabada desteklemeli.

***

Bu 'anlayışı', Avrupa ve ABD'de son 70 yılın en yaygın ve kalabalık toplumsal eylemleri de destekliyor.

Türkiye'nin çabaları ve önerileri, sorunun çözümü için şu ana kadar en makul girişimler ve belki bu kez dünyada kabul görmesi mümkün.

Benim kanaatim; Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu çabayı sürdürürken sabrının sınırlarını da zorluyor.

Muhalefetin, Türkiye'nin dış politikasını 'kendi boyutuna küçültmeye' kalkıştığında, bu bilgiler aklınızda bulunsun...

KILIÇDAROĞLU VE RİFKİN'İN ORTAK YANI: KORKULUK SAFSATASI

CHP yanıltmadı ve Irak-Suriye tezkeresine 'hayır' oyu verdi; HDP ile birlikte...

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, 10 Ekim yazımda işaret ettiğim gibi, tezkeredeki "TSK'nın sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçla yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması" ifadesinin ikinci kısmını bahane etti.

Oysa, 'Yabancı asker' ifadesi, Türkiye'nin, "BMGK kararıyla kurulan, 80 ülke ve NATO ve Arap Birliği'nin de içinde olduğu DEAŞ karşıtı koalisyonun bir üyesi olması ve koalisyon güçlerine Türkiye üzerinden ikmal yapılması nedeniyle" tezkerede geçiyor.

Kılıçdaroğlu da bunu pekâlâ biliyor.

Ama, HDP ile seçim işbirliği için oy değiştirdiğini söylemek yerine 'halkı yanıltmakta' ısrar ediyor.

***

Tezkere oylamasından önce CHP Genel Merkez binasına asılan "Türkiye'de yabancı asker postalı istemiyoruz" yazılı pankartı görünce, şöyle dedim:

Sanki, Jeremy Rifkin gibi bir Amerikalının postalını CHP'ye bastıran Genel Başkan kendisi değilmiş gibi!..

Üstelik, CHP'nin babadan oğula, amcadan yeğene geçen kadrolarında meşhur ekonomistler varken!

Yetmezse, 'beni de görün' diye sosyal medyadan kendini yırtanlar görev beklerken!..

Kılıçdaroğlu, Parti Sözcüsü ekonomist Faik Öztrak'ı da çiğneyerek, Rifkin'i CHP'ye almıştı...

***

Rifkin deyince, kim olduğuna bir kez daha göz attım.

Ve enteresan bir 'kavram'la karşılaştım...

Kılıçdaroğlu'nun, neden lafın yarısını alıp, onu da çarpıtarak kullandığını;

Eleştirecek bir şey bulamasa da 'eleştirebileceği bir şeyler üreterek', sanki karşı taraf yapmış, söylemiş gibi üzerine gittiğini izah eden bir kavram:

"Korkuluk Safsatası"...

***

Rifkin için Wikipedia'da, "Rus Yahudi göçmen çocuğu olarak ABD'de doğduğu, ekonomide 'Üçüncü Sanayi Devrimi' vizyonunu ortaya koyduğu" anlatılıyor.

CHP'ye ayak basmasının sebebi de bu özellikleriydi...

Ancak Rifkin'in görüşlerinin, 'bilimsel titizlik eksikliği' ve 'kendi tezlerini desteklemek için kullandığı bazı taktikler' nedeniyle 'tartışmalı' olduğu da belirtiliyor.

Tartışmalı taktik de bu 'Korkuluk/Saman Adam Safsatası'...

***

Safsata, eski Yunanca 'akıllı, bilge' anlamına gelen 'sofos'tan türemiş, 'mantık ve konuşma ustası' anlamına gelen Sofist kelimesinden geliyor.

Ancak zamanla olumsuz bir anlam kazanmış ve günümüzde Türkçe dahil birçok dile 'laf ebeliği, zekice yanlış söz söyleyen, bir düşünceyi ortaya koyarken ya da anlamaya çalışırken yapılan yanlış çıkarsama' olarak yerleşmiş.

Korkuluk Safsatası kavramına dair öne çıkan tanımlar şöyle:

"Tartıştığı kişinin dayandığı gerekçeleri eksik, yanlış veya çarpık bir şekilde yorumlayıp, kendi yorumladığı o halini çürütmeye çalışmak."

"Rakibinin söylemediği, görüşlerini dayandırmadığı bir gerekçeyi kendisi üreterek, onu rakibi söylemiş gibi çürütmeye çabalamak..."

"Karşıt düşüncenin güçlü yanlarını, iddialarını kasıtlı olarak görmezden gelerek, zayıf ya da çarpıtılmış taraflarını büyüterek tamamını çürütmeye çalışmak..."

"Rakibinin görüş, iddia ve inançlarını çürütemeyince, savunulamayacak bir kötü karakter yaratarak, rakibini ona benzetmek ve onun üzerinden rakibini eleştirmek."

"Tartışma sırasında, taraflardan birinin iddia üretemeyecek kapasitede olması veya bu konumdan sıyrılmak için bilinçli mantık hatası yapması."

***

Ben gayet aydınlandım...

Belki sözümü de geri almalıyım.

Kılıçdaroğlu, CHP'ye Amerikalı pabucu sokmadı; adam 'safsata ikizi', yabancı sayılmaz...

ÇİN 'ŞİMDİLİK' KENARDA AMA İHMAL EDİLEMEZ

Ortadoğu'da bölge dışı aktörler sadece Avrupa ve ABD'ydi.

Rusya pek etliye sütlüye karışmazdı.

Ancak bugün Rusya 'Batı'nın düşman kategorisinde.

Batı'nın aktör olduğu her yerde 'karşısında' konumlanmaya aday.

***

Ve artık yeni bir aktör daha var: Çin.

Çin, Rusya gibi 'potansiyel -ve daha büyük- düşman' kategorisinde, özellikle ABD için.

Çünkü, Afrika ve Ortadoğu'da sadece ekonomiyi ve teknolojiyi değil, 'siyaseti etkileyecek' boyutta iş ve yatırım ilişkileri geliştirdi.

Çin teknolojisi, ABD ve Avrupa'da 'casusluk amaçlı' olduğu gerekçesiyle yasaklı...

ABD ve Çin donanmaları, Uzakdoğu denizlerinde sık sık 'tehlikeli yakınlaşmalar' yaşıyorlar.

***

Çin, İsrail-Hamas çatışmasında 'henüz' kaygı belirtmekten öte tavır koymadı.

Ama ekonomik ambargolar ve ABD'nin Çin'i denizden sıkıştırması devam edecekse, Çin de ABD'nin 'maliyetini' artırabilir.

Ortadoğu'da Çin'in potansiyel rolü ihmal edilemez.

<p>Sağlık Bakanlığınca, acil vakaların en kısa sürede sağlık kuruluşlarına sevkinin sağlanması amacı

Ambulans helikopter 7 il arasında mekik dokuyor

İşgalci İsrail Batı Şeria'da ablukaya devam ediyor... Cenin Mülteci Kampı'na baskın

300 bin TL ile 350 bin TL arası! İşte adeta teklif yağan ikinci el otomobil modelleri…

Anadolu kökenli 41 eser Türkiye'ye dönüyor... Yurtdışına yasadışı yollarla kaçırılmışlardı