• $17,9331
  • €18,4099
  • 1039.38
  • 2864.25
5 Ağustos 2022 Cuma

Bizde Lozan'ı ‘tartışılmaz' ilan edenler Yunan'a suskun!

Yunanistan, Batı Trakya Türk Azınlığı'nın müftülerini seçme ve müftülüklerini yönetme haklarının 'kalan kısmını' da ellerinden alacak yeni yasalar icat ediyor.

Türkiye, bu girişime sert tepki verdi ve Yunanistan'ın Lozan Barış Antlaşması'nı 'bir kez daha' ihlal anlamına geldiğini vurguladı.

Yunanistan Lozan'ı azınlıklar konusunda da Ege'de de yüz yıldır ihlal ediyor...

***

Lozan Barış Antlaşması'nda (24 Temmuz 1923), Türkiye ve Yunanistan'daki azınlıkların durumuna ilişkin hükümler, 3. Kesim, 37 ila 45. maddelerde düzenlenmiş.

Bu bölümde İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi veya Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığın din hizmetlerinin idaresine yönelik özel düzenlemeler yok.

Türkiye'deki Müslüman olmayan azınlıkların hak ve özgürlüklerine ilişkin düzenlemeler belirtiliyor ve 45. maddede, "Bu hükümlerin Yunanistan'daki Müslüman azınlıklar için de 'aynen' geçerli olacağı" hükmü bulunuyor.

İki taraftaki dini hizmetlerin yönetilmesi ve yürütülmesinde, büyük ölçüde var olan uygulamaların devam etmesi kabul görmüş.

Bu itibarla Türkiye'deki Rum azınlığın dini otoritesi olarak Patrikhane kalmaya devam etmiş ve dini liderlerin seçimi azınlık cemaatine bırakılmış.

Mukabil olarak da, Batı Trakya'da müftülerin ve 'başmüftü'nün Müslüman azınlık tarafından seçilmesi öngörülmüş.

***

O günden bu yana Rum Patriği, Rum cemaati tarafından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı metropolitler arasından seçilerek belirlenir. Diğer azınlıklarda da durum böyledir.

Türkiye, yakın zamanda, patrik seçecek sayıda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı metropolit bulunmadığı için, Yunanistan'da yetişen metropolitlere vatandaşlık vererek sayının tamamlanmasına yardımcı olmuştur.

***

Ancak Türkiye ne kadar Lozan'ı 'iyi niyetli esnetme'lerle uygulamaya çabalıyorsa, Yunanistan da o kadar 'kötü niyetli kısıtlamalarla' çiğnemektedir.

Yunanistan'da Müslümanlara yönelik 'müftülük' kurumu, Lozan'dan önce 1913 Atina Anlaşması'na dayalı olarak 1920 tarihli yasa ile düzenlenmiş. Müftülerin görev çevrelerindeki Müslümanlar tarafından seçilmesi, 'başmüftü'nün de müftüler tarafından seçilmesi, ancak hükümetin önerisi ve Kral'ın ataması ile görevlendirilmesi öngörüldü.

Ancak ne müftü ne de başmüftü seçimine yönelik yasa uygulamaya konulmadı.

1920 yılından beri müftüler hep Yunan hükümetleri tarafından atandı.

Yunanistan 25 Aralık 1990'da bir Kanun Hükmünde Kararname çıkararak, 1920 tarihli yasayı iptal etti. Batı Trakya Azınlık Yüksek Kurulu, kararnameyi tanımadığını açıkladı.

Buna rağmen Yunanistan, 1991'de Müslüman azınlığın tanımadığı bir kişiyi İskeçe Müftüsü atadı; buna tepki gösteren Türklere polis müdahalesi yapıldı.

Batı Trakya halkı, konuyu AİHM'e taşıdı, AİHM Yunanistan'ın haksız olduğuna hükmetti.

Ancak Yunanistan uygulamayı değiştirmedi.

Bugüne kadar Yunanistan'da Atina hükümetinin atadığı müftü ile Müslüman azınlığın seçtiği müftü aynı anda görev yapıyor.

Yunanistan, 'seçilmiş müftü'leri yasa dışı ilan ederek cezalar veriyor.

Cezalar AİHM'den dönüyor ama Atina tutumunu değiştirmiyor.

***

Atina'nın 'atanmış müftüleri' kendilerini meşrulaştırmak için İslam ülkeleri veya Türkiye gibi nüfusu Müslüman olan ülkelerde müftülerin atandığını örnek gösterme çabasında.

Yunan medyası ise daha aptalca bir şekilde, Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı müftülerin 'atamayla' göreve geldiğine işaret edebiliyorlar.

Yakın zamanda Kathimerini gazetesi, 'Yunan diplomatik kaynaklara' dayanarak, Türkiye'de müftülerin 'atandığına' işaret etti ve Türkiye'nin Batı Trakya'da müftülerin seçimle belirlenmesini istemesini 'ikiyüzlülük' olarak değerlendirdi.

Bu inanılması zor bir 'ortak akılsızlık'...

Zira Müslüman din adamlarının atandığı ülkelerde Müslümanlar 'azınlık' değil.

Batı Trakya'da müftülüğün karşılığı Türkiye'de müftülük değil metropolitlik.

Ayrıca, azınlık-çoğunluk bakmadan din adamları atamayla göreve gelebilecekse, Yunanistan'ın Yunan Kilisesi yöneticilerini de ataması gerekirdi.

Oysa Yunanistan'da Hıristiyan din adamları kendi içlerinde yaptıkları 'seçimle' göreve geliyorlar!

Üstelik sadece kendi yöneticilerini seçmiyor, Yunanistan Başbakanı'nı, bakanlarını, milletvekillerini ve yüksek bürokrasisini de büyük ölçüde belirliyorlar...

***

Peki, azınlıklar ve dini özgürlükler konusunda 'üyesi olmayan' Türkiye'ye karşı rapor üstüne rapor yayınlayan Avrupa Birliği, üyesi olan Yunanistan'ın Lozan'ı çiğneyen bu uygulamalarına karşı ne yapıyor?

Hiçbir şey...

Yunanistan, Batı Trakya'da seçilmiş müftülere dava üstüne dava açıyor, hapse atıyor; AİHM müftüleri haklı buluyor ama Yunanistan AİHM kararlarını yerine getirmiyor.

AB ne yapıyor? Hiçbir şey...

Ama AİHM, Türkiye'de tutuklu yargılanan Osman Kavala'nın tahliyesini isteyen bir karar veriyor, Türkiye kararı uygulamayınca AB hemen Türkiye'ye yaptırım tehdidinde bulunuyor!

Ne adalet ama...

***

Yunanistan'ın, bu şımarıklığının bir nedeni de Türkiye'deki muhalefet.

Türkiye'nin Lozan'ın uygulanmasına yönelik her 'baskı unsuru' açıklamasına karşı, 'tartıştırmayız, bayram ilan edeceğiz' yaklaşımı, Atina'da 'destek' olarak algılanıyor.

Haksız da değiller.

Zira Batı Trakya Türkleri'ne yönelik baskıcı uygulamalarından sonra Türkiye'deki muhalefetten tek laf işitmiyorlar!

***

Yunanistan'ı 'maalesef' şımartan bir başka şey daha var!

Türkiye'nin, Türkiye'deki azınlıklara Yunan yöneticilerin kısır ve kısıtlı akıllarına bakarak mukabil muamele yapmayacağına olan güvenleri...

Zira Türkiye, binlerce yıllık devlet deneyimi ve farklı kökene, dine sahip halkları yönetme geleneğinin mirasçısı.

Azınlıklar meselesine biraz emek harcamış bir gazeteci olarak şunu söylemeliyim:

Bu süreçlerde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tarihi mirasına yakışır davranışı değişmeyecek, değişmemeli de...

Ancak buna ek olarak, Türkiye'deki azınlıkların temsilcilerinin de Yunanistan, AB ve Yunan politikacılarının 'hami' olarak gördüğü ABD yönetimleri nezdinde, 'adalet' adına rol üstlenmeleri gerekiyor.

ÖSYM'NİN SORU SKANDALINA ANINDA MÜDAHALE

Anlaşıldığı kadarıyla, ÖSYM, KPSS hazırlık kitapları yayınlayan bir yayınevinin bazı sorularını 'aynen' alıp sınavda sormuş.

Yani, birileri ÖSYM'nin sınav sorularını çalmamış, ÖSYM yayınevinin kitaplarına koyduğu soruları çalmış!

Sorun, ÖSYM yönetiminin ihmalinden, soru hazırlayanların kolaycılığından veya bir çıkar hesabı yapmış olmalarından kaynaklanabilir.

Ya da bir süredir birçok devlet kurumuna yönelik 'itibarsızlaştırma' kampanyasının parçası olarak, ÖSYM'ye kumpas da olabilir.

Bunun örneğini çok yakın zamanda gördük. Bir doktor, 'hasta uzman çavuş bana şiddet uyguladı' iddiasında bulundu, ancak saldıranın kendisi olduğu, üstelik FETÖ bağlantısı bulunduğu ortaya çıktı.

Sağlık sisteminin itibarsızlaştırılmasına yönelik bir kampanyaya katkı için 'kendini imha eden' FETÖ'nün bir 'uyuyan hücre'siydi...

Benzerleri ÖSYM'de de olabilir.

Bunlar önemli. Soruşturma sonucunda ortaya konulacak.

***

Ancak ilk anda önemli olan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sınavdan bir gün sonra iddialar ortaya çıkar çıkmaz harekete geçmesidir.

Devletin en üst denetleme organı Devlet Denetleme Kurumu'nu görevlendirdi, ÖSYM Başkanı'nı görevden aldı, yerine yenisini atadı.

DDK, denetim sonucunu beklemeden, ilk incelemelerine dayanarak, aynı gün Cumhuriyet Savcılığı'nı konuya dahil etti.

Yeni ÖSYM Başkanı, geçen hafta sonu yapılan ilk KPSS ile bu hafta sonu yapılacak olan sınavları iptal etti, hemen yeni sınav takvimini açıkladı.

Bütün bunlar KPSS'den sonraki üç gün içinde gerçekleşti.

Başkanlık sisteminin de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasetçi özelliğinin de farkı bu.

Ülkeye, millete maliyet ve yük üreten kişi veya yapılara yönelik hızlı karar almak, etkin ve sonuç alıcı süreçleri başlatmak.

<p> </p>

Suriye'ye harekatı kimler neden istemiyor?

İbrahim Kendirci panikledi: Annemden saklıyordum!

Sanki o değil bir başkası! Feride Hilal Akın'ın yaptırdığı estetik yok artık dedirtiyor

Stranger Things'in yıldızı Millie Bobby Brown sitem etti: Benim neyimden nefret ediyorlar?