• $28,9552
  • €31,8662
  • 1904.11
  • 8017.85
19 Eylül 2023 Salı

Atatürk filmi dünyaya ulaşacak

Atatürk dizisi" tartışmasını hatırlıyorsunuz.

Türkiye'ye büyük bir kampanyayla giren dijital yayın platformu Disney, Türk yapımcılarla Atatürk'ü anlatacak bir dizi anlaşması yapmış, ancak daha sonra yayınlamama kararı almıştı.

Aynı günlerde, ABD'deki Türkiye karşıtlığıyla hayatını sürdüren Ermeni örgütleri, "Atatürk dizisi yayınlanmasın" diye Disney'e karşı kampanya yürütüyordu.

Haliyle, "Disney, Ermeni lobisine boyun eğdi, Atatürk dizisini kaldırdı" tepkilerini doğurdu.

Haklı olarak...

Nihayet Disney, "Şirkette yönetim değişikliği oldu ve ABD ile İngiltere dışında üretilen bütün içerikleri platformdan kaldırma kararı alındı" gerekçesini açıkladı.

Yapım şirketi de, dizinin 'film' formatına dönüştürülerek Türkiye'de Disney'e bağlı Fox TV'de yayınlanacağını, daha uzun versiyonunun ise Türkiye'de ve dünyada sinema salonlarına gösterime gireceğini duyurdu.

***

Dizinin yapımcısı Saner Ayar, çekilen bölümleri sinema filmi haline getirdi.

Ve geçen cumartesi günü, dar bir grup gazeteciyi, filmin ön izlemesi ve soruları cevaplamak üzere davet etti.

Girişteki hatırlatmayı yapmamın bir sebebi de, açıklığa kavuşması gereken ilk konunun Disney'in kararı ile Ermeni lobisinin baskısı arasında ilişki olup olmadığıydı.

Ayar, Disney'den önce, yine ABD'nin en büyük platformlarından HBO'nun da 'yerel içerikleri yayınlamama' kararı aldığını hatırlattı.

HBO ve Disney'in asıl işi içerik üretmek. Yayın platformu olarak Netflix gibi kurumlarla rekabette zorlanıyorlar ve bu alanda küçülmeye gidiyorlar.

Ermeni lobisinin kampanyası birkaç gün sonra başlıyor.

Ermeni lobisi Disney'in kararı üzerine 'biz engelledik' propagandası için bu kampanyayı başlatmış olabilir mi?

Mümkün.

Benim hâlâ şüpheyle yaklaşmamın nedeni, Disney'in bunu basit bir açıklamayla izah edebilecekken, dallanıp budaklanmasına zaman tanıması...

***

İkinci konu şuydu: Atatürk dizisi/filmi dünyada gösterilmeyecek miydi?

Disney, Fox'ta filmi yayınlatmakla kendini kurtaracak, konu, Atatürk'ü Türklere göstermekle kapanacak mıydı?

Saner Ayar, bu konuda iyi şeyler söyledi:

Film, iki bölüm halinde yayınlanacak. Birinci film, 3 Kasım'da Türkiye ile birlikte İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, tüm Balkan ülkeleri, Azerbaycan, Kazakistan ve Ortadoğu'da 30'dan fazla ülkede sinemalarda vizyona girecek. Berlin, Brüksel, Rotterdam, Paris, Bakü, Dubai ve Almatı'da özel gala yapılacak.

İkinci film de ocak başında yine sinemada yayınlanacak; 1 Eylül 2024'ten itibaren dünya çapındaki dijital platformlarda izleyicilerle buluşacak.

Birçok Türk filmi Avrupa'da birkaç ülkede, birkaç salonun belli saatlerinde gösterime girer, "Avrupa'da gösterime girdi" denilir.

Ayar'ın verdiği bilgiye göre, bu kez öyle olmayacak, bir Hollywood filmi nasıl vizyona giriyorsa Atatürk filmi de öyle girecek Avrupa sinemalarına.

Ayar, Hollywood'daki grevi de hatırlatarak, "Yeni Amerikan filmleri çok az ve bu bizim için fırsat olacak" dedi.

Film, bu sektörün doğası gereği son olarak da video platformlarında yayınlanacak.

İzleyici kitlesini geniş tutmak için filmin Almanca ve Arapça dublajının yapıldığını da eklemeliyim.

Özellikle Almanlar, altyazılı film izlemekten hoşlanmıyormuş!

Özetle, Atatürk filmi, Ermeni lobisine rağmen tüm dünyada gösterilecek.

***

Peki, Disney, yapımına katıldığı filmin gösterimleri konusunda bir baskı altında kalırsa engel çıkarabilir miydi?

Ayar, filmin 'tüm haklarının' kendilerinde olduğunu, Disney'le telif konusunda bir ilişkilerinin kalmadığını vurguladı.

***

Bu konuda beni tatmin etmeyen tek şey, Disney'in, filmi sadece grubun Türkiye kanalında yayınlatarak "Ermeni lobisinin baskısına boyun eğdi" tartışmasından kurtulacak olması...

***

Fox'ta yayınlanacak versiyon ve sinema versiyonunda, Ermeni lobisinin baskısı dikkate alınarak 'kesilen' sahneler var mıydı?

Yokmuş.

Zaten filmin konusunun da Atatürk'ün de Ermeni olaylarıyla bir ilgisi yok.

Onların derdi, Türkiye ve Türkler, Atatürk gibi pozitif bir figürle dünya gündemine girmesin!..

Umarım çok geçmeden bir emperyalizm projesi olan Ermeni çeteciliği üzerine de gerçeklere dayalı filmler yapılır.

'OSMANLI DİLİ' İYİ YANSITILMIŞ

Film için Üzeyir Karataş'tan 'Osmanlı dili' danışmanlığı alındı.

Özellikle üniversitelerde, büyük şehirlerde herkes hemen her aksana bir ölçüde maruz kalır ya... Ben de 'aksanlara maruz kalma ortalaması'nı temsil eden bir vatandaş olarak söyleyebilirim, Rumeli aksanı kulağıma gayet doğal geldi.

Askeri alanda Tuncel Koç, kostümler için Kadir Türker Geçer; mekan, yaşam ve genel sanat alanlarında Orhan Çekiç, Saadet Özen ve Hacı Mehmet Duranoğlu danışmanlık yaptılar.

Mekanların, sokakların çoğu yeniden yapıldı. Üniformalar için iplik ve kumaş dönemi yansıtacak şekilde özel olarak üretildi.

Ateşlenebilen bin 400 silah yeniden imal edildi.

Çanakkale çekimleri, taarruz zamanı yani gün ağarırken yapıldı.

Kalabalık sahneleri de gerçek oyuncular oynadı, dijital çoğaltma yapılmadı.

Sadece Gelibolu'yu ateş altına tutan işgal donanması dijital olarak filme eklendi; başarılıydı.

***

Oyunculuğa dair konuşmak bana düşmez.

Sadece şunu söylemekle yetineyim;

Film 'insan' olarak Atatürk'ü ele alıyorsa da, oyuncu Aras Bulut İyinemli'nin zaman zaman 'heykel' görüntüsü vermesi dikkatten kaçmıyor.

Ama bu bir eleştiri değil.

Belki 80 darbecilerinin devlet politikasına dönüştürdüğü 'Heykel Atatürk' politikasının kaçınılması zor etkisi...

Zira oyuncunun rolünü insanlaştırma gayreti, özellikle Almanca, Bulgarca, Fransızca ve Arapça konuşma sahnelerindeki kulak tırmalamayan başarısı çok bariz.

TARTIŞILACAK SAHNELER VAR MI?

Filmde Atatürk üzerinde tartışma yaratacak 'o iddia gerçek değil, şu görüntü yanlış, bu yakışıksız' gibi bir sahne var mı?

Karakterlerin, yaşam tarzlarının karakterlerin gelecekte oluşacak 'tarihi kimlikleri' ile değerlendirilmesi başka bir şey, 20-30 yaşında genç adamlar olarak o günün koşullarındaki yaşamları başka bir şey.

Filmi izleyecek olanların, bu konuyu yapımcı ve yönetmenin sözlerini dikkate alarak değerlendirmeleri daha sağlıklı olur.

Yapımcı Saner Ayar'ın,"Bu yola Atatürk'ün Samsun'a ayak basışının 100. yılında 2019'un başında çıktık. Filmi Cumhuriyet'in 100. yılında seyirciyle buluşturmayı hedefledik. Bir ulusa ve lidere bugünden değil, yaşadığı andan bakmak istedik" sözleri, yönetmen Mehmet Ada Öztekin'in söyledikleriyle örtüşüyor: "Bu bir belgesel değil. Biz bir drama çektik. Herkesin zihninde ve kalbinde başka bir Atatürk var. Buradaki ana soru şuydu: Türk insanının kafasındaki Atatürk'ü doğrulamayı mı amaçlayacağız, yoksa tüm dünyanın izleyeceği, onu tanıyıp hayran olacağı bir Atatürk filmi mi yapacağız? O büyük kahramandı. Ama ondan önce bir insandı... Peki bir insan, bir yetim kahramana nasıl dönüşür... Hangi özellikleri onu bir lider hâline getirir?.. Dünyaya sıradan bir ailede sıradan biri olarak gelen Mustafa'nın tutkuları, azmi ve vicdanıyla -zamanının koşullarında- nasıl bir kahramana dönüştüğünü anlattık."

'Atatürk olacak çocuk'tan al mesajı

Emre Mete Sönmez, filmde çocuk Mustafa'yı canlandırıyor.

Baba Ali Rıza Bey ile anne Zübeyde Hanım'ın Arap isyanları üzerine konuşurken, "Araplar kötü insanlar mıydı ki isyan etmişlerdi"yi sorgulaması, ardından da mahalledeki Arap esnaftan söz ederek, onların iyi insanlar olduğunu söylemesi dikkat çekiciydi.

Bugün sözde Atatürkçülük adına Arap düşmanlığı yapanların, 'çocuk Atatürk'ten alacakları bir mesaj var orada...

Bir başka sahne de çarpıcıydı.

Hayatta kalan tek erkek çocuğunu okula göndermek yerine 'evde' kanatları altında tutmak isteyen Zübeyde Hanım'ın, "yetim o yetim, yetimden ne olur" sözüne karşılık, Mustafa'nın "Gör bak neler olur" demesi...

Yetimler dünyayı değiştirmiştir...

HİSARCIKLIOĞLU'NUN 'GRAMAJ-AMBALAJ' UYARISI

Yıllardır bu mevzuya takıntılıyım.

Suyun ağırlık/hacim oranına göre standartlaştırılmış kavanozlarda turşu, konserve, bal vb gibi ürünlerin net gramajı farklı olurdu, alışmıştık.

Ama artık bal kavanozunda boşluk bırakarak, turşunun, konservenin de suyunu çok koyarak net ağırlığını düşürüyorlar.

Biz de küçücük 'net ağırlık' kısmına bakmıyoruz.

Ağırlık standardı ambalaj naylonunu nereden kestiğine bağlı olarak değişen peynir, yağ gibi ürünlerde ise artık sonu küsüratlarla biten gramajlar var.

Hele şişik ambalajlarda satılan cipsler, kuruyemişler...

Kocaman poşet, içinde bir avuç ürün...

Gören de bütün aileye yeter sanır...

Çikolatalar da aynı ambalaj içinde incelmiş...

İzleyenler hatırlar, yıllardır bunları konuşuyorum.

***

Dün TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da bundan şikayetle, "ürünlere standart gramaj uygulaması getirme" çağrısı yaptı.

Bir şey daha söyledi.

Ulusal zincir market/mağazaların rekabeti karşısında 'yerel zincirlerin' korunmasından söz etti.

Yerel kaynakları, yerel ürünleri değerlendiren, yerel istihdama, yerel üreticiye daha fazla katkıda bulunan ve 'nakliye, depolama' maliyetini düşüren bir özelliği var yerel zincirlerin.

***

Bu konularda karar mercii elbette hükümet.

Hiçbir hükümet, vatandaşın, yerel girişimcilerin yararına olacak bir öneriyi, çalışmayı reddetmez.

Uygulayacak olanlar ise 'patronlar'dır...

'Patronların patronu' da sadece çağrı yapmakla kalmayacaktır.

Zira, devlet odalara, borsalara, birliklere, kooperatiflere, izin, onay, ruhsat verme, belgelendirme, aidat vesair ücretler alma gibi 'devlet yetkileri'nin bir kısmını devrederek, onları 'ekonominin paydaşı' haline getirmiştir.

Devletten yetki alan paydaşlar, sorunların çözümünde de 'paydaş'tırlar.

MİLLİYETÇİLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Bosna'yı, Arnavutluk'u, Kosova'yı, Makedonya'yı Türkiye ile güçlendiren;

Sırbistan Cumhurbaşkanı ile Türk bölgesine Mehter Marşı'yla girebilen;

AB yönetimine, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a, "Türkiye'ye yönelen bir Balkanlar istemiyorum" dedirten;

Suriye'de Araplarla birlikte Türkmenleri de koruma altına alan;

Azerbaycan'ın 30 yıldır Ermenistan işgali altındaki Karabağ topraklarını özgürleştiren;

Çin Seddi'nden itibaren Türk Devletleri Teşkilatı'nı kuran;

Macaristan'ı da bu teşkilatın Batı ucu olarak üye yapan;

Sovyetler'in 1944'te sürdüğü Ahıska Türkleri'ne Türkiye Cumhuriyeti kimliği veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan...

Birilerinin "Arapçı, Türk'ten rahatsız oluyor" diye suçladığı da Cumhurbaşkanı Erdoğan?

***

Türkiye bir şeyler yapmaya başladığında mutlaka ayağına bir şeyler dolandırılır.

***

Yüz yıldan önce Arapların Türklere, Türklerin de Araplara düşman olmasından kimlerin çıkarı var idiyse, bugün de var.

O çıkar sahipleri, dün de birilerini kullanmıştı, bugün de kullanıyor.

Dün de "şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edenler" vardı, bugün de var.

Dünün 'iktidara sahip olanlar'ını, bugün 'iktidara talip olanlar' diye değiştirin...

<p>Behzat Uygur tam 33 yıldır evli olduğu, iki oğlunun annesi eşi Çiğdem Uygur'a sahnede bir sürpriz

Behzat Uygur'dan 33 yıllık eşi Çiğdem Uygur'a sahneden romantik kutlama

Sağanak nedeniyle araçlar sürüklendi, iş yerlerini su bastı

BM Genel Merkezi'nde Filistin sergisi açıldı

İşgal altındaki Gazze'de yaşam dramı