• $ 5,8076
  • € 6,4669
  • 278.998
  • 97886.4
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Müze ve okulları yakma özgürlüğü

Hükümetin, 6-7 Ekim’de Kobani bahanesiyle sergilenen şehir terörü sonrasında gündeme aldığı ‘güvenlik’ düzenlemeleri vesilesiyle Türkiye gündemi son derece manidar tartışmalara sahne oluyor. Çok haklı olarak Türkiye toplumu bu vandalizm görüntülerinden ürktü ve dolayısıyla da müthiş bir kandırılmışlık duygusu yaşıyor.

Ve yine çok haklı olarak toplum, devletten bu şehir eşkıyalarını yargı önüne çıkartarak adaleti temin etmesini bekliyor. Normal bir demokratik hukuk devletinde yapılması gereken de budur. Ancak şu ana kadar neredeyse önemli tutuklamalar yok ve kimse de hesap vermiyor.
Demek ki ciddi bir güvenlik ve adalet sorunuyla karşı karşıyayız. İşte bu ürkütücü tablo hükümeti harekete geçirdi ve özgürlükleri de zaafa uğratmayacak yeni bir güvenlik paketi hazırlamaya başladı. Ancak daha hazırlık duyulur duyulmaz ekmeğini özgürlük ve demokrasi ticaretiyle kazanan çevreler “Baskı yasaları geliyor, polis devleti kuruluyor” diye piyasada rol kapma yarışına girdiler.
Bu demokrasi ve özgürlük simsarlarını asla önemsemiyorum, çünkü onların derdi başka. Ama eğer yeni düzenlemelerle gerçekten özgürlükler kısılacaksa, yeni bir baskı dönemi başlayacaksa, böyle bir tabloya her namuslu aydın karşı çıkmak durumundadır. Bunu tartışmak bile utanç vericidir.
Peki hükümet ne yapmak istiyor?
Bunu öğrenmek için Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun salı günü AK Parti grubunda söylediği şu cümlelerin altını çizmek gerekiyor: “Toplantı ve gösteri hakkı demokratik haktır, engellenemez. Toplantı ve gösteri yapanlara karşı yapılacak her türlü saldırı engellenecek. Şiddete dönüştürülen her türlü eylem suç sayılacak. Yani, ‘Toplantı gösteri yürüyüşü yapacağız, fikirlerimizi ifade edeceğiz...’ Çok güzel, edin. Ama elinize molotofkokteyli aldığınız anda toplantı ve gösteri hakkı biter, şiddet eylemi başlar.”
Mesele bundan ibarettir. Yani Davutoğlu diyor ki; molotofla ambulansları, okulları yakanlar, sokaklarda işkenceyle insanları katledenler, kütüphanelere, müzelere saldıranlar suç işlemişlerdir, bunların özgürlükle bir alakası yoktur. Dolayısıyla devlet dediğimiz aygıt, yasal düzenleme dâhil her türlü güvenlik tedbirini almak zorundadır.
Peki “Türkiye otoriterleşiyor” yaygarası koparanlar ne istiyor?
Bence ne istedikleri son derece açık; demek istiyorlar ki şehirlerde insanların kafalarını ezerek katleden, müzelere, okullara saldıranlar özgürlük haklarını kullanıyorlar. Sakın bu şehir eşkıyalarını durdurmak için yeni yasalar çıkarmayın, yoksa Türkiye’yi otoriterleştirirsiniz! Yani bırakalım öldürsünler...
Herhalde dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde “Bırakın öldürsünler” mantığıyla işleyen bir özgürlükler anlayışı olamaz. Evet evrensel insan hakları açısından özgürlükleri kullanmak kutsal bir haktır ama bu asla vandalizme cevaz veren bir hak değildir.
Nitekim Kuzey İrlanda ve Birleşik Krallık’ta molotof bulundurmak ve kullanmak patlama gerçekleşmese bile suçtur. Dahası şüpheli biçimde sebebini açıklamadan patlayıcı madde bulundurmak iki yıla kadar hapisle cezalandırılır.
Aynı şekilde ABD’de kayıt dışı molotof bulundurmak, üretmek, satmak, kullanmak yasaktır. Eyaletten eyalete değişmekle birlikte 4 yıla kadar hapis ve ağır para cezaları bulunmaktadır. Yine Kanada’da da molotof yasaktır.
Demokratik ülkelerde var olan bütün bu güvenlik örneklerine rağmen şöyle bir eleştiriyi anlarım; her asayiş hamlesi doğal olarak siyasi iklimi şekillendirir ve dolayısıyla yangını söndürelim derken sistematik hukuk ihlallerine ve özgürlükler üzerinde devlet tahakkümüne yol açılabilir.
Evet böyle bir tehlike olabilir ama işte tam da bu yüzden siyasi iktidar güvenlikle ilgili yasal düzenlemeler yaparken, özgürlükleri zaafa uğratabilir gerekçesiyle de kolluğun görevlerini nasıl kullandığını denetlemek amacıyla AB standartlarına uygun bir şekilde Kolluk Gözetim Komisyonu kuruyor.
Elbette doğası gereği güvenlik düzenlemelerinin özgürlük-güvenlik dengesi açısından bazı riskleri olabilir. Ama hiçbir demokratik hukuk devleti de vandalistlerin ürettiği şehir terörünü eli kolu bağlı seyredemez.

<p>Acun Ilıcalı Gel Konuşalım programına konuk olduğu sırada O Ses Türkiye´nin perde arkasında yaşan

Acun´a Attığı Mesaj Sonrası Şeyma Subaşı´ndan İlk Açıklama Geldi

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Fenerbahçe: "Biz de şampiyonluklarımızı istiyoruz"

Dünya Türkiye'yi konuşuyor! 11 kilometre kaldı...