• $9,4927
  • €11,0432
  • 548.394
  • 1519.25
9 Haziran 2016 Perşembe

Lidere sahip çık, birliği sağla, güçlü ol ve oyunu boz…

Türkiye, 2. Dünya Savaşı’nda oluşan yeni dünya sistemine, 1950’lerin başında NATO’ya girerek “entegre” oldu. Türkiye’ye NATO içinde biçilen rol, SSCB ile Soğuk Savaş’ta bir ileri karakol, üs, pazar olmasıydı.
Şüphesiz o gün, bugünlerde olduğu gibi, Türkiye’nin nasıl yönetildiğinden ziyade, ülkeyi kimin kontrol ettiği önemliydi. Zaten zayıf, borca boğulmuş, gelişmemiş olmak demek, uzaktan yönetilebilir bir ülke demek olduğu için, Türkiye’yi bu çerçevede tutacak iktidarlar makbuldü. Ama işte, Menderes gibi devleti halkla barıştırmaya kalkıp, hatta SSCB ile kömür anlaşması yapmak gibi, alternatifleri çeşitlendirdiğiniz anda, darbenin önü açılıyordu. Veya 1980’de darbe yapan Evren, Times’a kahraman gibi kapak olabiliyordu.

Nasıl olduysa, 2002’den sonra, ama özellikle de Erdoğan’ın cemaat/liberal aydın kastı üzerinden vesayet kabul etmeyeceğinin anlaşıldığı 2009’lardan itibaren, Türkiye aniden bir “diktatörlük” oldu.
Son olarak Vezneciler’de bizi sarsan büyük acı ve özellikle Gezi’den beri yaşadıklarımızla, bağımsız hale gelmeye başlayan, ekonomisini, savunma sanayisini güçlendiren, büyük projelerle doğru yolda ilerleyen Türkiye’yi kıskaç altına almaya çalışıyorlar.

Kimse, Sayın Erdoğan’ın dindar kişiliği veya geldiği sosyolojiye bağlamasın bence bu durumu. (Tamam bu laikçi Jakoben kibirde çarpan etkisi yapıyor, o kadar.) Menderes Aydın’lı CHP’li bir toprak ağasının oğluydu. Onunla yoldaşlık eden DP İstanbul mebusu Doktor Zakar Tarver’de Yassıada’da öldürüldü ve Ermeniydi.

Bu hamleyi kim yapsa, önce itibarsızlaştırılır, darbeye uğrar, olmazsa bugün olduğu gibi topyekûn saldırıya geçerler.
Aynı kapanı Küçük Kaynarca yenilgisi ile başlayan süreçte, Osmanlı’yı hem içeriden hem dışarıdan fethetmek için kurmuşlardı. 1. Abdülhamid’in başlattığı, 3. Selim ve daha çok 2. Mahmud’un sürdürdüğü dar kapsamlı, üzerinde anlaşılmamış, geç kalınmış reformları İngiltere ve Fransa destekliyor, Rusya ve Avusturya ise Balkanlar ve Türkiye’deki reform karşıtlarını el atından kışkırtıyordu.

Neden Osmanlı bu tuzağa düştü? Söz konusu padişahlar kötü niyetle mi bu süreci açmışlardı? 2. Abdülhamid gerici olduğu için mi reformlara kuşkuyla baktı?
Hayır.
1-Reformlarda çok geç kalınmıştı. En az 200 yıl kadar.
2-Medreseler 200 yıldır eğitim sistemini geliştirmemişler, donanımlı kadrolar yetiştirememişlerdi.
3-Reformları Fransız Devrimi ve ulus devlet paradigmasının yükseldiği dönemde yapmak parçalayıcı etki yaratmıştı.
4-Reformların mali kaynağı olmadığı için, yeni vergiler salındı, tüccarların mallarına el kondu, paranın değeri düşürüldü. Bu Şark Sorunu’nun nedenlerinden birisi olan köylü ayaklanmalarına neden oldu.
5-Osmanlı Batı’yı hiç tanımıyordu. 3. Selim’in gönderdiği elçiler Batı’yı anlayacak donanımdan mahrum oldukları ölçüde Batı’ya hayran olarak devşirildi. Böylelikle İngiltere’nin dayattığı Britanya-Osmanlı Ticaret Anlaşması ve onun devamı olan Tanzimat Fermanı imzalandı.
6-Diplomasi sıfırdı. 2. Abdülhamid seleflerinin hatalarından ders çıkardı; ama çevrelenmişti ve şansı yoktu. Onu ülkenin kendi devşirilmiş çocuklarına, Jön Türklere devirttiler. (Bugünkü gayrımilli ittifakın siyasi ayağı.)
Dolayısıyla reform ve karşıtlarını destekleyerek Osmanlı’yı bir çek-bırak oyunu içinde yuttular.
Bugün PKK ile müzakere konusunda veya demokrasi/özgürlük baskıları ile yaptıkları gibi.
Son 15 yıldır Türkiye en büyük milli/yerli hamlesini yapıyor. Ta 19. Yüzyılın başında devşirilmiş yapıların bugünkü devamları topyekûn milli ve yerli lidere/harekete saldırıyor. Hiç de tesadüfi ve şaşırtıcı değil.
Sonraki yazıda aradaki farklara, artı ve eksilerimize değinelim.

<p>Son yıllarda iyice hızlanan uzay  yarışının en önemli sebeplerinden biri de doğal kaynaklar. Ay y

ABD'nin uzay madenciliği hamlesi

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu