• $9,5071
  • €11,0915
  • 545.949
  • 1455.42
20 Şubat 2018 Salı

Kadim bilgi: Had sınırı...

Dünyanın başındaki felaket, dün ve bugün de büyük güçlerin dünyayı bir tekliğe doğru itme eğilimleri, iştahlarıdır. Esasen, barbarlığın tanımı budur: Dünyayı ve insanlığı tektip bir biçime, kültüre ve hegemonyaya razı etmek… Tabii ki burada dünya kaynaklarını tek elde toplamak gibi birçok tamahkar amaç ön planda olmakta ve tarafımızca daha çok işin bu semptomatik yönü konuşulmaktadır.

Ama Büyük İskender’den Amerikan çağına kadar, bu güçler, değerli bir şeyin tüm dünyaya hakim olmasına dair bir “manevi” amaç da edinmişlerdi. Cortes paha biçilmez Aztek heykellerini eritirken bunu sadece altın arzusuyla değil, onların put olduğuna inandığı için de yapıyordu. Tıpkı Taliban’ın paha biçilmez Buda heykellerini RPG’lerle patlatması gibi. (Bknz. Demokrasi İhracı, Üstün/Hakir Kültür, Yaratıcı Yıkım ve Kıyametin Hızlandırılması konseptleri.)

Sorun işte burada karmaşıklaşmaktadır. Mesele sadece para hırsı olsaydı ve bunun altında açgözlülük dışında başka bir neden bulunmasaydı, insanoğlu ve kızı, buna çare bulmakta daha ümitli olabilirdi. Oysa, çoğunluk, bizi yıkan şeylerin ardında “yüksek amaçlar, kesin kanaatler ve şüphesizlik” yatmaktadır.

Peki, Allah veya inandığımız seküler amaçlar, bize böyle bir görev vermiş midir? Yani, tüm dünyayı bizim bulduğumuz hakikate boyun eğdirme amacına uygun bir kural bulunduğuna dair bir bilgimiz var mıdır? Tarihe bakalım; dünyanın geçmişindeki herhangi bir kesitte, tüm dünyanın “Evet, bu odur!” diyerek biat ettiği, tek, her durumda, her coğrafyada, aynı anda geçerli bir evrensel hakikat hüküm sürmüş müdür?

İşte modern ile modern öncesi dönem arasındaki en büyük fark da bu anlayıştadır. Bir Hıristiyan veya Müslüman, kendi inancının tek evrensel hakikat olduğuna inanır, bunun yayılması amacını da güdebilir. Ama yaratıcının yerine geçerek dünyaya cenneti indiremeyeceğini de bilir. İnancın gereği, mükemmellik ölümden sonrasına bırakılmıştır.

Ancak, modern dönemde, (A)kla yeryüzünün ilahlığı vazifesi verilmiş, insanoğlunun sonsuz kez tekamül ettirilebileceğine ve bu şekilde seküler bir cennetin mümkün olduğuna inanılmıştır.

Hitler de, Stalin de kendilerini bir şeytan değil, dünyaya evrensel ve mükemmel bir nizam vermeye ehil/yetkili seküler tanrılar gibi görüyorlardı. Cioran’ın dediği gibi, “Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o peygamber uyandığında dünya daha kötü bir yer haline gelir.”

İçine girdiğimiz bu belirsizlik döneminde, uygarlığımızın bu konuları tartışması gerekiyor. “Nihai çözümlerin”, “kesin sonuçların”, “mükemmel düzenlerin” bu dünya için mümkün olmadığına dair kadim bilgimizi yeniden hatırlamak ve had sınırlarımızı yeniden tesis etmek durumundayız. İyi haber, inananın da, inanmayanın da bunu yapmak için yeterli gerekçe bulabilecek olmasıdır.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu