• $9,4474
  • €10,9763
  • 547.574
  • 1505.71
1 Şubat 2018 Perşembe

Emperyalizme karşı omuz omuza

Afrin ve sonrasında terör örgütünün kontrolünde bulunan tüm sınır hattının özgürleştirilmesi süreci, öncelikle Türkiye’nin bir iç güvenlik ve ötesinde beka sorunudur. Ancak, mesele sadece bundan ibaret değil. Ortadoğu’daki her gelişme, burada yeni dünya düzenini terör örgütleri ile kendi lehlerine oluşturmaya çalışan emperyal girişime işaret etmekte.

Biz bu hikâyeyi Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında görmüş, yaşamıştık. Bir başka benzerini İkinci Dünya Savaşı aşamasında gördük. İlk savaşta Osmanlı/Türkiye olarak doğrudan hedeftik. İkinci Dünya Savaşı’nda emperyaller kendi aralarında paylaşım kavgasına tutuştu. Bunu bir Avrupa iç savaşı olarak görmek de mümkün. Ancak ikinci savaş aynı zamandan ABD’yi de küresel bir güç haline getirdi. Aynı şey SSCB için de geçerliydi.

Bu yeni düzende Türkiye, ABD dünyasına entegre olmak için oldukça istekliydi. Bunu CHP için de, DP için de söylemek mümkün. Bu istekliliğin nedeni aslında Türkiye’nin kendi kaynaklarıyla gelişmekte zorluk yaşamasıydı. Menderes, NATO’yu bir ekonomik birlik olarak görüyor, dünyanın yeni ekonomik düzeninden dışlanmak istemiyordu. Ancak ülke yeteri kadar güçlü olmadığı için, Marshall yardımlarıyla kurulan ilişki biçimi kısa sürede bir bağımlılık hattına dönüştü.

2011’den itibaren yaşananları ilan edilmemiş bir Üçüncü Dünya Savaşı olarak nitelemek bu açıdan anlamlı. Hadiselerin gelişimi daha çok ilk dünya savaşı sürecine benziyor. Hedef yine doğrudan Türkiye. 1950’lerin başından beri kurulan bağımlılık konseptine Türkiye’nin son on altı yıldır karşı çıkması, giderek güçlenmesi, üst aklı daha da vahşileştiriyor.

Ama sakın yanlış anlaşılmasın; Türkiye güçlenme ve bağımsızlık yolunu seçmiş olduğu için hedef haline gelmiş değil. Bu yol seçilmemiş olsaydı dahi, Türkiye daha yumuşak bir geçişle “dizayn edilecekti.” Sınırlarımızda bir PKK devleti çok daha rahat kurulmuş olacaktı. Hedefler çok önceden tayin edilmişti.

Dolayısıyla, son on altı yıllık süreçte yapılanlar, Türkiye’nin bugün bu kötücül emperyal plana çok daha ciddi bir şekilde direnmesini, oyunları bozmasını sağlıyor.

Fırat Kalkanı, İdlib ve Zeytin Dalı harekâtlarına bu açıdan bakmak, konunun sadece bir sınır güvenliği meselesi olmadığını, Türkiye’nin emperyal bir saldırıyı püskürttüğü gibi, kurulmak istenen emperyal dünya düzenine çomak soktuğu gerçeğini ortaya çıkarıyor.

Hasılı, dünyadaki adaletsiz düzenle sorunu olan her kesimin bu cephede yer alması tutarlılık gereğidir. Muhafazakârlık da, sağcılık da, solculuk da, insan hakları savunuculuğu da bu hattı desteklemeyi gerektirir.

<p>Onlar Türkiye'nin Vurcu İHA'sı. Mehmetçiğin  kötü gün dostu. Yerli ve milli İHA sistemi Kargu.</p

Kargu Vurucu İHA'lar Teşkilat dizisinde marifetlerini sergiledi

Mersin Uluslararası Limanı'nda 60 kilo 950 gram kokain ele geçirildi

Hayvancılıktan sağladıkları gelirle 35 ülke gezdiler

Japonya'da Prenses Mako ile Komuro Kei evlendi