• $9,2475
  • €10,7943
  • 530.645
  • 1432.8
22 Ocak 2018 Pazartesi

Bir alacaklı olarak Hrant Ahparik…

AGOS yeni kurulmuştu. Türkçe-Ermenice bir gazete, içine kapalı yaşayan bir cemaat için bir hayat öpücüğü gibiydi. Üstelik bu girişim Hrant Dink ve arkadaşlarının Patrikhane ile dayanışma içinde yaptıkları bir girişim olarak da değer kazanıyordu. Rahmetli Patrik Karekin Kazancıyan kuruluşun 1996 yılının Nisan ayına denk gelmesi hasebiyle AGOS’u bir “Zadik (Paskalya) hediyesi” olarak yorumluyordu.

Ben de bir yazar adayı olarak ilk yazımı göndermiş olmanın heyecanını yaşıyordum. Nitekim o yazı basıldı. Hayatımın en mutlu günüydü. Sonra diğer yazım da basıldı. Bana kalırsa gelecek ihtiva eden lakin acemice yazılardı. Ama ben kendimi çoktan Hemingway gibi hissetmeye başlamıştım. Sonraki yazımın çıkacağından da emindim ki, basılmadı.

İnsan düşünen bir varlık olduğu kadar, bön bir varlıktır aynı zamanda. Hrant’a çok kızmış ve küsmüştüm. Halbuki daha Hrant ile tanışmamıştık bile.

Sonra birkaç hafta geçti. Oşin Ahparik bir yazı yazmıştı. Hıristiyanlık hakkında sol/liberal bir eleştiri getiriyordu galiba. Ama sıkı bir yazıydı. Ben de “softa” bir Hıristiyan olarak buna sıkı bir cevap yazısı yazdım. Yazı yayımlandı. Ama bunu bir istisna olarak görüyordum. Yani yazı göndermemeye devam edecektim ki, ettim de…

Sonra bir gün Hrant Ahparik beni işyerinden aradı. Çok heyecanlıydım. Yazımı çok beğendiğini ama neden daha sık yazı göndermediğimi sordu. Ben de durumu izah ettim. Emek vererek yazı yazıyor ama akıbetinden emin olamıyordum. Basılıp basılmayacağını bilmeden yazı yazmak istemiyordum. Bunları söyledim.

Hrant, AGOS’u benim gibi gençleri topluma/ülkeye kazandırmak için kurduklarını, gazetelerde böyle şeyler olabileceğini, benim yazı göndermeye devam etmem gerektiğini söyledi.

Ben de onu anladığımı ama yazı göndermeyeceğimi söyledim.

Çok şaşırmıştı. Bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Ne yapacağız o zaman?” diye sordu.

Tercihin onların olduğunu ama yazmamı istiyorsa bana köşe vermesi gerektiğini söyledim.

Önce bir kahkaha attı. Küçümsediğinden değildi; benim patavatsızlığım hoşuna gitmiş olmalıydı. Bir süre düşündü.

“Her hafta düzenli yazı gönderebilecek misin?” diye sordu. “Tabii ki” dedim.

“Tamam o zaman” dedi. “Bu hafta başla. Ama bir hafta aksatırsan köşeni alırım elinden.”

O günden beri yıllar boyunca çeşitli gazetelerde yüzlerce köşe yazısı yazdım. Bir tanesini bile aksatmadım. Hrant köşemi elimden alamaz artık. (Zaten almazdı da.) Ama onu mahcup etmeme duygusu o kadar yerleşmiş ki içime, bunu hep Hrant’a bir borç olarak bildim.

Hrant gibi insanlar böyledir. Yok etmeye çalıştıkça çoğalırlar…

Asdvadz hokin lusavore… (Allah rahmet eylesin.)

<p>Bu görüntüler Dışişleri Bakanı  Çavuşoğlu'nun ailesine ait değil gazeteci Barış Yarkadaş'ın buna

CHP'nin çamur at stratejisi

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor