• $13,4768
  • €15,2937
  • 769.802
  • 1857.4
9 Haziran 2015 Salı

Yine ve yeniden başkanlık sistemi

Küresel medya, AK Parti’nin oy kaybını başkanlık sisteminin reddi şeklinde açıklamaya çalışıyor. Sanki seçimlerde başkanlık sistemi tartışılmış ve önerilmiş gibi. Bu açık bir çarpıtmadır.

10 ay önce yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti’nin adayı bugünkü cumhurbaşkanımız Erdoğan tüm kampanya boyunca başkanlık sistemini savunmuş, ‘tarafsız bir başkan olmayacağını’ vurgulamış ve yüzde 52 oy almıştır. 7 Haziran seçim kampanyasında ise AK Parti’nin bazı sözcüleri başkanlık sistemini ya hiç gündeme getirmemiş ya da yeni bir anayasa girişiminin alt başlıklarından biri olarak telaffuz etmiştir. Seçmende tereddüt yaratan bu durum sonucunda AK Parti’nin oy oranındaki yüzde 11’lik düşüş gerçekleşmiştir.
Başkanlık sistemi önerisi yerli oligarşiden de önce küresel sermayenin hedefinde olmuştur. Küresel düşünce odakları birçok demokratik ülkede yürürlükte olan bu sistemi, konu Türkiye olunca otoriter bir eğilimin ifadesi olarak sunmuşlardır. Bu çevreler dünyamızı mevcut felaket ortamına sürükleyen politikalara direnen ve ‘kontrol edilemez’ bulunan tüm ülkelere aynı yaftayı asmışlardır. 8 Mart 2015 tarihinde Türkiye’de konuyla ilgili bir bildiri yayımlayan bazı akademisyenlerin ‘başkanlık sistemi dünya sisteminden kopma riski taşır’ ifadesini kullanmış olmaları ilginçtir. Demek ki, her darbede ‘NATO’ya bağlıyız’ anonsları yapan generallerin yerini bu akademisyenler almış. Gerçi AK Parti’nin bazı hukukçularında da aynı etkilere rastlanmıştır. İşte bu tereddütler de seçmen tarafından olumsuz algılanmıştır.
Batı medyasında Türkiye’deki başkanlık önerisi eleştirilirken Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘otoriter lider’, ‘diktatör’ gibi sıfatlarla anılmaktadır. Medyada her gün hakarete uğrayan, ölümle tehdit edilen bir ‘diktatör’. Desteklediği parti seçimde oy kaybeden ve seçim kazananları kutlayan bir ‘diktatör’. Harcanan milyarlarca dolara rağmen en azından AK Parti’nin yüzde 41’lik kemikleşmiş seçmeni bu sıfatları kullananların gerçek niyetini anlamıştır. Batı’nın bu kin dolu sıfatları ‘One Minute’in, ‘Rabia’nın, ‘Dünya 5’ten büyüktür’ün sonucudur. Batı medyasının Batılı okuyucuları Türkiye’deki seçim sonuçlarından sonra bu diktatör sıfatını hâlâ inandırıcı bulurlar mı? Bence bulurlar, bu beyni yıkanmış insanların ezberledikleri bütün kitaplarda Türkiye’nin bir dikta rejimi, gelmiş geçmiş liderlerinin de ‘diktatör’ olduğu hikâyesi yazılıdır. Tuhaf olan bazı Türkiyeli akademisyenlerin de kendi ülkelerine bu hikâyeleri yakıştırmalarıdır.
Yüzde 41’lik seçim sonuçlarının başkanlık sistemi önerisinin sonu olduğunu ileri sürenler AK Parti’nin oy oranı örneğin yüzde 49 olsaydı acaba ne diyeceklerdi? Yine aynı yorumu yapacak ve bu kez başkanlık sisteminin savunulmamasına rağmen bu oy oranına ulaşılmasını başkanlığın önemsizliğine bir kanıt olarak getireceklerdi. Ancak bütün bunların dışında ortada inkâr edilemeyecek büyük bir hukuksal gerçeklik var: Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören 21 Ekim 2007 tarihli referandum başkanlık sistemine atılmış çok güçlü bir adımdır.
Bir referandum ancak bir başkasıyla ortadan kaldırılabilir. 7 Haziran’ın sonuçlarına bakarak başkanlık sistemi önerisini erkenden rafa kaldıranlar, kendilerine güveniyorlarsa yeniden halkoyuna başvurmayı kabul etmeleri gerekir. Bu muhtemel koalisyon görüşmelerinde ele alınabilecek bir konu olabilir. Başkanlık sistemi her zamankinden daha fazla gündemdir.

<p> </p>

Ali Babacan casusluktan tutuklanan Metin Gürcan'ı nasıl savundu?

Harran Sarayı'nın 9 asırlık salonu gün yüzüne çıkarıldı

2. el dükkanından aldı servet sahibi oldu

Kolanın daha önce duymadığınız 8 farklı kullanım alanı