• $9,6099
  • €11,1668
  • 556.561
  • 1492.93
18 Nisan 2015 Cumartesi

AB kalesinin mahzenlerinde eski bir defter

Avrupa Parlamentosu’na hatırlatmak gerek. ABD’nin 2003 yılındaki Irak müdahalesinden sonra bölgede 2 milyon insan öldü. İnsan Hakları Gözlem Enstitüsü rakamlarına göre son 3 yılda Suriye’de 310 bin kişi katledildi. 15 Ayrı Müslüman ülkede insansız hava araçları devriye gezmeye ve ateş açmaya devam ediyor. Drone saldırılarında binlerce ölü var. Suriye, Irak, Yemen, Libya, Somali, Sudan, Mali fiilen yok edilen ülkeler arasında. Bu ortamda, canını kurtarmak isteyen yüz binlerce insan Ortadoğu ve Afrika’dan kaçmaya çalışıyor. Avrupa Birliği sınırları kapadığı için savaş olmayan bölgelere kaçak olarak girmeye uğraşıyorlar. Son 10 yılda Akdeniz sularında sal, tekne, sandal gibi ilkel ulaşım araçlarının batması sonucu 25 bin göçmen boğularak can verdi. 2 milyon Suriyeli Türkiye’de barınıyor. 27 üyeli Avrupa Birliği’nde ise Suriyeli sığınmacı olarak sadece 130 bin kişi var. Diplomalı, üniversite mezunu 5 bin Suriyeliyi daha belki kabul edeceklerini söylüyorlar.
Yüz yıl öncesinden değil bugünden söz ediyoruz. Avrupa sınırlarını kapatmakla yetiniyor, Yunanistan ile Bulgaristan’a Türkiye ile aralarına duvar örmeleri için avroları akıtıyor. Batı Avrupa’da erişilmez bir kale oluşturmak isteyen ihtiyar ülkeler kendi işsiz yurttaşlarına iş bulamazken AB sınır polisi Frontex’in 2005 yılında 20 milyon olan bütçesini bugün 150 milyona çıkarmışlar. Tüm bu çabalar, yaşlı, borçlu, geçmişin vurgun ve talanlarından birikmiş faiz sermayesiyle geçinen köhnemiş sistemi ayakta tutabilmek içindir.
AB korku surları örüyor. Çünkü Batı Avrupa ülkelerinde halk siyasetten uzaklaşmıştır. Sol ve sağ geleneksel partiler halktan kopmuş ve bürokratik devlet organları haline gelmişlerdir. Parti özelliğine gerçekten sahip olanlar aşırı sağ ve soldur, özellikle aşırı sağ zaten İslam ve yabancı düşmanı olan kamuoyunun desteğine sahiptir. Batı Avrupa hükümetlerini en çok korkutan tehdit, ülkelerine yönelebilecek göçmen akımıdır. Göçmen sayısındaki artışın ülkelerinde tepki doğuracağını, bunun da aşırı sağı, açık konuşursak faşizmi işbaşına getireceğini biliyorlar ve önlem üstüne önlem alıyorlar. Dünyadan yalıtılmış kavanozda, risksiz bir demokrasidir bu.
Liberal demokratik sistem sermayenin, malların, fikirlerin ve kişilerin serbest dolaşımı ise ve ulus devletler çağının sonu gelip de küreselleşmenin nimetlerinden herkes yararlanacak ise Batı Avrupa’nın bu tutumu tam bir ikiyüzlülük ve sahtekârlıktır. Kendileri dünyanın en uzak köşelerine sermaye ve ürün ihraç ederler. Ama altüst ettikleri ülkelerdeki insanlara kapıları kapatırlar. Ulus devlet anlayışını başkalarına yasaklar ama kendileri için her türlü avantajını korurlar. Onlar herkesi rahatça kınar ve eleştirirken kendi kavanozlarındaki uygulamalara toz kondurmazlar. Örneğin koydukları yasaklarla 25 bin göçmenin Akdeniz sularına gömülmesine neden olan AB Komisyonu bürokratları büyük demokrattır da, göçmen taşıyan gemilerin fırsatçı kaptanları insan taciridir.
Böylesine bir kaos, yıkım ve toplu ölümler dünyasında, üstelik kendileri de bu zulmün sorumluları arasındayken Avrupa Parlamentosu üyelerinin 100 yıl önceki soykırımları hatırlamaları eğer politik bir neden taşımıyorsa ilginç bir psikolojik vaka olmalı. Kendilerini temize çıkarmak, gerçekte ne kadar duyarlı olduklarını yine kendilerine kanıtlamak, sadece egoistçe korudukları zenginlikleriyle değil aynı zamanda bunun bir kefareti saydıkları vicdanlarıyla da Ortadoğu ve Afrika halklarından üstün olduklarına inanabilmek. Öte yandan bu tarihsel hesaplaşmalar dünyanın bu derece gergin olduğu ve Batı’da İslam karşıtlığının zirve yaptığı döneme rastlayınca bu denli ısrarın ardında başka amaçlar da göze çarpmıyor değil. Sanki Türkiye’ye ‘Eski defterleri açıyoruz. Çünkü bize muhtaçsın. Bize biat edeceksin’ diyorlar. Yanlış hesap, çünkü ne Türkiye onlara muhtaç, ne de devran eski devran. Ayrıca Batılıların Ermenileri Ermenistan’da sevdiğini iyi biliriz, tıpkı Afrikalıları Afrika’da, Suriyelileri Suriye’de, Kürtleri de memleketlerinde sevdikleri gibi.

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Yer siyah gök beyaz! İşte Beşiktaş'ın Galatasaray galibiyetinden en özel kareler

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri