• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
17 Temmuz 2011 Pazar

Harbiye'de neler yaşandı?

Çocuktum; birisi öldüğünde üzülürdüm; çünkü televizyonları açamazdık. Sadece komşularımızdan değil, ilçemizden hiç tanımadığımız insanlar yaşamını yitirdiğinde de...
Ölümün ardından eğlence durmalıydı.
'Şehitlerimizin acısı yüreğimize düştüğünden' bu yana gazetede tartışıyoruz. Böyle zor zamanlarda ne yapmalı, nasıl yaşamalı, nasıl tavır almalı, gazeteyi nasıl hazırlamalı?
Önümüzdeki iki fotoğraf:
Birisi Tarkan, uluslararası şöhretimiz...
Diyarbakır'da on binleri coşturmuştu. Umutları çoğaltmıştı.
Bir gün sonra Karadeniz'deydi... Ama 24 saat geçmeden şarkılarıyla coşturduğu coğrafyada, 'hain bir pusu' vatan evlatlarımızı elimizden almıştı. Tarkan, kararı hayranlarına bırakmış, 'Uzun İnce Bir Yoldayım'la Karadeniz konserini bitirmişti.
Boğazın kenarındaysa Ajda, süperstarımız... O, 'teröre inat' demiş, biraz kısa tutsa da konserini vermiş.
Hangisi doğru?
Yazı işlerinde tartıştık, uzun uzun.
Sonra yazarlarımızı aradım. 'Terör uzmanı' Deniz Ülke Arıboğan'la, 'iletişim ustası' Ali Saydam'la konuştum.
Semra (Kardeşoğlu) 'Nihal Hanım bu konuyu çok sağlam yazar' deyince Kemaloğlu'nu aradım. Üç yıla yakındır, bir kez bile yazısını aksatmamıştı, 'Yazamayacağım, çocuklar şehit olmuş, gönlüm kaldırmıyor' dedi, üzgündü.
Acaba cemiyet hayatı nasıl karşılıyordu? Tuğçe Tatari'yi aradım, 'renkli akşamların hikayesini yazmak' istemiyordu. 'İşte bu duyguyu aktar okuyucuna' dedik. Burhan Ayeri her günkü gibi gazetedeydi, TV'lerin tutumu üzerine düşüncelerini yazısına ekledi.
Sonra Nihal Kemaloğlu'nu bir kez daha arayıp, ısrar ettim, vicdanlara seslenen, duyarlılığı yüksek bir yazı gönderdi.

'AÇIK HAVADA GÖNÜL YARASI'
Gün boyu şehit haberlerini okumuş, izlemiş, üzülmüş, ama sayfalarımızı yapmıştık. Harbiye Açıkhava'da İKSV'nin 'Suyun Kadınları' projesi programı vardı. Dört ayrı coğrafyadan kadın, hepsi kendi dillerinde ağıt söylediler. Akdenizlinin sıcak ruhunun, dünyevi acıları nasıl içten yaşayıp dile nasıl sahici döktüğünü gösterdiler. Acı, bütün dillerde acıdır ve ağıt, kadının dilinden, kadının ruhundan çıkan acının ezgiye dönüşmesidir.
Aynur, sahneye ikinci sırada çıktı. İlk Kürtçe türküsünden sonra çok alkış aldı. İnanılmaz bir deneyimdi, gözlerim kapalı, şehitlerimiz zihnimden geçiyordu. 
Yanık sesli genç kadın, yüreğinden gümbür gümbür gelen sözleriyle Kürtçe ağıt okurken, içimizden şehit askerlerimize gözyaşı döküyorduk. Müziğin ve sözün gücü buydu. Evrensel dil buydu. İkinci Kürtçe türkü geldi, o da çok alkış aldı. 'Burada bırakmalı' diye iç geçirdim. Ya da bir iki söz, empati duygusunu gösteren bir iki cümle... Olmadı, üstelik beyaz kıyafetliydi. Ses büyük ama bir empati bozukluğu vardı.
Üçüncü türküye başlayınca 'Biraz da Türkçe söylesene' diyen erkek sesi... Bir başkasının 'Şehitler ölmez' sloganı... Aynur durmadı, söylemeye devam edince, dinleyicilerden protesto sesleri yükseldi. Ortam gerildi. Özel güvenlikçilerle dinleyiciler arasında itiş kakış yaşandı. Tansiyon iyice yükselince Aynur sahneyi terk etti. Fakat giderken bir hatası vardı,  işaret ve orta parmaklarıyla zafer işareti yaptı. Neyse ki hiç beklemeden dünyaca ünlü sanatçı Buika'yı sahneye çıkarttılar, ortam yatıştı. İki üç dakika sonra çok ilginç bir gelişme yaşandı, dinleyicilerden bir grup 'Aynur Aynur' diyerek tezahürat yaptı.
Harbiye'de olup bitenler böyle... Dün baktım, olay her yerde tartışılıyordu. Organizasyonun hatası ise tek bir Türkçe ağıt düşünmemiş olmasıydı.

SANSÜRLEDİĞİM O CÜMLE
Yazı işlerindeki arkadaşlara şahit olduklarımı anlattım, düşüncelerini sordum. Yazıma başladığımda Semra gelip, editör arkadaşlarım Selin (Bayraktar) ve Emine'nin (Özcan) konuşmak istediğini söyledi. Kültür sanatla yakından ilgilidirler. Hissettiklerini anlatmak istiyorlardı. Bunun caz konseri olduğunu, programın çok önceden kesinleştiğini hatırlattılar.  Aynur'u da tanımışlar, onun politik tavrının olmadığından bahsettiler.
Arkalarından, daldım.
Önce şehit verdiğimiz çocuklarımız... Henüz 20 yaşındaydılar. Ve aileleri, acılı yakınları. Anadolu'nun yoksul aileleri...
Sonra Aynur...
Ağıt yakarken, protesto edilen genç sanatçı...
Arkadaşlarıma Nihal Kemaloğlu'nun yazısını anlatmıştım. 'Barış dili kullanıyor' diye araya girdiler.
Ana duyarlılığı dedim. 
Yazısında evlat kaybıyla ilgili bölümde, 'bir yanda şehit askerlere ağlayan analar', 'diğer yanda gerillamız şehit oldu diye gözyaşı dökenler' cümlesi vardı. Ne anlatmak istediğini iyi anlıyordum, ne var ki, yine de iznini alıp o bölümü çıkarttım. Bunu anlattım editör arkadaşlara... Aynur'un haberindeki 'Harbiye'de gönül yarası' başlığını bile kendim attığımı... Genellikle neyin yapılması gerektiğini rica eden, ama nasıl yapılması gerektiğini arkadaşlarına bırakan ben...
Bakıyorum da bir yanım 'hayat devam etsin, teröristler galibiyet duygusu yaşamasın' diyenlere hak veriyor. Diğer yanım ise 'hayat devam etsin ama eğlence dursun' diyor. Vatan evlatlarını toprağa gömerken 'neşeli bir gece' de olmasın yani...
Kimsenin içinden mutlu şarkılar söylemek gelmesin...
Anlıyorum, kimisi acıdan kaçıyor, kimisi insani duygulara ve yaşanmışlıklara kayıtsız... Manzara budur. Tamam, teröre prim vermeyelim ama 'içimizde başkaları için yanan ateşi de söndürmeyelim.'
Şiddet olağanlaşmasın, hayatımızın parçası gibi olmasın. Barışı da toplum istesin ve siyasileri buna zorlasın. Kana karşı isyan etmeyi linç kültürüne davetiye gibi yorumlamasın. Bu kayıtsızlık bitsin.
Ve Aynur... Bu genç sanatçının ne günahı var ki? O da acıyı bal eyleyenlerden değil mi?

<p>Peki, doğru beslenme nasıl olmalı? Vücudu yeni haftaya nasıl hazırlamalı? Beslenmede doğru biline

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar neler?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Haftanın yalanları