• $9,6091
  • €11,1432
  • 556.239
  • 1521.59
8 Ekim 2015 Perşembe

Tevarüs geleneği

1

Augustinus’la başlayan ‘ilerlemeci tarih’ anlayışı zihnimize musallat olmasaydı, kuşkusuz bugünkü siyasetimizde, gelecek tasavvurumuz da farklı olacaktı.
Yeni bir Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber Türkiye, birçok sahada olduğu gibi, tarih anlayışında da geleneksel değerlerini bir tarafa bırakarak Batı’nın geliştirdiği modern tarih anlayışının vadisine girdi.
Bir anlamda buna mahkûmdu da.
Tamamen yeni bir toplum ve devlet modeli öngören Türkiye Cumhuriyeti, projesini gerçekleştirebilmek, daha doğrusu yurttaşlarını yeni devlet ve toplum düzeni bağlamında taraftar kılabilmek için geçmişle ilgili tüm bağlarını kesmek mecburiyetindeydi.
Öyle de oldu.
Bu zaviyeden bakılınca ‘Türkiye Cumhuriyeti Projesi’, dünya üzerinde, benzer projelerle mukayese edildiğinde, başarılı bir projedir.
Gerçekten kadim değerlerle ilgisi ve aşinası olmayan bir toplum oluşturması, Türkiye, kökleriyle bağları kesik, en ufak bir rüzgârda, köksüzlüğü nedeniyle oradan oraya savrulan insanların ülkesi olmuştur.
Her ne kadar, başlangıçtan itibaren bu projenin muhalifleri olmuşsa da, bu muhalefet daha çok teorik alanda kalmış, yaşayan hayat içinde her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yeni projenin oluşturduğu vasat için de; ya yeni projenin ilke ve umdeleriyle mücehhez olmaktan memnun ya da gönüllülük esasına dayanmasa da toplum hiyerarşisinde bir yer elde edebilmek için yeni projenin gereklerine teslim olmaktan kurtulamamışlardır.
Oysa ta İbn-i Haldun’a dayanan bizim geleneksel ‘dairevi tarih’ anlayışına göre; geçmişle bugün, şimdiyle yarın birbirinden ayrı şeyler olmayıp birbirini besleyen ve tetikleyen şeylerden mürekkeptir.
Bu bağlam da; “aktüel olanın bilinmesi ve anlaşılması tarihin tevarüs edilmesiyle mümkündür.” (M.Fatih Şeker)
2
Eğer bu güne, aktüel olana ve siyasete; zihnimizi ilerlemeci tarih anlayışının nakısalarından temizleyip, ‘dairevi tarih’ anlayışıyla bakabilirsek, önümüzde yığılı duran problemlere dair çözüm imkânlarını, günümüze uygun olarak yeniden üretebiliriz.
“Hal yoktur, mazi ve onun emrinde bir istikbal vardır. Biz farkında olmadan (hâl’i yaşarken. H.B.) istikbalimizi inşa ederiz” derken Ahmet Hamdi Tanpınar, bize tam da aradığımız eczayı sunmaktadır.
Bugün bizim bir istikbal kaygımız varsa, ki vardır, olmalıdır, o istikbali nasıl kuracağımızın yol ve yöntemini mazide bulabilir ve bugüne tatbik edebiliriz.
Maziye bakma hali aslında, bugüne dair kaygıları, endişeleri olup da, münasip bir üslup ve içerikle bunları dile getirmekte zorluklar yaşayanlar için de bir çıkış yolu olacaktır.
‘İçinde yaşanılıyor’ olanı eleştirmek her zaman ve her açıdan zordur.
Oysa bugünü mazideki benzer bir ortama taşıyabilirsek, öneri ve düşüncelerimizi o mazideki şey üzerinden rahatlıkla ortaya koyabiliriz.
Ben de onu yaparak sizleri Tarihi Cevdet’in, Kısas-ı Enbiya’nın ve Mecelle’nin müellifi Cevdet Paşa ile baş başa bırakmak istiyorum. (Not: Aşağıda ki metni, siz, metnin içinde geçen ‘devlet’ kelimesinin yerine ‘parti’, ‘cemaat’, ‘toplum’ v.s. kelimelerinden birini koyarak da okuyabilirsiniz.)
“ Dünya devamlı olarak yenilenir. Bu çerçevede her devlet bazen kuvvet bulur bazen de azap ve çaresizlik içine düşer. Zuhur ettiği dönemde sade bir hayat süren devletler günden güne kuvvetlenir. Fakat eskidikçe kuvvet ve gösteriş arttığı için evvelki sadelik kalmaz, meşgaleler ve masraflar büyür, sıkıntı baş gösterir ve idari kusurlar ortaya çıkar, böylece devlet zaafın pençesine düşer. Bu Allah’ın âlemde cereyan eden bir sünnetidir. O halde her tavır neyi gerektiriyorsa o şekilde davranmak ve her devrin mizacına göre çare ve ilaç aramak lazımdır. Her devlet sinn-i nema ( kuruluş/ doğuş) sinn-i vukuf (yükseliş gelişme) sinn-i intihat (çöküş/ölüm) mertebelerini bir şekilde tecrübe eder. Haliyle her tavır ve mertebede münasip hareket ne ise ona dikkat etmek gerekir. Çöküş dönemi bazen hissolunmayacak derecede gizli bazen aşikâr olup ilacı müşkül olur. Bununla beraber inhitat ve zaaf emareleri ziyadesiyle artmış bir devletin hakimane tedbirler ile yeniden hayat bulup tazelenmesi mümkündür.”

<p>Maden ocağını su bastı. 18 madenci  yaşamını yitirdi. Facianın üzerinden 7 yıl geçti. ailelerin y

Ermenek'teki maden faciası

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (28 Ekim 2021)

Tarım arazilerine zarar veren kahverengi kokarca ile ''samuray arıları'' savaşacak

Uyuşturucunun ''kimyasal parmak izi'' suçun kaynağına ulaştırıyor