• $9,6055
  • €11,2042
  • 553.992
  • 1479.93
17 Eylül 2017 Pazar

MATURİDİ demişken

1- İsmail Kılıçarslan ile aynı tarihlerde Maturidi’den söz eden yazılar yazmamız en azından benim açımdan tamamen tesadüf.

Zaten Maturidi ile ilgilenmemde bir tesadüfle başlamıştı:

Bir dost meclisinde bir hususu nitelemek babında ‘tevil’ kelimesini kullandığımda ‘İsmet Abi’, bu kelimeyi kullanmakla meseleye istiskal cephesinden yaklaştığımı varsayarak üzüntülerini ifade edince;

(Benden 7-8 yaş küçük olsa da o bana ‘abi’ derken hangi duyguları taşıyorsa bende aynı duygularla ‘İsmet Abi’ diye hitap ederim kendisine)

‘Tevil’ kelimesi üzerinde çalışıp İsmet Abiyle paylaşmaya karar verdikten sonra;

Bu araştırma safhasında farkına vardım ki Maturidi bizatihi Kur’an çalışmasına (tefsir dememek için böyle söyledim) ‘tevil’ ismini vermiş: ‘Te’vilatü’l Kur’an’

“Tefsiri ancak sahabeler yapabilir, ancak onlar, hadiseye birinci derecede şahitlik edenler ‘bu ayette murat edilen şudur’ diyebilir. Sonrakiler ancak muhtemel doğrular içinden birini tercih edebilir, yani tevil yapar” şeklindeki izahı ile karşılaşınca, bunları söyleyen adamı daha iyi tanımak isteğiyle yola çıkmıştım.

Hiçbir yabancı dil dil bilmediğim, sadece Türkçe okuyup yazan birisi olarak Türkçe yayınlanmış bir Maturidi kitaplığı oluşturma, dolayısıyla da okuma yolculuğunda en son Nihat Ergün’ün kitabıyla karşılaştığımda, kişisel dostluktan da yola çıkarak, hem tebrik için hem de bu kitabı da listeme aldığımı belirtmek için yazmıştım.

Söz buraya gelmişken…

2- Bizler iki nedenle Maturidi’yi ve Maturidiliği bilmekle mükellefiz.

Birincisi; ‘Amelde Hanefi itikatta Maturidi’yim’ sözüyle mensubiyet bildirdiğimiz Hanefilik ve Maturidilik nedir? Diğer İslam yorumlarından ve mezheplerinden farkı nelerdir? Bilmek durumundayız, bilgimizin sahici ve hakiki bir mahiyet kazanması için.

İkincisi ve asıl önemlisi; bugün ve gelecekte İslam adına dünyaya söyleyecek bir sözümüz olacaksa eğer, bu daha çok, İslam’ın belirli bir zamana, belirli isimlere ve belirli söylemlere indirgenmiş diğer yorumlarından öte, Maturidilik üzerinden mümkün olabilir.

Bizimkinin, sonradan hevesle, el yordamıyla yapılmış bir araştırma ve tecessüs olması hasebiyle bu meselenin nasıl olacağı hususunu bu konunun ehliyetli ve vukufiyet sahibi kişilerine bırakarak daha güncel bir iki şey söylemek mümkündür belki…

3- Bir vesileyle Mustafa Şahin ile görüşürken meşguliyetlerimizi ve okuduklarımızı paylaşma babında Maturidi söz konusu olunca Mustafa; “Ankara’da da bir gurup eski siyasiler harıl harıl Maturidi okuyor” deyince,

‘Bu bir moda olmasın, bizde farkında olmadan bunun içine girmiş olmayalım’ diye düşünmedim değil, tıpkı Osmanlı’nın son dönem İslamcıları gibi.

Osmanlı’nın son dönem Türkçüleri ve bir kısım İslamcıları da o yıllarda Maturidi’yi keşfediyor ve onun üzerinden sözlerini-tezlerini anlatmaya çalışıyorlar.

Ancak onlar Maturidi’yi İslam tarihini aşıp, Türklerin Müslümanlaşmadan önceki devirlerine ulaşmak için bir araç olarak kullanıyor nerdeyse…

Hata, bazıları o kadar ileri gidiyorlar ki, neredeyse; “İyi ki Maturidi var. O olmasaydı Arap İslam’ı güzelim Türk örf ve ananelerimizi sürüp süpürecekti, Maturidi sayesinde onlar İslam’ın içinde meczedildi ve yaşamaya devam etti…” diyeceklerdi.

Bu anlayışın cumhuriyete ve günümüze uzanan yansıması ise, modern bir takım kavramlara ve izimlere meşruiyet kazandırmak için Maturidi’ye müracaat edilmesidir. Onlara göre ‘Maturidi’nin aklıyla devrin fikri aynı şeydir.’

Bu bapta söylenecek bir başka husus ise; Ehli Sünnet ile Maturidi ilişkisi üzerinedir.

Tevilat’a ve Kitab-ı Tevhid’e bakıldığında Maturidi kendisini ve öncülü Ebu Hanife’yi Ehli Sünnet’le mukayyet kılmasına rağmen, bazıları geçmişe dönüp Ebu Hanife’yi ve Maturidi’yi Mürcie ve Mutezile ile yakın tutarak Ehli Sünnetliğini silikleştirmekte, günümüzde ise Maturidiliğe Ehli Sünnet’in üstünde bir rol biçerek yine Ehli Sünnet’i müphemleştirmektedir.

Böyle olunca bu vadide yapılacak çalışmalara bu gözle bakmak, aşırılığa kaçmadan ve de hak ettiği değeri de azaltmadan meseleye yaklaşmak gereği öne çıkmaktadır.

4- Bu bapta son söyleyeceklerim ise şahsi merakımla ilgili olacaktır; Nasıl oluyor da; Maturidi keşf ve ilhamı bilgi kaynakları olarak kabul etmeyerek;

“Alem; tanrı hariç her şeydir,

Tanrı, alemden ayrı ve aşkındır.” diyerek; hiçbir zaman tanrının aleme alemin tanrıya indirgenemeyeceğini söyleyerek; vahdet-i vücutçuluğa mesafe koyarken

Batıniliğe ve mistizme kapıları sıkı bir şekilde kapatmasına rağmen;

Maturidi olduğunu söyleyen toplumlarda; Selçuklu’da, Osmanlı’da elan günümüzde Tasavvuf bu kadar yaygın ve makbul bir yer işgal edebilmiştir/edebilmektedir.

Ne, bu soruya salt olumlu ya da olumsuz cevap bulma niyetindeyim.

Ne de, böylesine devasa bir meseleyi çözümleyebilecek bilgiye ve vukufiyete sahibim, biliyorum;

Ama sorularım var…

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kültür ve  Turizm Bakanlığınca tarihi,  kültürel, mimari, ekonom

Beyoğlu dünya sahnesine çıkıyor

Kütahyalı marangoz ahşaptan susuz ceviz soyma makinesi icat etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (22 Ekim 2021)

Eren-13 operasyonları kapsamında 4 terörist etkisiz hale getirildi