• $ 5,7089
  • € 6,4076
  • 258.588
  • 98028.5
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Hülya Hanım’ın hikmeti…

Ramazan Bayramı’nı fırsat bilip aktüel siyaset dışında daha temel meseleler üzerine yazmaya çalıştığım şu son dört yazıdan sonra, salı günkü konuyla da ilgili olduğunu düşündüğüm Hülya Koçyiğit röportajı ile devam etmek istiyorum.

Öncelikle Hülya Koçyiğit ve ailesine tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Sağlığına kavuşuyor olması tüm milletimiz gibi beni de çok mutlu etti. Umarım ve dilerim ki çok uzun süreler Türkiye’nin gururu olmaya devam eder.

Koçyiğit’in Hürriyet’ten İpek Özbey’e verdiği röportaj oldukça ses getirdi. Röportaj hem geçirdiği hastalık sürecini, hem de Türkiye ile ilgili politik süreçleri içeriyordu. Koçyiğit duru ve net görüşleri olan, bunu naif bir biçimde ama cesaretle söyleyebilen bir sanatçı. Akil insan olduğu dönemde, öncesinde ve günümüzde de bu tavrı hiç değişmedi.

Böyle olunca, serdettiğiniz net düşünceler karşısında sizi destekleyenler olabileceği kadar, eleştirenler de olacaktır. Maalesef çoğumuzun yaşadığı gibi, eleştiriden çok bir aşağılama, linç kampanyasına da maruz kaldı Koçyiğit. Ama buna alışık olduğunu biliyoruz. Fikirlerini bu yüzden ifade etmekten çekinmeyeceğini de…

Herhalde röportajda en çok ilgi çeken cümleler aşağıdakilerdi:

“Özellikle “Başımızda bir diktatör var” söylemine katılmıyorum.”

“İnsan hakları noktasında yıllarca eksikliklerimiz vardı ve ne mutlu ki AKP hükümeti bu konuda önemli adımlar attı. İfade özgürlüğü diye bir şeyle tanıştık. İnsanlar fikirlerini söylemekten daha çok korkardı.”

“Gazetecilik yaptıkları için bu insanların suçlu olduklarına inanmıyorum ben. Teröre hizmet eden insanlar var. Her eline kalemi alan, her gazeteye yazı yazan gazeteci değildir.”

“Dışarıdan talimatlarla yönetilen, bağımlı kılınan bir ülke olmak istemiyorum. Bana bunun işaretlerini Cumhurbaşkanım veriyor. Bir ecnebi, ülkeme hakaret ettiğinde, ben de onun gibi dimdik durmak istiyorum. O zaman istedikleri gibi bize tokat atamayacaklarını düşünüyorum.”

“Özellikle kendi canlarını yakan bir vakanın üzerine yürümeleri beni heyecanlandırmıyor. Ama ülke adına yaşadığımız bir olaydan sonra Yenikapı buluşması gibi bir toplanma olsaydı, koşturarak oraya giderdim. Ama bugün sadece Enis Berberoğlu için yürüyüp adalet istiyoruz demek eksik geliyor bana. (…) Ülke adına yaşadığımız bir acının, korkunun ya da dışarıdan bir baskının ardından böyle bir şey yapılmasını isterdim.”

Tabii bunlar altına imza atacağım, aynı doğrultuda düşündüğüm görüşler. Ama buraya bu alıntıları benim görüşlerimi desteklediği için almadım. Bu sözlerdeki cesaret, duruluk ve üslubun zarafeti insanı etkiliyor. Üstelik bu tespitleri yapan kişi, sanatıyla, pek çok konuda elini taşın altına koymuş değerli bir aydın. Kendi toplumuna yabancılaşmamış, ideolojik veya sınıfsal bir saplantıyla hareket etmeyen, en önemlisi de insana karşı ümit ve sevgi besleyen bir sanatçının, bir annenin, bir kadının, bir vatandaşın, bir insanın sözleri bunlar.

Hikmetin ve sevginin sesini duymaya ama kararlı şekilde de durmaya ihtiyaç var. Özellikle temsil alanlarında bulunan kişilerin Türkiye ve dünyanın geçtiği bu süreçte rolleri çok önemli. Ama ne yazık ki, rayından sapan bir Batıcılaşma serüveninden sonra özellikle aydın sınıfımız çökmüş durumda. Mesleklerini, konumlarını, ünlerini Türkiye’yi olmadığı bir şekilde göstermek için suiistimal ediyorlar. Ben de Hülya Hanım gibi iyimserim. Zaman geçtikçe gerçeklerin daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.

Buse Varol´un Konser Açıklamasına Reynmen´den Cevap

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Ünlü isimlerin yaşlandırılmış halini görünce çok şaşıracaksınız!

Dünyanın en hızlı hayvanları hangileri?