• $13,4522
  • €15,377
  • 786.977
  • 2085.76
29 Mart 2014 Cumartesi

Ya Türkiye‘nin sesi kısılırsa

Başbakan Erdoğan 17 Aralık sürecini 'milli mücadele' olarak tanımlamıştı. 3.5 ay önce yapılan bu tespitin doğruluğu önceki gün en resmi düzeyde tescillendi. Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik zirvesi alınan tüm teknik tedbirlere rağmen ifşa edildi. 17 Aralık'ın karanlık ruhu bu sefer karşımıza bir casus olarak çıktı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Türkiye'nin tarihi değerlerine ve millete karşı büyük bir ihanet yapıldı. İhanete konu olan toplantı, Suriye sınırları içindeki Süleyman Şah Türbesi'nin yer aldığı vatan toprağının korunmasına yönelik müzakereydi.

Süleyman Şah, yalnızca Türkiye'nin bugününü ilgilendiren bir figür değil. Osman Gazi'nin ceddi, Kayı boyunun reisi ve Anadolu'da milli birliği tesis eden önemli bir tarihi şahsiyet. Şah'a izafe edilen türbe, 1. Dünya Savaşı akabinde Fransız mandasına giren Suriye topraklarında kalmış ve daha sonra Ankara ve Lozan Antlaşmaları gereği Türkiye'ye verilmişti. O günden beri de Türk askerinin nöbetiyle korunuyor.

11.yy'da yaşamış Süleyman Şah'ın adını, Türkiye'nin 21.yy'daki bu talihsiz siyasi gündemine dahil eden ihanet, Süleyman Şah nezdinde bin yıllık bir tarihe de teşmil edilebilir.

Bu nedenle, bütün sembolik anlamlarıyla 30 Mart seçiminde vereceğimiz oy, kendi özgül ağırlığından çok daha büyük anlamlar taşıyor. Keşke demokrasimiz bu seçimi yalnızca bir yerel seçim olarak görebileceğimiz bir olgunluğa erişmiş olsaydı. Fakat ne yazık ki, Türkiye'nin en büyük partisi %50'nin üzerinde oy alsa da Türkiye huzur bulamayacak diyerek demokrasiye tahammülsüzlüğünü aşikâr eden bir nefret bloku var ülkede. Demokrasi böylesi bir tehdit altındayken bu seçimin farklı anlamlar üstlenmesi kaçınılmaz.

Çok açık ve net; 30 Mart'ta bu nefret blokunun işine yarayacak her oy, Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarını etkileyecek. Üstelik bu etki yalnızca iç politika üzerinde olmayacak. Türkiye'nin uluslararası alanda sesi kısılırsa, Türkiye, çevresindeki hassas bölgelerde şer güçlerin rahatça operasyon yapabileceği bir üs haline gelebilecek.
2014, 1914'te başlayan 1. Dünya Savaşı'nın 100. yıldönümü. Siber savaşlarla paradigmal dönüşümlerin yaşandığı bir yüzyılın kavşağındayız. Kırım'da, Ukrayna'da, Ortadoğu'da, Balkanlar'da ve nihayetinde Asya-Pasifik'teki bütün siyasi hareketlilikler dünyanın yeni bir denge arayışında olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin bu dengede nerede duracağı uluslararası toplumun dikkatle takip ettiği 30 Mart seçiminin sonuçlarıyla yakından ilişkili.

Kullanacağımız her oy, bir yanda gündelik standartlarımızı belirleyecek, bir yandan da bu yüzyıllık dönüşümdeki yerimizi tayin edecek. 30 Mart seçimi, demokrasi kılıfı altında casusluk dahil her türlü pespaye girişimi temsil eden 17 Aralık ruhuna da şiddetli bir demokrasi tokadı olabilecek.

İşte bütün bu nedenlerle, Türkiye insanı yakın tarihte belki de ilk kez kendini bu kadar tarihin öznesi hissediyor. Başı Süleyman Şah'a uzanan 1000 yıllık bir tarih alayının içinde yürüyen gölgeli birer yolcu gibiyiz adeta. Elimizdeki mühür yapacağımız tarihten bizi mesul kılacak.

İmtihan bazen tarihi yapmakta, bazen yazmakta... Bakalım 100 yıl sonra bizlerin milli mücadelesi nasıl yazılacak!

<p>Programda öne çıkan başlıklar:</p><p>AK Parti MKYK Üyesi Emre Cemil Ayvalı:  CHP'nin tüm yandaşla

Başkan Erdoğan'dan Arnavutluk'ta

Emeklilere hangi banka ne kadar promosyon veriyor? İşte banka banka promosyon ücretler...

Gece yarısı çocuk kamerasına takıldı! İşte o anlar

Sosyal medyayı sallayan köpek balığı deneyi! Yürekleri ağızlara getirdi