• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
16 Ocak 2016 Cumartesi

Walt Disney ve Manga arasında

Japon grafik romanı Manga, özellikle gençler arasında son yıllarda bir kitaptan öte adeta bir ‘yaşam kültürü’nü temsil ediyor. Anime çizim sanatı ile çizilen, sağdan sola okunan bu çizgi romanlar aslında sadece çocuklar için değil, aksine her yaştan insana hitap ediyor. Karl Marx’ın Kapital’inin dahi anime uyarlamasının yapıldığını söylersek zaten ne demek istediğimiz anlaşılır.

Hiroşima’da 70 bin kişiyi anında buharlaştıran, etkileriyle 250 bin kişinin ölümüne sebep olan nükleer saldırıdan sonra Japonya, kendi kültürel dinamikleriyle yeniden doğrulmaya çalışsa da, bu süreçte Amerikan kültüründen de ciddi şekilde etkilendi. Özünde bir Japon sanatı olan anime de bundan nasibini aldı. Osamu Tezuka’nın bu çizim sanatına kattığı yeni yorumla anime, Hollywood sinemasının etkileriyle bugün tüm dünyada biliniyor. Temel karakteristiklerine haksızlık etmemek kaydıyla, bu etkiye bir nevi Stockholm Sendromu demek de mümkün. Yani, celladına âşık olmak gibi bir şey... Zira anime büyük gözlü, uzun bacaklı karakterleriyle dönemin Amerikan sinemasından birçok yönüyle etkilendi.
Öte yandan, sadelik, dinginlik ve ağırbaşlılıkla özdeş Zen kültürü içinden böylesine yüksek tempolu, karmaşık ve abartılı bir anlatım tekniğinin çıkması da ayrıca yorumlanmaya değer. Kültür tarihçileri bunu bir yandan Amerikan etkisi, bir yandan da Samuray efekti olarak yorumlayadursun, Osamu Tezuka, bugün neredeyse Walt Disney’e rakip bir kültür var etmiş durumda. Japonya’nın bu etkili kültür transferi, depolitize uluslararasılaşma olarak yorumlanabileceği gibi oksidentalist yayılım olarak da değerlendirilebilir.

Aslında Japonya bir yandan asimile olurken, bir yandan da asimile etmeye devam ediyor. Türkiye’de de gençlerin itibar ettiği Manga/anime kültürü, Japon toplumundaki değişimi yansıtmanın ötesinde politik ve kültürel etkileriyle gençliğin ilgilerini dönüştürüyor. Robotla insan arası bir evrende gençler, hissetmekle hissetmemek, tepki vermekle vermemek arası alışkanlıklar kazanıyor. Bu dönüşümü tahlil etmek psikologların, iletişimcilerin ilgilenmesi gereken başlı başına bir konu. Bu yazıda asıl vurgulamak istediğimiz şey, Walt Disney ve Manga kültürü arasında savrulan gençlik için kendi kültürel dinamiklerimizden ilham alıp, bunu evrensel düzleme taşıyacak kültür-sanat girişimlerimizin yokluğu... Katman katman kültür birikiminin olduğu bir coğrafyada, küçük bir ada topluluğunun yarattığı küresel etkiyi ne yazık ki biz oluşturamıyoruz. Bu açığı kapatmadığımız sürece, dışarıdan gelecek her kültürel etki bizim hayatlarımızı dönüştürecek, gençliğimizi başka ilgilere yönlendirecek. Öyle ki artık ‘Biz kimiz?’ sorusunu dahi gerekli görmeyen, küreselleşmenin yüzeyselliğine teslim olmuş nesiller yetişecek.

Başta devlet olmak üzere, özel sermayenin teşviki ve emeği ile ilhamını üzerinde yaşadığımız coğrafyadan alacak sanatın ve sanatçının desteklenmesi gerekiyor. Ama tohumu ekmek yetmiyor, ortaya çıkacak meyvenin de sınırları aşması icap ediyor. Bu nedenle, kültürel filizlenmeyi global arenaya açacak bir kültür iletişiminin de altyapısını oluşturmak hayati önem taşıyor. Kültür bazan siyasetin ve diplomasinin köşelerini yumuşatıp, uluslararası ilişkiler için de yeni ve etkili kanallar açabilir.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor