• $9,7302
  • €11,3761
  • 562.698
  • 1479.93
14 Ağustos 2018 Salı

Had bilme üzerine

Her kriz bizi ahlaklı bir yaşama çağırıyor. Siyasi, ekonomik birçok sorunla yüzleştiğimiz, daha da önemlisi bu yüzleşmeleri artık tüm toplumun gözü önünde yaşadığımız bir çağın içinde yürüyoruz. Siyasi ve ekonomik konuları işin profesyonellerine havale edip, yeryüzünde bizi hep ahlaka, tutarlılığa, had bilmeye davet eden insani sorunlara yönelelim.
İnsan hayatının en büyük paradoksu, sınırlı güce, kaynağa ve imkana sahip bir varlığın sınırsız isteklerle, haz duygularıyla donatılmış olması. Zaten dünya dediğimiz ‘imtihan’ da bu gerilim üzerine kurulu değil mi?
İnsanoğlu hep güce, makama, herşeyin en iyisine, güzeline, sahip olmanın peşinde. İçinde yaşadığımız haz çağı, bu sahip olma dürtüsünü, pekçok ahlaki değeri hiçe sayarak, maksimum seviyeye çıkarmış halde. Hiçbir ahlaki ve etik reçete mevcut sistemde iş görmüyor. Yaşadığımız son ekonomik kriz dahi hukuk, norm, etik ve adabın gözüdönmüş bir güç açlığı karşısındaki acıklı yenilgisi ile açıklanabilir.
Erich Fromm, ‘Sahip olmak ya da Olmak’ adlı meşhur eserinde, günümüz insanını çok iyi tanımlayan durumu şu cümlelerle ifade ediyor; ‘Eğer insan yalnızca “sahip olduğu” şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir. Böylece yaşamı yanlış kurmanın sonucunda ortaya yenilmiş, moralsiz, yıkık ve acınacak bir insan çıkar. “Olmak” kavramında ise sahip olunan şeylerin kaybedileceğinden doğan endişe ve korku yoktur. Olduğum gibiysem ve kişiliğim “olmak” tarafından belirleniyorsa kimse benden bunu alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz. Odak noktamı ve davranışlarımı yönlendiren güdüleri, kendi içimde bulurum.’
İnsanoğlunun, kendisini bu bağlamda bir ahlaki dönüşüme tabi tutması ve elbette inşacısı olduğu toplumsal sistemleri de bu hakikate uygun şekilde dönüştürme gayreti içinde olması gerekiyor. Üzerinde yaşadığımız yerkürenin doğal kaynaklarının sınırlılığı gerçeğini merkeze alan bir ekosistem, kendi ile barışık, tutarlı bir yaşam döngüsünü de kendiliğinden varedecektir. Ahlak dediğimiz şey de aslında tamamen bu had bilme, ölçülü olma halidir.

Enerji savaşları, kapitalist sistem, sömürgecilik insanlığın bütün değerlerini sarsarken, direnmenin, ayakta kalmanın ve uzun vadede kazanmanın tek yolu, değerleri ayakta tutacak ahlaki direniş. İnsanın kendine, topluma ve yaşadığı doğal çevreye dair tüm ilişkileri ‘had bilme’ üzerine kurulduğunda, çatışmanın azaldığı, dayanışmanın arttığı ve insanın huzur bulduğu bir çevre belirmeye başlar. Bu gözlük, ekonomik, siyasi tüm çirkin hesapları değersizleştirip, hayatı insanileştirir.
Son günlerde yaşanan ekonomik çalkantılar her tür kısıtlı kaynağa bakış açımızın ne olması gerektiğini bize bir kere daha hatırlatıyor. Birey olsak da, devlet olsak da, toplum olsak da, anlamlı ve değer yüklü bir hayatın ana prensibi ‘had bilmek’!

<p class='MsoNormal'>Fatih'te arıza yapan İETT otobüsü, vatandaşlar tarafından  yaklaşık 300 metre i

İETT otobüsü arızalanınca 300 metre itildi

Galatasaray'ın Nef Stadı'ndaki taraftara açık antrenmanından fotoğraflar

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı