• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
05 Haziran 2011 Pazar

Tutuklanan ilk Orgeneral Balanlı değildi!

Geçen hafta Orgeneral Bilgin Balanlı hapse kondu. Böylece 3 yıllık Ergenekon, Balyoz sürecinde en yüksek rütbeli subay cezaevine girdi. Peki tarihimizde muvazzaf bir orgeneral ilk kez mi tutuklanıyordu? Hayır! 27 Mayıs'ta, Genelkurmay Başkanı olan Rüştü Erdelhun da tutuklanmıştı ama sivil değil askerler tarafından!

Rüştü Paşa'nın hikayesine geçmeden şunu da hatırlatayım. Yüksek rütbeli subayların herhangi bir suçtan yargılanmasında izlenen yol; onu önce emekliye sevk etmek ardından yargılanması için mahkemeye götürmektir. Bunun örneklerini defalarca gördük. 12 Mart yönetimi, içindeki 9 Martçıları temizlemek için muhtıradan tam dört gün sonra onlarca yüksek rütbeli subayı emekliye sevk etmişti.
16 Mart günü emekliye ayrılan subayların büyük bir çoğunluğu, bir yıl içinde önce mahkemede ardından da cezaevinde aldılar soluğu...
Küçük bir not daha... Yüksek rütbeli subayların gözaltına alınması veya tutuklanması tarihimizde hep askerler tarafından yapılmıştı. Yani Balanlı Paşa'nın tutuklanması sivil bir mahkeme tarafından alınan karar olarak ilk oluyor.
Şimdi, gelelim bir Genelkurmay Başkanı'nın gözaltına alınma ve tutuklanma hikayesine...

İKTİDARA YAKIN OLMAK
Rüştü Erdelhun 1894'te Edirne'de doğdu. Edirne Lisesi'ni bitirdi, 1910'da Harp Okulu'na girdi. Topçuydu. Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale'de görev aldı. Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Anadolu'ya geçen subayların arasındaydı. Gösterdiği yararlılıklardan dolayı İstiklal Madalyası'na hak kazandı. 1926'da da kurmay oldu. Tokyo ve Roma'da askeri ataşeliklerde, sonra sırasıyla Tümen Komutanlığı, Genelkurmay İkinci Başkanlığı ve 2.Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu.
Bu arada belirtmeden geçmeyeyim. Yıllar, Demokrat Parti ve Menderes yıllarıydı. Rüştü Paşa general olduktan sonra 'hızla' yükselmenin yolunun Menderes'le yakın dostluk kurmaktan geçtiğini öğrenmişti.
Ama nasıl? Nasıl olacak da Başbakan'a yaklaşacaktı?
Dişçi Sami Gürnzberg'in hikayesini aylar önce yazmıştım. Sultan Abdülhamid'den Atatürk'e, Celal Bayar'dan Menderes'e kadar 'herkes'in dişçisi Sami Bey, diş hekimliğinden ziyade 'siyasi koç'luk yapıyordu. Abdülhamid'in mirasının iç edilmesi, Atatürk'e bürokrat tavsiyesi işinin bir parçası gibiydi. Bu Musevi asıllı dişçimizin İstiklal Caddesi Mısır Apartmanı'ndaki muayenehanesi uzunca bir dönem Türk siyasi yaşamına yön veren merkezlerden biri oldu. (Merakımı yenemiyorum. Neden birileri siyasetin dışında kalıp da siyasete yön veren adamları kaleme almayı düşünmez. Dişçi Sami'den Cüneyt Zapsu'ya kadar ne ilginç portreler çıkar bir düşünsenize...)

GÜNZBERG DEVREYE GİRİYOR
Evet!.. Rüştü Paşa doğru adresi bulmuştu. Onun zirveye çıkmasına yardımcı olacak kişi Dişçi Sami olacaktı. Sami Günzberg'le sıkı bir dostluk kurdu. Haftada bir iki gün mutlaka muayenehanesine gitti. Sadece onunla değil oraya gelenlerle de dostluklar kurdu. Dişçi Sami, Erdelhun Paşa'nın asıl isteğini Menderes'e açtı. Dahası ısrarcı oldu. Erdelhun'un istediği tek bir makam vardı: Genelkurmay Başkanlığı!
Peki ama bu nasıl olacaktı? Rüştü Erdelhun 2.Ordu Komutanı'ydı. Genelkurmay Başkanı olması teamüllere aykırıydı. Hemen bir formül üretildi. 1 Ağustos 1958'de önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı'a atandı. Tam 22 gün sonra ise Fevzi Mengüç emekliye sevk edildi ve Genelkurmay Başkanlığı koltuğu ona verildi.
Rüştü Paşa, ışık hızıyla ilerlemiş ve çok istediği Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna kavuşmuştu.
Aslında bu durum Menderes'i de bir ölçüde rahatlatmıştı. Çünkü giderek artan toplumsal muhalefete asker de katılmıştı. Ordudan yükselmeye başlayan sesleri böylece kontrol altına almış oluyordu. Rüştü Erdelhun tam da Menderes'in istediği bir Genelkurmay Başkanı'ydı. Ordu içindeki bütün gelişmelerden Başbakan'ını anında haberdar ediyordu.

GÖNÜLLÜ ULAK İŞBAŞINDA
Bu gönüllü ulak durumu, 26 Mayıs gecesi bile devam etti. 27 Mayıs 1960 günü alttan başlayan askeri müdahalenin farkına varır varmaz Eskişehir'de bulunan Menderes'i aradı. Saat gece yarısı 2'ydi. Oysa Harp okulu öğrencileri hareketten gece saat 10'da haberdar olmuşlardı. Hatta parolaları bile belliydi. 'İnkılap. Saat 3'te karartma' Saat 3'te bütün birlikler harekete hazır hale gelmişlerdi.)
 Erdelhun, Menderes'e telefonda 'Hemen kaç. Benim de kontrolüm dışında bir ayaklanma var' dedi. Menderes paniğe kapıldı. Kütahya'ya doğru yola çıktı. Kaçmak üzereyken gözaltına alındı. Ankara'ya getirildi. Ardından Cumhurbaşkanı Bayar direnmesine rağmen enterne edildi.

Hemen tabancasını çekti
27 MAYIS ihtilalinde Genelkurmay Başkanı'nı kim 'indirecekti'? Bu görevi üstlenen Askeri Veteriner Okulu Komutanı General Burhanettin Uluç'a kulak verelim: 'Yolda tepkisiz bir topla tank aldık ve Erdelhun'un kapısına dayandık. Kapıyı çaldık. 'Kapıyı aç' diye birkaç kere seslendik. Açmadılar. Dışarıda bekleyen bir nöbetçi eri çağırıp kapıyı kırdırmadan ricamızı tekrarladık. 'Çıkınız milli irade işbaşındadır. Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır, çıkınız. Teslim olunuz' dedik. Yine ses çıkmayınca kapıyı kırdırdım.'

'SERSERİLER'İN ARASINDA
Duruma bakar mısınız? Bir general bir başka generali Türk Silahlı Kuvvetleri adına gözaltına alıyordu. Ama Erdelhun paşa makamına güveniyordu. Ne pahasına olursa olsun direnecekti.
Yine Burhanettin Paşa'nın anılarına dönelim. 'Buyurun Harp Okulu'na gideceğiz, dedim. Hemen tabancasını çekti. Fakat Teğmen Çakmaklı daha atik davranıp elini tuttu. Erdelhun bunun üzerine Teğmen Çakmaklı'ya dönüp 'Sen teğmensin ben orgeneralim' dedi. Teğmen ise 'yaptıklarınızdan sonra orgeneralliğiniz mühim değildir, buyurun' diye cevap verdi. Erdelhun sararmıştı. Elimizdeki tabancalara rağmen bir iki defa karşı koymaya çalıştı. Teğmenin kolundan sıyrılmak istedi. İmkan bulamayınca sakinleşti. 26 Mayıs günü Genelkurmay'da yaptığı toplantıda 'Serseriler' diye vasıflandırdığı Harp Okulu talebelerinin ikisinin önünde yürüdü. Ne garip tecelli değil mi?'

ÖZEL AFLA SALIVERİLDİ
Rüştü Erdelhun'u, Burhanettin Paşa'yla birlikte enterne eden iki teğmen Özdemir Çakmaklı ve Yılmaz Tuncer'di. Özdemir Çakmaklı daha sonra Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in yanında görev aldı. Belinde taşıdığı tabanca ise Genelkurmay Başkanı Erdelhun'un tabancasıydı. Rüştü Erdelhun gözaltına alındıktan tam 1 hafta sonra emekliye sevk edildi. Mahkemesi ise tüm 27 Mayıs sanıkları gibi Yassıada'da yapıldı. İdama mahkum edildi. Daha sonra cezası ömür boyu hapse çevrildi. Kayseri Cezaevinde dört yıla yakın bir süre hapis yattı. Ardından Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in özel yetkisini kullanarak çıkarttığı afla tahliye oldu. Hırsla tırmandığı askerlik kariyerini dramatik bir şekilde cezaevinde noktalamış oldu. 10 Kasım 1983 günü yaşama veda etti.
Evet Erdelhun Paşa'nın hikayesi böyle. Yani Balanlı Paşa'nın tutuklanması ilk değil. Ama şunu da gözardı etmeyelim. Öyle veya böyle 27 Mayıs bir ihtilaldi ve kendine göre kuralları vardı. Erdelhun Paşa'yı tutuklamasalar kendileri cezaevini boylayacaklardı. Oysa şimdi sivil günlerdeyiz. Ordu komutanı olmasına kesin gözle bakılan bir subayın alelacele tutuklanmasını neyle izah edeceğiz? Seçimle mi yoksa olağanüstü günlerle mi?
   gurkanhacir.com
  Twitter.com/gurkanhacir

SEÇİME DAİR ÜÇ BEŞ CÜMLE
Haftaya sandık başında olacağız. Ve seçim yasakları olacak. Dolayısıyla seçimlerle ilgili yazamayacağız. O halde bu hafta bu hakkımı kullanayım. Herkes benden merakla seçim tahmini bekliyor.
Öncelikle şunu peşinen söyleyeyim. Bu seçimler belki de Cumhuriyet tarihimizin en ilginç ve en sürprize açık seçimi olacak. 89 seçimlerinin havasına benzediğini daha önce yazmıştım. Tayyip Erdoğan'ın AKP'nin propagandasını hırçın bir strateji üzerine kurmasının sebebi 'mağduriyet' kartının elinden alınmasıdır.
Bakınız... Türk siyasi hayatında iki kart hep kazandı; 'Mağduriyet ve Yenilik'. Demirel'i düşünün... 12 Mart ve 12 Eylül olmasaydı 1980'lerden sonra Demirel ismi kalır mıydı? 'Hep engellendim hep mağdur edildim', imajını verdi. Ve bunu sandıkta oy'a çevirmeyi başardı. Turgut Özal ise yenilik kartını iyi kullanan siyaset adamımız oldu.
Tayyip Bey ise her iki kartı da ustalıkla kullanmayı becerdi. Hem mağdur hem yenilikçi...
Ama şimdi iki kart da elinden yavaş yavaş kayıyor. 'Mağdurum' diyemez ne istiyorsa yapabilecek bir özgürlükte... 'Asker bana baskı kuruyor' diyemez orgeneraller bile cezaevine atılabiliyor.
Bir yenilik kalıyor geriye...   
Kılıçdaroğlu - Tekin ikilisi o karta çoktan talip oldular bile...
Yani uzun lafın kısası Tayyip Bey için bu seçim hiç ama hiç kolay değil...
Hele masabaşı anket şirketlerinin hazırladığı anketler gibi hiç değil!..

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Fenerbahçe, Medipol Başakşehir maçı hazırlıklarını sürdürdü

Amerikalı Rapçi Kanye West'in ayakkabısı 2 milyon dolardan satışa çıktı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC'de