• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
13 Kasım 2011 Pazar

Siyasetcinin halkla o zor imtihanı

Siyasetçiyle halkın ilişkisi sörfçüyle denizin ilişkisine benzer... Sörfçü rüzgarı arkasına aldığı zaman dalgaların sırtına biner ve gider...  Ama zamanla sarhoşluk başlar ve altındakinin deniz, arkasındakininse sadece bir rüzgar olduğunu unutuverir. İşte o zaman tehlike başlar... Rüzgar tersine döndüğünde deniz aniden çekiliverir... Kuma çakılır...

Rock grubu Bulutsuzluk Özlemi'nin solisti Nejat Yavaşoğulları yıllar önce söylemişti: 'Konserlerde kalabalık coşar. Siz de onlara eşlik edip coşarsınız... Sahneden kalabalığın üstüne atlamak istersiniz... Ama Türkiye'de dikkatli olun... Kalabalık bir anda çekiliverir... Betona çakılırsınız...'
Siyasi hayatımızı bundan daha güzel özetleyen örnek olamaz. Neden mi?

7 YAŞINDAKİ KURBAN
Çok uzağa gitmeyeyim. 17 Şubat 1959'da Başbakan Adnan Menderes'in uçağı Londra yakınlarında düştü. Tüm Türkiye şoka girdi. Ama mucize eseri Menderes bu kazadan kurtuldu. İki ay İngiltere'de tedavi gördü. Türkiye'ye döndüğünde onu mahşeri bir kalabalık bekliyordu. Yeşilköy Havaalanı'ndan Taksim'e tam dört saatte gelebildi. Adeta bir insan seli vardı sokaklarda. Herkes 'erdiğine' inandığı Menderes'e dokunmak için birbirini eziyordu.
1958 seçimlerinde aldığı oy oranı belki daha da tavan yapmıştı.
Sevgi gösterileri tüm sene sürdü. Hem de abartılı bir şekilde...
Tarih 5 Ocak 1960. Adnan Menderes Güney gezisine çıktı. Son durak Tarsus'tu. Onu yine büyük bir kalabalık karşıladı. En önde ise üç kurban onun ayak basmasıyla kesilmeyi bekliyordu. Bir koyun, bir dana ve bir de çocuk! Evet!..
Ali Bayat isminde bir kişi 'Başbakanın uçak kazasından kurtulması şerefine' 7 yaşındaki oğlunu kurban edecekti. Menderes, Ali Bayat'ın elindeki pankartı gördüğünde şoka girdi. Hemen arabadan inerek bir eliyle bıçağını tutan babanın elinden çocuğu aldı. Gözlerinden öperek arabasına bindirdi. Ama sarsılmıştı. (Söylenen odur ki; bu olaydan sonra  Menderes birkaç hafta kendine gelemedi. İki gün sonra yapacağı Yunanistan gezisini erteledi.) Olanlara inanamıyordu.

DAĞLAR KADAR FARK

Devam edeyim. Aynı yılın (1960) mayıs ayında iki ayrı miting yaptı. Başbakan'ı; İzmir'de 500 bini aşkın bir kalabalık karşıladı. Menderes'i çılgınca alkışladılar. Miting sonrası kaldığı otele 2.5 saatte ulaşamadı. İktidarının 10. yılında bu coşkuya o da inanamıyordu. 26 Mayıs (1960) günü ise Eskişehir mitingi vardı. Eskişehir'in gördüğü en büyük kalabalık toplanmıştı tam 200 bin kişi... Ertesi gün malum... 27 Mayıs müdahelesiyle Menderes 'düşük' ilan edildi. Ortalıkta kimsecikler yoktu!  (Tuncay Özkan'ı hatırlayın. Cumhuriyet mitinglerinde milyonluk kalabalıklar sevgiden adeta parçalıyorlardı. Bir yıl sonra gözaltına alındığında evinin bahçesine sadece 40 kişi gitti!) Enver Paşa, Süleyman Demirel, tarihten örnekleri çoğaltabilirim.

EN ASLİ GÖREV
Neyse... Halka kayıtsız şartsız güvenmek her siyasetçinin en asli görevidir. Ama dikkati de elden bırakmamalıdır. Bakınız, siyasetçilerin halka bakışını anlatan harika bir çalışma geçtiğimiz yıllarda yayınlandı. (İlk Meclis Anketi - Birinci Dönem Milletvekillerinin Gelecekten Beklentileri - TBMM Yayın Kurulu)

TEK SORULUK BİR ANKET
 Tek soruluk bir ankete milletvekillerimiz ne cevap verdiler?
Tarih, 1921 Temmuz. Yunan birlikleri artık Sakarya'nın batısına kadar ilerlemişti. Polatlı yakınlarından top sesleri duyulabiliyordu. Ankara'da bulunan Meclis'in Kayseri'ye taşınması kararı gündemdeydi. Meclis Evrak Müdürü Necmettin Sahir Sılan tek soruluk bir anket hazırladı. Anketin hazırlanmasından cevaplandırmasına kadar geçen sürede ölümler ve istifalar dolayısıyla 352 milletvekiline ulaşabildi. 315'i anketi cevapladı. Kalan 37 kişinin kimler olduğuna sonra geliriz. Önce ankete ve verilen cevaplara bakalım.
Soru şuydu: 'Kazanılacak olan milli istiklal mücadelemizin feyizdar ve semerdar olması neye mütevafıktır?' 
Tam olarak çevirirseniz 'Milli istiklal mücadelemizin verimli olması neye bağlıdır' anlamı çıkıyor. Ancak verilen cevaplara ve milli mücadeleden sadece kurtuluş savaşı değil aynı zamanda yeni kurulan devletin geleceğinin de hesap edildiği düşünülürse soruyu şöyle çevirebiliriz: Kazanacağımız milli mücadelenin ardından geleceğin başarılı ve verimli olması neye bağlıdır?
Bolu Vekili Mehmet Şükrü Gülez (Yeğeni Turgut Gülez, Adalet Partisi'nden, küçük torunu Sena Kaleli ise CHP'den milletvekili oldular.) 'Avrupa'nın hukuk ve ekonomi düşüncesine tutkunluktan vazgeçmemiz gerekir' cevabını verdi.

MEKTEP, YOLA BAĞLIDIR
Tiyatro ve sinema oyuncusu Rasim Öztekin'in dedesi Cebelitarık Mebusu Rasim Öztekin Bey ise 'Devletin genel siyaseti fertleri değil, milleti mutlu etmelidir' cevabını verdi.
Peki meşhur Kürt Ağası Dersim Milletvekili Diyap Ağa ne dedi? Kısa ama öz cevap verdi: 'Mekteplerin açılması, yolların yapılmasıyla olur.'
Cumhuriyet döneminin büyük toprak ağalarından Eskişehir Mebusu Emin Sazak Bey'e göre başarı 'Ekonomide göstereceğimiz gelişmeye bağlı'ydı.
Kısa ve öz cevap veren bir başka vekil ise ünlü İttihatçı Yenibahçeli Şükrü oldu. 'Başarılı olmamız, milletin benliğine sahip olmasına bağlıdır' diye cevapladı.
İzmit Vekili Fuat Carım ise tek adam tehlikesine dikkat çekti. 'Milli mücadelenin verimli olması bence adı her ne olursa olsun şahsi hükümetlere nihayet vermekle kabildir.'
Büyük yazarımız Orhan Kemal'in babası Abdülkadir Kemali Bey ankete ironik bir cevap verdi. 'Çinlilerin bir darb-ı meseli varmış. Herkes kendi evinin önünü süpürürse memleket temiz olur. Bu darb-ı meseli fiilen kabul ettirmemiz lazımdır ki verimler nasip olsun.'
Malatya Mebusu Hacı Bedir Bey 'İşçi okullarının açılmasına çiftçiliğin korunmasına ve yolların yapılmasına bağlıdır.'
Yine Malatya Mebusu Hacı Garip Taner Ağa ise şaşırtıcı bir cevap verdi. 'Bilgiye ve köylüyü okutmaya bağlıdır.' Oysa köylü okur ve eğitilirse onun ağalığı son bulacaktı. Ama olsun... O köylünün okutulmasından yanaydı.
Surahan Vekili Mahmut Celal Bayar ise 'Halkın ekonomik gücünün yerleşmesi ve olgunlaşmasına bağlıdır'
Emin Çölaşan'ın dedesi Refik Şevket İnce düşüncesini tek kelimeyle tarif etti: 'Adalet...'
Trabzon Milletvekili Hasan Saka ise başarı ve verimliliğin neye bağlı olduğunu yine tek kelimeyle özetledi. 'Parayla'

GERÇEK OLAMADI
Necmettin Sahir Sılan Bey'in bu müthiş çalışmasını cevaplayan mebuslar bize ilk Meclis'teki umudu halka ve köylüye olan inancı anlatıyor. Yüzyıllar boyu aşiret yönetmiş, toprak ağalığı yapmış milletvekilleri bile köylünün bilinçlenmesi okul ve yol yapılmasını istiyorlar. Muhalif saydığımız milletvekilleri sadece ve sadece hakimiyet-i milliyeye güveniyorlardı. Daha fazla halklaşmak istiyorlardı.
Yani Meclis'in halkın içinde zamanla kaybolmasını, makamların ünvanların yok olmasını hayal ediyorlardı. Hayalleri gerçek olmadı!
Ankete cevap verenlerin bir çoğu siyasi yaşamına da zaten pek devam edemedi. (Sonradan rüzgarı arkasına alan Celal Bayar hariç!)
Son söz: Siyasetçiyle halkın ilişkisi sörfçüyle denizin ilişkisine benzer... Sörfçü rüzgarı arkasına aldığı zaman dalgarın sırtına biner ve gider... Ama zamanla sarhoşluk başlar ve altındakinin deniz suyu, arkasanıdakinin ise sadece bir rüzgar olduğunu unutuverir.
İşte o zaman tehlike başlar...
Rüzgar tersine döndüğünde deniz aninden çekiliverir...
Kuma çakılır...
Oysa siyasetçi sörfçü değil denizde balık gibi olmalıdır.
Hem denizle bütünleşir hem de daha uzun yaşar...
Üstelik de her şey gerçektir...
  Gurkanhacir.com
 Twitter.com/gurkanhacir

GÖZLÜK NUMARASINA GÖRE DEĞİŞİR
Ankette oldukça ilginç cevaplar da var.
Biga Mebusu Mehmet Dinç Bey 'Sualinizin cevabı gözlüklerin numarasına göre değişir' diye bir cevap verdi.
Yusuf Kemal Tengirşenk, oldukça politik davrananlardandı. Cevabı hitapla başladı ve bitti. 'Necmettin Sahir Bey'e sevgilerimle...'
Uslanmaz muhalif Rıza Nur (Sinop Milletvekili) 'Birtakım amillerle beraber esas olarak milli duyguyu hakkıyla  duymaya bağlıdır.'
Latife Hanım'ın dolaylı dünürü sayılan İstanbul Mebusu Ali Rıza Bebe 'Kapütülasyonların kaldırılmasını ve halkın servetine katılması gerektiğini' savunan bir cevap verdi.
Atatürk'e suikast girişiminden idam edilen Ziya Hurşit ise 1921'de gelecek için şöyle bir Türkiye hayali kurdu: 'Herkesin vatanpervane hizmetlerde, şahsi duygularından arınmasına bağlıdır.'

SEN BUNLARI TOPLAYASIN ESER BENİMDİR
Peki Atatürk anketi doldurdu mu?
Necmettin Sahir Bey anketi Atatürk'e de bizzat elden götürdüğünü anlatıyor.
'Kağıdı uzattım. 'A be çocuğum bu nedir?' dedi.
Onun kendine has tatlı Rumeli şivesi ve tatlı okşayıcı bakışları altında şöyle dedim. 'Böyle bir şeye tevessül ettim.'
Paşa baktı bana... 'Yani şimdi ben ne yapacağım' dedi.
'Siz de' dedim. 'Bir iki satır lütfedeceksiniz...'
'Yok be çocuk sen bunları toplayasın. Eser benimdir'
Atatürk ankete cevap vermemişti.
Sadece o mu? Hayır!
Kazım Karabekir'den İsmet İnönü'ye Rauf Orbay'dan Fevzi Çakmak'a kadar 37 mebus anketi cevaplandırmadı.
Yani A takımı geleceğe ilişkin düşüncelerini paylaşmak istemedi! Umutsuzlar mıydı? Sanmıyorum... Ama işlerinin bir hayli zor olduğunu biliyorlardı. Yüzyıllardır ümmet olmuş bir topluluğu vatandaş yapmanın güçlüğünü görüyorlardı. Hayal kurmaya vakitleri yoktu belki de...

<p>Peki, doğru beslenme nasıl olmalı? Vücudu yeni haftaya nasıl hazırlamalı? Beslenmede doğru biline

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar neler?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Haftanın yalanları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler