• $7,4191
  • €9,0034
  • 442.579
  • 1540.21
06 Mayıs 2012 Pazar

Şehir Tiyatroları'ndan ilk onun maası kesilmişti!

Afife Jale'nin maaşı Darülbedayi'den (Şehir Tiyatroları) Müslüman olduğu için kesilmişti. Şimdiki oyuncuların maaşı ise fazla Müslüman (muhafazakar) olmadıkları için kesiliyor
Gündem üretme konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son hediyemizi de kucağımıza verdi. Muhafazakar sanat tartışmalarıyla başlayan didişme tiyatroların özelleştirilmesiyle devam etti. Hedefteki yer, başta İstanbul olmak üzere şehir tiyatrolarıydı. 'Devletten maaş alarak sanat yapılır mı?' tezi bir yana 'muhafazakar sanat olmalı' tartışmaları öte yandan, başımız döndü!
Dilerseniz İstanbul Şehir Tiyatroları'nın geçmişine gidelim. Ve bir Müslüman kadın tiyatrocunun serüvenine uzanalım. Bugüne dair belki bir ışık bulabiliriz.

"afife.jpg"
***
Adı Afife'ydi. 1902'de İstanbul'da doğdu.
Kız Sanayi Mektebi'nde okudu. Tiyatroya ilgisi okul yıllarında başladı. İstanbul şehir tiyatrolarına kaydolmak için başvurdu. Yaşı daha 16'ydı. 1918'de onunla beraber stajyer olarak başvuran genç kızlar da vardı. Behire, Beyza, Memduha ve Refika...
Ama şans Afife'ye güldü.  22 Nisan gecesi Hüseyin Suat'ın 'Yamalar' adlı oyunu sahnelenecekti. Yer Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'ydu. 'Emel' rolünü oynayacak olan Ermeni oyuncu Eliza Hanım (Binemeciyan) tiyatroya gelmemişti. İzleyiciler salondaki yerini almışlar ama rol boşlukta kalmıştı. Defalarca izlediği Eliza Hanım'ın rolünü oynayıp oynayamayacağını sordular. Kabul etti. Bu tesadüfle gelişen rol değişikliği Türk Tiyatroları için bir ilkti. İlk kez Müslüman bir Türk Kızı sahneye çıkmış oluyordu.
 SANAT FEDAİSİ
Daha sonra, o ilk sahne gecesi için Afife Hanım 'Hayatımda en mutlu olduğum gece' diyecekti. Gazeteci Hüseyin Suat Bey kuliste onu alnından öpmüş ve 'Bizim sahnelerimize bir sanat fedaisi lazımdı. İşte sen o fedaisin' demişti. Gerçekten de Afife Jale'nin sanat yaşamı tam bir fedai gibi sürdü.
Başarılı oyunculuğu herkesin dikkatini çekmişti. Artık tiyatro sahnesinde Afife rüzgarı esiyordu. Bu arada bir de maaş bağlanmıştı. Çok genç yaşta hem mesleğini edinmiş hem de kendini geçindirebilecek bir maaşa kavuşmuştu. Bu arada atlamadan söyleyeyim Afife'nin sahne ismi Jale'ydi. Tiyatroyla bu kadar bütünleşmiş çok az sanatçımız vardır. Afife Jale kısa oyunculuk yaşamında kendini sahneye vakfetti. Darülbedayi (Şehir Tiyatroları) onun doğduğu ocağı ekmek teknesi ve sanatının yuvasıydı. Daha sonra Odalık ve Tatlı Sır oyunlarında rol aldı.  Ancak bulutların üzerindeki günler uzun sürmedi. Müslüman bir kadının sahne almasını ahlaka aykırı bulanlar ihbar yağdırmaya başladılar. Önce Darülbedayi basıldı. Afife'yi bulamayan polis bu kez evine yöneldi. Oysa Afife tiyatrodaydı. Ama polis baskınını gören arkadaşları onu arka kapıdan kaçırmışlardı. (Bu arada İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınlayarak Müslüman kadınların sahneye çıkmasını yasakladı)
Polis evde ve tiyatroda bulamadığı Afife'yi o zamanların küçücük İstanbul'unda sokakta buldu. Hemen karakola götürdüler. Sordukları soru bugünlerdeki muhafazakar sanat tartışmalarını çağrıştıran cinstendi.
'Dinini unutan sen misin?'
Babası Hidayet Bey polis baskınından sonra kızını evlatlıktan reddetti. Hidayet Bey'e göre o artık bir fahişeydi. Afife evsiz kalmıştı. Sonra ne oldu dersiniz? Afife'nin Şehir Tiyatrolarındaki maaşı Müslüman olduğu için kesildi. Evet Müslüman bir kadın olarak sahneye çıkamazdı. Ona maaş ödenemezdi.
Ondan sonra Afife Jale için zor günler başladı. Hem beş parasız hem evsiz hem de çok sevdiği tiyatrosundan ayrı kalmıştı. Ama ona ağır gelen tiyatrodan ayrı kalmaktı. Sürekli kullandığı alkolün yanı sıra morfine de başladı.
HUYSUZ VE TATLI
Bestekar Selahattin Pınar işte tam bu günlerde karşısına çıktı. Fırtınalı bir aşk yaşadılar. Yokluklar ve alkolün gölgesinde bir aşktı bu. 'Nereden sevdim bu zalim kadını' ve 'Huysuz ve tatlı kadın' şarkıları Afife Hanım'a bestelediği eserlerdir.
Fuat Edip Baksı'nın sözlerini yazdığı 'Bir bahar akşamı rastladım size' sevgilisine 'siz' diye hitap eden incelikte bir şarkıydı. Bu da Afife Hanım'a ithafen bestelenmişti.
Afife Jale ile Selahattin Pınar'ın fırtınalı aşkı evlilikle sonuçlandı. Ama evlilik çok uzun sürmedi. Afife morfin bağımlısı olmuştu. Selahattin Pınar'da ona eşlik etmeye başladı. Ancak o kendini tam kaptırmadı. Uzak durmaya çalışıyordu.
Evliliklerindeki kırılma anı Afife Hanım'ın morfin bulmak için eczacı Cemil Bey'le ilişkiye girdiğini Selahattin Bey'in gözleriyle görmesiyle oldu. Selahattin Bey yine de karısına sahip çıkmaya, düştüğü bu çukurdan kurtarmaya çalıştı. Ama Afife Hanım 'beni bırak' diye yalvarıyordu. Nihayetinde Pınar karısından ayrıldı.
Afife Hanım için parasız ve işsiz sefalet günleri işte tam o zaman başladı.
Artık parklarda yatıp kalkıyordu.
CENAZESİNE 4 KİŞİ KATILDI
Balıklı Rum hastanesine kaldırıldı. Artık tanınmaz haldeydi. Bir deri bir kemik kalmıştı. 1941 yılında henüz daha 39 yaşındayken bu acılı hayatı son buldu. Cenazesine sadece 4 kişi katıldı. Onlardan ikisi de hastane morgunun görevlileriydi.  Hadi... Yazıyı esprili bir ironiyle bitireyim. Şehir Tiyatrolarındaki (Darülbedayi) maaş polemiği hep sürmüştür. İlk günden bu yana ama bir farkla... Afife Jale'nin maaşı Müslüman olduğu için kesilmişti. Şimdiki oyuncuların maaşı ise fazla Müslüman (Muhafazakar) olmadıkları için kesiliyor.
twitter.com/gurkanhacir

İZZETTİN VAPURU YİNE YANAŞTI!
Gürsel Tekin'in istifa kararını önceden bilen iki, üç kişiden biriydim. İstifa edeceğini bize bir kaç gün önce açık ve net bir şekilde ifade etmişti. Doğrusu Tekin'i hiç bu kadar kararlı görmemiştim. Aldığı kararın duygusal bir tepkinin sonucu olmadığı belliydi. İstifa sabahı Tekin'i aradım. Esprili bir şekilde seslendi. 'Gürkan'cığım kayığa tekrar biniyoruz galiba' dedi. 'Kayık değil o Başkan İzzettin Vapuru ' dedim. 'Bakalım bu sefer inebilecek misiniz?' diye de ekledim. Gülüştük... Daha önce MYK dışına itildiği bir dönemde şu satırları yazmıştım. Hatırlatayım:
'Her büyük sıçramasının ardından biraz geriye düşmesi sonar tekrar yükselmesi... Kılıçdaroğlu yönetiminde Önder Sav'la ters düştüğünde, herkes onun siyasi yaşamının artık bittiği yorumlarını yapıyordu. Ben de bu durumu Mithat Paşa'nın İzzettin Vapuru'na benzetmiştim. Taif Adası'na sürgüne gönderilen Mithat Paşa halkın tepkisinden korkulduğu için doğrudan sürgüne gönderilmemiş, İzzettin Vapuru'yla Saray burnu açıklarında bekletilmişti. Eğer tepki olursa hemen geri indirilecekti.  Önder Sav'la giriştiği mücadelesinde 'Bakalım Gürsel Tekin bu sefer İzzettin Vapuru'ndan inmeyi başarabilecek mi?' diye yazmıştım. Hep beraber gördük. İndi. Geçtiğimiz hafta vapur yeniden limana yanaştı. Üstelik hiçkimsenin beklemediği anda... Kemal Kılıçdaroğlu şaşırtıcı bir hamleyle Gürsel Tekin'in 2. adamlığını askıya aldı ve onu basın propagandadan sorumlu yardımcısı yapıverdi. Yani İzzettin Vapuru'na bir kez daha bindi Tekin. Bakalım bu sefer de inmeyi başarabilecek mi?'
Bir başka Gürsel Tekin yazısını ise şöyle bitirmişim.
Filmin finalini de merakla bekliyoruz .Gürsel Tekin İl Başkanı oldu. Gürsel Tekin MYK üyesi oldu. Gürsel Tekin Genel Başkan Yardımcısı oldu. Gürsel Tekin...?

DENİZ GEZMİŞ BELGESELİ ÜZERİNE
Ataşehir'de oturmuyorum. Belediyeciliğini değerlendiremem. Ama kültür sanat işlerindeki cesur tavrını ilgiyle izliyorum. Belediye Başkanı Battal İlgezdi'den söz ediyorum. Önce Deniz Gezmiş parkı açtı. Sonra Can Dündar'ın Gezmiş'i anlattığı son belgeseline ev sahipliği yaptı. Doğrusu Çayan resmi taşıdıkları için soruşturmaya uğrayan insanların olduğu dönemde İlgezdi'nin tavrını cesur buluyorum. Ama Bağımsız Türkiye hayaliyle idam sehpasına giden Deniz'in anısını yaşattığı gibi Başkan'dan (sokak ve park isimlerinde) diğer aydınlarımıza da sahip çıkmasını istiyorum.
Belgesele gelince... Teknik eleştirilerim saklı kalsın. Ama şu hakkı teslim edeyim: Can Dündar, hiç bir TV kanalında yayınlanması mümkün olmayan ve hiçbir maddi getiri sağlamayacak bir işe imza attı. Korkmadan. Eksikleri yok mu? Bence epey var. Ama olsun, öyle veya böyle yakın tarihimizin önemli bir kahramanının hayatına ışık tuttu. Tanıklıkları perdeye taşıdı. Ellerine sağlık. Bu arada son not. Aylar önce yazdığım bir yazıda Denizler'in 1968'de bir Alman kanalına röportaj verdiklerini bu görüntülerin nerede olduğunu sormuştum. Can hemen harekete geçmiş ve o görüntüleri bulmuş. filmin ilk kez yayınlanan o görüntüleri kısa ama sizi etkileyecek. Deniz'in yanında Harun Karadeniz de var. Meraklısına. Belgesel bu akşam 20.00 de Ataşehir'deki Deniz Gezmiş Parkı'nda ücretsiz olarak halka gösterilecek. Ayrıca Zülfü Livaneli'nin de bir konseri olacak.

<p>EGE'DE TÜRKİYE'NİN HAKLILIĞI ÇOK AÇIKTIR'</p><p>'Adına Egeler denilen, aslında bizim Adala

'Ege'de Türkiye'nin haklılığı çok açıktır'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dünyayı şok eden iddia! ''Yolcu uçağı lazer silahıyla vurularak düşürüldü!''

Caddebostan Sahili kırmızıya bürüdü