• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
08 Mayıs 2011 Pazar

Denizlerin kaçırdığı 4 ABD askerinin sırrı

Gezmiş, Aslan ve İnan'ın idam edilişlerinin 39. yıldönümünde tarihe farklı bir bakış. Cezaevi sürecinden önce Ankara'da 4 ABD askerini kaçıran Gezmiş ve arkadaşları daha sonra onları serbest bıraktı. Deniz, bunun gerekçesini 'Aileleri vardı, kandırılmış halk çocuklarıydı' sözleriyle açıklamıştı. Peki gerçekten öyle miydi?
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idam edilişlerinin 39. yıldönümünde anıldılar. Yaşadığımız kaotik ortamın etkisinden olsa gerek her geçen gün Gezmiş ve arkadaşlarının hatırasına daha büyük bir ilgi ve saygı gösteriyoruz.
Ben de bu hafta 'üç fidan'ı bambaşka bir açıdan ele alayım. Onların cezaevi ve darağacından önceki son büyük virajlarını anlatayım. Yani 4 Amerikalı askeri kaçırma eylemine biraz yakından bakalım. Nasıl ilginç ayrıntılar göreceğiz.
Tarih 4 Mart 1971 saat 00.15...
Gölbaşı Ahlatlıbel'deki radar üssünden çıkan Amerikalı askerler Başçavuş Jimie Sexton, erler Larry Heavner, Richard Caraczi ve James Gholson evlerine dönmek için yola koyuldular. Sexton'un 5 aylık hamile eşi Barbara da Ankara'daydı. Her gece olduğu gibi merakla eşini bekliyordu. Amerikalıların şoförü ise İsmail Okşar isminde bir Türktü.
Tam Kepekli boğazını geçecekleri sırada yola devrilmiş bir direk gördüler. Şoför İsmail frene bastı. Arabadan inip direği çekmeye çalıştı. O sırada Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Mete Ertekin arabanın etrafında belirdiler. Amerikalıları arabadan indirdiler. THKO adına onları gözaltına aldıklarını açıkladılar. Hemen 20 metre ileride, getirdikleri arabaya doluştular. Amerikalıların arabasını ve şoför İsmail'i Mete Ertekin teslim aldı. Şoför İsmail elleri bağlanarak yandaki tarlaya bırakıldı. 
O DENİZCİ KİM?
Rehineleri Ayrancı semtindeki bir eve götürdüler. Güvenlik Caddesi Amaç Apartmanı 3 numaralı daireyi daha önceden tutmuş ve eylem için hazır hale getirmişlerdi. Peki daireyi kim tutmuştu? Bir denizci teğmenle bir mühendis eylemden 3 hafta önce subay elbiseleriyle gelmiş ve evi Hülagü Can'dan kiralamıştı. Peki bu denizci üniformalı kişi deniz subaylığından henüz atılmış olan Sarp Kuray mıydı? Bilmiyoruz. Ama bildiğimiz Sarp Kuray bu eylemin içindeydi. Denizlere her türlü desteği veriyor, üniforma ve silah da temin ediyordu. (Kuray'ın subay elbiseleri işe yarıyordu. Deniz Gezmiş kimi zaman Kuray'ın getirdiği denizci üniformasını giyip, arandığı halde Ankara sokaklarında rahatça dolaşabiliyordu. )
ABD'NİN RAHAT TAVRI
Peki ABD'nin tavrı ne oldu? İşte tuhaflıklar zinciri burada başlıyor. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Wiliam Handley '4 askerimizin bırakılacağını ümit ediyorum. Onlara bir zarar geleceğini sanmıyorum' dedi. ABD Başkanı Richard Nixon ise daha rahattı. 'Türk hükümetinin eylemcilerle pazarlığa girişmesini tavsiye etmem. Ancak yine de bu Türk hükümetinin bileceği bir iştir' dedi.
ABD'nin bu soğukkanlı, kendinden ve olacaklardan emin tavrına karşın Türk yetkililerde tam bir panik havası hakimdi. Hüseyin İnan'ın ODTÜ'de görüldüğüne ilişkin bir haber üzerine ODTÜ 30 bin polis ve askerle kuşatıldı. Helikopter destekli yapılan operasyon, kitlesel gözaltılar ve ölümle bitti.
Ankara'nın bütün giriş çıkışları tutuldu. Sokak sokak kaçırılan Amerikalılar aranıyordu. Tam bir sürek avı başlatılmıştı.
Deniz'lerin şartları neydi? Rehinelerin tümünün serbest bırakılması karşılığında 400 bin dolar fidye isteniyordu. Ayrıca THKO bildirisi üç ayrı radyo bülteninde okunacaktı.
4 Mart sabah 06.00'dan itibaren 36 saat süre verilmişti. Süre doldu Amerikalılar oralı bile olmadı. Türk hükümeti de olanca sertliğiyle eylemin üzerine gitti.
YANLIŞ ALARM
Dünyaca ünlü haber ajansı Associted Press 8 Mart günü (yani henüz rehineler eylemci gençlerin elindeyken) Amerikalıların serbest bırakılacağı haberini geçti. 
8 Mart gecesi 4 Amerikalı askeri evde bırakarak Amaç Apartmanı'nı terk ettiler. Ertesi gün bu karara katılmayan iki eylemci tekrar apartmana geri döndü. Hüseyin İnan ve Sarp Kuray! Amerikalıları tekrar rehin alacaklardı. Ama Amerikalılar evi çoktan terk etmişlerdi.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları Amerikalı rehineleri kaçırdıkları ilk andan itibaren öldürmek düşüncesinde değillerdi. Gezmiş bunu Mamak'ta Erdal Öz'e uzun uzun anlatır. Onların da ailelerinin olduğunu, kandırılmış sıradan, halk çocukları olduklarını düşünüyordu.  Ancak durum gerçekten Deniz'in insanca yaklaştığı gibi miydi? 4 Amerikalı sıradan halk çocukları mıydı?
Şimdi büyükçe bir parantez açmanın zamanı geldi.
Önce aynı günlerde Ankara'ya konuşlanmış bir başka Amerikalı'dan bahsetmek istiyorum. Aldrich Ames!
KÖSTEBEK ANKARA'DA
Gerçek adı Aldrich Hazen Ames'ti. 1962'de CIA'de çalışmaya başladı. 1969'da Ankara'da görevlendirildi. Lakabı 'Köstebek'ti. Görünen görevi bölgedeki Sovyet ajanlarını takip ve rapor etmekti. Ayrıca onları çift taraflı casusluğa ikna ederek bilgi almaktı. Ancak Türkiye gibi bir ülkede sadece bu görevle uğraşmadı. Sol hareketleri ve öğrenci eylemlerini de yakından izledi. Giderek bir efsaneye dönüşen Deniz Gezmiş özel çalışma konusuydu.
CIA'in en parlak elemanlarından biriydi.  Soğuk savaş yıllarında birçok önemli bilgiyi elde etmeyi başardı. Ancak lüks hayata düşkünlüğü ve kadın zaafı onu tehlikeli bir yola itti. 1985'de Sovyetler Birliği'ne casusluk yapmaya başladı. 5 milyon dolara elindeki bilgileri Sovyetler Birliği'ne sattı. Şüphe bulutları üstünde kümelenmeye başlamıştı. CIA tarafından sorguya alındı. 1986 ve 1991'de iki kez yalan makinesine bağlandı. Her ikisinde de makineyi yanıltmayı başardı. 1994'te yakalandı. Tutuklandı. Halen dünyanın en pahalı casusu olarak müebbet hapis cezasını çekiyor.
Ames, Pensilvanya'daki hapishanede anılarını kaleme aldı. Pete Earley (Confessions of a spy: The real story of Aldrich Ames 1998) adıyla yayınlanan bu kitap henüz Türkçe'ye çevrilmedi. Ames, Türkiye'nin o yıllarına ilişkin ilginç ifşaatlarda bulundu.
Bir profesör aracılığıyla ODTÜ'den tanıştığı bir genç kıza, içinde 75 Dolar bulunan bir zarf  vermiş, bir hafta sonra da DEV-GENÇ'in toplantılarının yeri ve kimlerin katılacağını öğrenmişti. Bu kızın aynı zamanda bir güzellik yarışmasında derece almış güzel bir kız olduğunu da ekliyor.
O dönemde Balgat'taki Amerikan tesislerinde 'NGO' adlı gece kulübünün ünü tüm Ankara'ya yayılmıştı. Bazı semt sakinleri gelen gidenden rahatsız oluyorlardı. Amerikalı subaylar, bu kulübe dışarıda tanıştıkları ODTÜ'lü kızlarla geliyorlardı. Bu kızların bir kısmı gece Amerikalı subaylarla birlikte eğleniyorlardı.
Gece kulübüne Türk kızlarının gelmesinden rahatsız olan işçilerden birisi, o sırada Günaydın gazetesinin Ankara bürosunda çalışan Bekir Coşkun'a gitti ve olayı anlattı. Yani Amerikalı istihbaratçıların fink attığı gece kulübünün diğer müşteri grubu ODTÜ'lü genç kızlardı. Ames'in çengel attığı kız da bu barın müdavimlerindendi.
YALAN AŞK HİKAYESİ
Şimdi burada duralım. Günaydın gazetesi Deniz Gezmiş'lerin yakalanmasından tam bir hafta sonra manşetten ilginç bir fotoğrafla çıktı. Olca Altınay isimli bir genç kız ile Deniz Gezmiş'in aşk yaşadığına ilişkin bir haberdi. Deniz Gezmiş ağzından verilen habere göre 'Olca ile aramızdaki aşka kimse karışamaz' diyordu.
Peki kimdi Olca Altınay? Halk edebiyatı araştırmacısı Hikmet Dizdaroğlu'nun kızıydı. Bir doktorla evliydi. Gezmiş'in böyle bir aşkı olmuş muydu? Aşık olacak fırsatı bulmuş muydu? İlkeleri için ölümü göze almış bir devrimci evli bir kadınla ilişki kurar mıydı?
Geçelim...
Ama şu notu da unutmayalım. Olca hanım yakalandıktan sonra kısmen itirafçı gibi davrandı. Emniyette ve mahkemede 'Tesadüfen bu insanların arasına düştüm hiçbir olayla alakam yok' dedi. Verdiği ifadeler sonucunda onlarca ev basıldı tutuklamalar oldu.  Aldrich Ames'in anlattıklarına bakacak olursak CIA, Türkiye'de gelişen eylemler için çok önceden tedbirini almış. Ve hatta dolaylı yoldan DEV-GENÇ'in de içine sızmayı başarmış. Hatta Amerikalı askerlerin kaçırılacaklarını ve öldürülmeden serbest bırakılacaklarını da biliyorlarmış.
Anlatılanlara tedbirle yaklaşmak zorundayız. Ames itirafçı olduğu için her şeyi kendi başarısıymış gibi göstermek istiyor olabilir. Ve her CIA elemanı gibi o da dezenformasyon ustası bir istihbaratçı.

CIA  AJANLARI İŞBAŞINDA
Şimdi gelelim son fasıla...

Pekİ bizim olayın asıl kahramanları ne yapıyor?
Yani kaçırılan 4 Amerikalı asker.  Jimie Sexton, erler Larry Heavner, Richard Caraczi, ve James Gholson.
Bir yılı aşkın bir süre bu dört Amerikalının peşine düştüm. Onlarca telefon ve yazışma sonunda ikisine ulaşmayı başardım. Larry Heavner ve  Richard Caraczi. Her ikisi de halen Amerika'da yaşıyorlar. Serbest ticaretle uğraşıyorlar. Ancak türlü ısrarlarıma rağmen bu konu hakkında konuşmak istemediler. 'Bu olay yıllar önce yaşandı ve bitti. Tekrar bu konuyla gündeme gelmek ve konuşulmak istemiyoruz' dediler.  4 Amerikalı askerin konuşmamasının asıl sebebi ise başkaydı. Amerikalı askerler CIA elemanlarıydı. Ve operasyon için Türkiye'ye gönderilmişlerdi. Türkiye'den döndükten sonra CIA'in merkez biriminde görev aldılar.  Yani Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının vicdanlarına yenilip 'halktan çocuklar' diyerek bıraktıkları 4 asker aslında Amerikan Gizli Servisi'nin elemanlarıydı. Türkiye'de staj görüyorlardı. Ve yılların kurt CIA ajanı Ames ile yakın temas halindeydiler.
Deniz Gezmiş bugün yaşasaydı ve Amerika'nın bu kirli ayak oyunlarını öğrenseydi ne yapardı? Dahası o askerlerin aslında CIA elemanları olduğunun farkına varsaydı tavrı ne olurdu? Bilmiyorum.
Bildiğim yakın arkadaşı Bozkurt Nuhoğlu'nun söylediği sözdür.
'Deniz yaşasaydı diye bir sözü kabul etmiyorum. Deniz yaşayamazdı. Ölmeye mahkumdu. O öfkede, o cesarette ve o kahramanlıktaki bir insan asla uzun yaşayamaz.'
  Twitter.com/gurkanhacir

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

Haftanın yalanları