• $7,4166
  • €8,9849
  • 437.852
  • 1467
29 Mayıs 2011 Pazar

Bu ülkede çok kaset savaşı gördük!

Tarihimizin en kirli seçim kampanyasını yaşıyoruz. Komplolar, tehditler, şantajlar havada uçuşuyor. CHP ve MHP'yi sarsan kaset savaşları daha önce de yaşandı, Menderes döneminde...

Şimdilerde herkes 12 Haziran sabahına kadar MHP'ye ilişkin çıkacağı konuşulan 'büyük' kaseti bekliyor. Tıpkı vizyona girmesi sabırsızlıkla beklenen bir film gibi... Düştüğümüz duruma bakar mısınız? Ama şu soru da ortalıkta. Dizayn edilmeye çalışılan MHP'ye önümüzdeki dönemde ihtiyaç var mı? Yani 'Yeni MHP' gerekiyor mu? Birkaç köşe yazarı kaset işinin tutmadığını ve bu tarz dizaynların hiç beklenmeyen sonuçlar doğurabileceğini yazdı. Acaba öyle mi? Operasyon tam olarak sonuçlanmadan yapacağımız yorumlar havada kalmasın...
2 MİLLETLİ YENİ ANAYASA
Birazcık yakın tarih bilgisi biraz da soğukkanlı analiz... İşin aslını çok net görmemize yeter. İki milletli yeni bir anayasa hazırlanacak... (Genel af ve Öcalan'ın serbest bırakılmasını da buna dahil edin) Bu yeni anayasaya kötüsünden bakarsanız üniter devlet bölünmüş olacak, iyisinden bakarsanız da Kürt sorununu tümden halletmiş bir özerk yapıya kavuşmuş olacağız.  İşte bu anayasayı engelleyebilecek kim varsa bertaraf edilecek... Peki böyle bir ortamda 'Yeni MHP'ye ihtiyaç var mı?
Bu bir kehanet değil... Son bir yılı gözünüz önüne getirin... Ne demek istediğimi anlayacaksınız.
MENDERES'İN MUHBİRİ
Neyse... Biz kendi alanımıza dönelim ve şu soruyu soralım.  Önce CHP'yi ardından MHP'yi sarsan kaset savaşları tarihimizde hiç yaşanmadı mı? Evet yaşandı... Menderes döneminde... Nasıl mı? Anlatayım...
Adnan Menderes 1950'de Başbakanlık koltuğuna oturduğu ilk günden itibaren takip edildiği hissine kapılmıştı. Bunun için karşı atağa geçmesi gerektiğini düşündü. Muhalifleriyle üst düzey bürokratlar hakkında yasal olmayan bir takibat yapmaya karar verdi. Yöntem oldukça basitti. Dönemin parlamaya aday gazinocusu Fahrettin Aslan; kim kiminle birlikte, kim nerede kaçamak yapıyor, hangi milletvekili hangi sanatçıyla aşk yaşıyor tek tek rapor edecekti. Çünkü o yıllardaki yasak aşk hayatı çoğunlukla gazino dünyasından geçiyordu. Fahrettin Aslan'ın derlediği bilgiler İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay tarafından Menderes'e ulaştırılıyordu.
Gelen raporlar Menderes'i fazlasıyla memnun etmişti. Çünkü çapkınlığa düşkün olan Menderes bu kulvarda yalnız olmadığını anlamıştı. Raporlar dedikodudan biraz daha ileriydi. Çünkü sahne sanatçılarının birçoğu siyasilerle yaşadıkları aşk hayatının ayrıntılarını gazinocu Aslan'la paylaşıyorlardı.
TIPKI BUMERANG GİBİ
Ama bu tatlı istihbarat oyunu uzun sürmedi. 1955'ten sonra Adnan Menderes'in durdurak bilmeyen çapkınlık hayatı da dillere düşmeye başlayınca paniğe kapılan bu kez kendisi oldu. Tıpkı bumerang gibi... Bu bilgileri kim sızdırıyordu? Hatayı kendi elleriyle mi yapmıştı? O zamanki adıyla Milli Emniyet Teşkilatı'nın başına getirdiği tümgeneral Behçet Türkmen'den şüpheleniyordu. Korgeneral Mehmet Naci Perkel'in yerine Nato Komutanı Behçet Türkmen'i MİT'in başına bizzat kendisi istemişti. Şimdi ise  hakkında yayılan bilgilerin bir istihbarat örgütü olmadan elde edilemeyeceğini düşünüyordu. Özellikle ileride başını çok ağrıtacak olan Ayhan Aydan'dan alınan ve ölen bebek İstanbul'da çok konuşulur olmuştu.

TÜRKMEN DİNLEMEYE ALDI
Menderes şüphelerinde haklıydı. Behçet Türkmen, Başbakan'ın bütün telefonlarını dinlemeye almıştı. Konuyu araştırması için Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur'u görevlendirdi. Korur soluğu önce İstanbul Bölge Başkanı Fuat Doğu'nun yanında aldı. Doğu, dinleme yapılanların listesini Korur'a gösterdi. Listede Menderes yoktu. Korur yetinmedi, Behçet Türkmen'e gitti. Başbakan'ı dinleyip dinlemediklerini sordu. Türkmen de inkar etti. Burada bir parantez açalım. Müsteşar Korur Masonların üstadı azamıydı. Türkmen de bir Mason'du. Kardeşlik kuralı gereği masonlar birbirine yalan söylemezdi. Bu durumda ya Türkmen kardeşlik kuralını ihlal etti ve yalan söyledi ya da Korur her şeyi öğrendi ama Menderes'ten sakladı. Ancak ne olursa olsun Menderes anlatılanlardan tatmin olmadı. Behçet Türkmen'i 1957'de görevden aldı. (Yerine kısa süre vekalet eden isim Ahmet Salih Korur oldu. Ahmet Salih Bey'den sonra koltuğu devralan Prof. Hüseyin Avni Göktürk ise bir başka taciz skandalıyla görevinden alınmak zorunda kaldı.)

Dinleme işi öylesine kontrolden çıkmıştı ki...
MENDERES'İN müsteşarı Ahmet Salih Korur işin peşini bırakmadı. Teşkilata bağlı iki dinleme merkezi olduğunu öğrendi. Yeşilköy ve Beyoğlu'ndaki iki merkezin çalışanlarına maaşların Amerika tarafından ödendiğini tespit etti. İtalyanlar da, Fransızlar da dinleme merkezinde çalışanlara ödemeler yapıyordu. Menderes şoka girmişti. Neredeyse dünyadaki bütün istihbarat örgütleri Türkiye'deki herkesi dinleyebiliyorlardı. Üstelik iş öyle kontrolden çıkmıştı ki... Çalışanlar birkaç istihbarat örgütü tarafından maaşa bağlanmıştı.
CIA'İN KULAKLARI İÇİMİZDE
 Ancak burada küçük bir parantez açalım. Başlarda, Amerika tarafından verilen paraların resmi yoldan mı yoksa Behçet Türkmen'in illegal yoldan mı aldığı hiç anlaşılamadı. Yaşayan en eski istihbarat görevlisi Neşet Güriş'in ifadesine bakacak olursak, Behçet Paşa Amerikalılardan illegal para alıyordu. Bir kısmını da cebine atıyordu. Bu doğrulanamadı. Ama Behçet Paşa'nın emeklilik günlerinde Has Ailesi'yle birlikte Coca-Cola Türkiye temsilciliğini alması şüphe bulutlarını arttırdı.
Yassıada duruşmalarında Menderes'in başını ağrıtan birçok dava, bu dinlemelerden oldu. Birçoğundan ceza aldı.
Öyle veya böyle... CIA'nin kulakları her daim Türkiye'nin içine uzandı. Sadece o değil başka istihbarat örgütlerininki de... Kudret noktasında kim varsa dinlediler, kasete çektiler. Ve bu faaliyetlerini de çoğu zaman ellerini kollarını sallayarak yaptılar.
Türkiye'de siyasete soyunan herkes CIA'de kalınca bir dosyasının bulunduğunu, hemen yanıbaşında ise üçüncü bir kulak olduğunu hiç ama hiç aklından çıkartmamalıdır.
(Birçok araştırma kitabı uzun uzadıya Behçet Türkmen'den bahseder. Ama hiçbirinde Behçet Türkmen'in ölüm tarihi bile doğru değildir. Birinin başlattığı yanlışlık hepsinde sürdü gitmiştir. Hepsi ölümünü 1972 olarak yazdı. Oysa Behçet Paşa 16 Aralık 1968 günü vefat etti.)
 Twitter.com/gurkanhacir- gurkanhacir.com

<p><span>MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. HDP E

PKK'nın bir kolu gibi çalışan HDP kapatılacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Klozeti açınca dev yılanla göz göze geldi! İşte o korku dolu anlar...

Eren-5 operasyonunda 53 sığınak ile 62 depo kullanılamaz hale getirildi