• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
11 Kasım 2014 Salı

Alevilik ve “tarif sorunu”

Şimdiye kadar kaç çalıştay yapıldı, sayısını şaşırdım. Altı mı? Yedi mi?

Eminim çoğunlukla aynı şeyler konuşulmuştur. Bütün raporları önüne koyup inceleyen biri, mükerrer konuşmaları çıkarsa, beş-on sayfalık bir metin kalır geriye...
Davutoğlu’nun yılan hikâyesine dönen bu konuyu canlandırması elbette iyi ve gerekli. Ama inşallah o da harekete geçmek için bir düzine daha çalıştay toplamayı düşünmüyordur.
AK Parti iktidarı Alevi açılımının bir türlü yapılamamasının sebebi olarak, Alevilerin kendi aralarında çok bölünmüş olmasını ve bir türlü anlaşamamasını gösteriyor ki, aslında bu gerekçe bile açılım yöntemi olarak son derece yanlış bir yol izlendiğini ortaya koyuyor.
* * *
Alevilerin Aleviliği tarif ediş ve yaşayışında son derece önemli farklılıklar olduğunu, birbirinden çok farklı Alevilik tarifleri olduğunu; buna bağlı olarak cemevlerinin de farklı biçimlerde tanımlandığını biliyoruz. Bir başka deyişle tek tip bir Alevilik yok karşımızda.
Mesele bununla da bilmiyor. Bir de Sünnilerin Aleviliğe nasıl baktığı meselesi var. Aleviler ne oldukları ve ne olmadıkları konusunda kendi aralarında anlaşsalar bile, bir de bu tanımlamanın Sünni Müslümanların inançlarına ters düşmemesi bekleniyor.
Yani öyle bir Alevilik tarifi yapacaksınız ki, hem bütün Alevilerin üzerinde birleşebileceği bir tarif olacak; hem de Sünniler açısından kabul edilebilir olacak. Açılım da bu ortak tanım üzerinden yürüyecek.
Eğer beklediğimiz buysa, Alevi açılımı denen şeyin ilelebet yapılamayacağını bilelim. Bu konuda şimdiye kadar bir türlü “açılamamızın” sebebinin de bu yaklaşım olduğunu kabul edelim.
* * *
Ta baştan beri yapılması gereken şey, devletin hiçbir tanım yapmadan, herkesin ya da her grubun kendi tanımını kendisinin yapmasına imkân veren ve aynı zamanda kendi inanç ve ibadet anlayışına uygun yaşamasını garanti altına alan bir düzenleme yapmasıydı. İhtiyaç bugün de budur; yani din alanının özgürleşmesi ve sivilleşmesidir. Tersi, devletin dini alanın tanzim edicisi olmaya devam etmesini savunmaktır.
Böyle bir bakış açısıyla hareket edildiğinde devlet cemevinin tarifini yapmak zorunda değildir. Aleviliğin din mi yoksa mezhep mi olduğu konusu da ilgilendirmez devleti. İsteyen cemevini ibadethane sayar, isteyen kültür evi der... İsteyen devletten yardım talep eder; isteyen devletle bütün mali bağlarını koparır, kendi yağıyla kavrulur. Devlet sadece, isteyenin istediği gibi inanmasının ve ibadet etmesinin önünde yasal engel varsa, o engelleri temizler.
Örneğin bugün birçok kişi, tekke ve zaviyeleri yasaklayan devrim yasasının cemevleri sorununun çözülmesinde kilit mesele olduğunu düşünüyorsa, dini özgürlüklerin yaşanmasında bu ve buna benzer yasal engeller varsa, iktidar bu yasaları kaldırır.
Gerisini topluma bırakır...
* * *
Bu arada tek bir Alevilik anlayışı üzerinde anlaşıp onu “resmileştirme” ve bütün Alevilere dayatma eğiliminin sadece devlette değil, Alevi gruplarda da olduğunun altını çizmek gerekiyor. Birçok Alevi grup, kendi din anlayışları resmi anlayış olarak kabul edildiği sürece, devletin din alanında düzenleyici, tarif edici olmasında hiçbir sakınca görmüyor; tersine destekliyor.
90 yıllık geleneği tersine çevirmek kolay değil elbette. Ama bu açılımın en önemli yanı da bu bence. Söz konusu din olduğu zaman bile, meşruiyeti devlet katında arama ve oradan alma hastalığının artık bir son bulması lazım.

<p>Futbol, sahaları aşıp evlerimizdeki televizyonlara, günlük  aktivitelere ve tabi ki son olarak oy

Neden PES Atarız?

Kütahyalı marangoz ahşaptan susuz ceviz soyma makinesi icat etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (22 Ekim 2021)

Eren-13 operasyonları kapsamında 4 terörist etkisiz hale getirildi