• $8,4026
  • €9,9739
  • 489.061
  • 1408.81
30 Ekim 2014 Perşembe

Her seferinde aynı şeyi yazacağım

Soma’da yazmıştım, bugün de yazacağım…

Bundan böyle her maden kazasında bıkmadan usanmadan aynı şeyi yazacağım:
Hiçbir insan kömür madenlerinde çalışmamalı. Maden işçiliği insanlık dışı bir iş olarak kabul edilmeli ve tıpkı köleliğin ya da angaryanın yasaklandığı gibi yasaklanmalı. Teknoloji, kömür madenlerinde robotların çalıştığı noktaya ulaşana kadar da o lanet olası kömürler orada, dağların altında beklemeli. Belki de sonsuza kadar orada kalmalı; uygarlığımızı fosil yakıtla döndürme irrasyonelliği artık son bulmalı!
* * *
Hükümet Soma faciasından sonra madencilik sektöründe bir daha böyle kazalar yaşanmaması için her şeyin sil baştan yapılacağını; bütün yasa ve mevzuatın değişeceğini; teknolojik yenilenmenin gerçekleştirileceğini ve denetim meselesinin yeniden ele alınacağını söylemişti.
Ama bakıyoruz, 2014 Mayıs’ından bu yana aşağı yukarı her ay 5-10 işçi maden kazalarında öldü ve bu satırların yazıldığı sırada yerin 350 metre altında akıbeti meçhul 18 insanımız var.
Yani, olmadı, olamadı...
Kimileri bu “olmazlığı” mevcut iktidarın “işçi düşmanı-sermaye dostu” politikalarıyla izah edip kendilerini tatmin edebilirler.
Ama insan hayatına gerçekten değer verenler başlarını ellerinin arasına alıp düşünmek zorunda:
İşleyen bir sistem, aynı zamanda ekonomik olarak sürdürülebilirliği olan sistemdir. İşlemesi insanların yüksek ahlakına, sorumluluk duygusuna ya da Allah korkusuna bağlı olmayan bir sistem…
Siz, işçi güvenliğini maksimum düzeye çıkartmak için mükemmel kurallar getirdiğinizde, o küçük işletmenin önünde iki seçenek kalır: Bütün bu tedbirleri aldığında işlettiği maden rantabl olmaktan çıkacağı için, ya madeni kapatıp gidecek ya da ne yapıp edip kuralları ihlal etmenin daha akıllıca, daha ustaca yollarını bulacaktır. Ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir denetçiler ordusunun baş edemeyeceği kadar yaygın bir “ihlal ihtiyacı” çıkacaktır ortaya…
Aslına bakarsanız, kaza riskini sıfıra yaklaştırmak, işçi eğitimine bir-iki yıl gibi uzun bir süre ayırmak ve madenleri sadece kaza riski açısından değil, çalışma koşulları açısından da 21. yüzyılın endüstriyel ilişkilerine denk düşecek şekilde iyileştirmek, bütün bunlar sadece bizim gibi kişi başı milli geliri 10 binlerde dolaşan ülkeler için değil, Avrupa’nın ileri sanayi ülkeleri bakımından da son derece külfetli bir iş.
Nitekim, şu anda Avrupa’nın birçok ülkesinde, yeraltı madenciliği ekonomik olarak sürdürülebilir olmadığı için terk edilmiş durumda.
7 nükleer santralın bulunduğu Belçika’da tüm kömür ocaklarının kapısına 1981 yılında kilit vurulmuş. 19 nükleer santralın bulunduğu Fransa’da ocaklar 1983 yılında kapatılmış. Şimdi bu ocaklar müzeye dönüşmüş durumda. Ziyarete açılan müzeler her yıl yüzlerce turist tarafından geziliyor. Almanya ise 2018’e kadar madenlerin kademeli olarak kapatma karanı almış durumda. Alman Hükümeti madenler için yılda 2,5 milyar avro harcayarak sübvanse etmeye devam etmek yerine mevcut sübvansiyonları madenlerin kapatılmasının ardından maden işçilerinin tazminatlarına ve çevre temizliğine harcamayı planlıyor.
Bu bilgilerden de anlaşılıyor ki, yüksek teknolojiye geçmek de kömür ocaklarını ekonomik olarak sürdürülebilir bir işletme haline dönüştürememiş.
Şimdi, biz de bir karar vermek zorundayız:
“Her türlü tedbiri alacağız. Bir işçinin bile ölmeyeceği şartları sağlayacağız” demekle olmaz.
Yeraltı madenlerimizde teknolojik bir atılım yaptığımız, can güvenliğini tam olarak sağlayacak bütün tedbirleri aldığımız ve çalışma koşullarını radikal bir biçimde iyileştirdiğimiz durumda, karşımıza çıkan maliyetler bu ocakları ekonomik olarak sürdürülemez duruma getiriyorsa ne yapacağız?
Biz de bu ocakları devlet sübvansiyonuyla mı ayakta tutmaya çalışacağız? Ve bu karar vergilerimizi kullanmak için akıllı bir yol mu olacak?
Belçika’nın bir süre yaptığı gibi, Pakistan’dan, Bangladeş’ten Suriye’den ölümü göze almış yoksulları getirip madenlere mi dolduracağız?
Yoksa ocaklarda kademeli bir tasfiye ve nükleer enerjiye geçiş planı üzerinde mi çalışacağız?
Bu temel kararları vermeden yapılacak palyatif düzeltmelerin kaynak ve zaman kaybından başka bir işe yarayacağını sanmıyorum.

<p>Sosyal medyadan #HelpTurkey etiketiyle yayılan ve bir kesimin devletin mücadelesini hiçe sayarak

'Help Turkey' provokasyonu

Orman yangınlarında yaralanan hayvanlar tedavi ediliyor

Uluabat Gölü, yeşile büründü

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Suver, Van'da incelemelerini sürdürüyor