• $8,1741
  • €9,7505
  • 456.907
  • 1393.24
16 Şubat 2014 Pazar

Değişimi doğru yönetelim ki mağdur değil, galip çıkalım

"Değişim yönetiminde en büyük hata değişimi görmemek" diyen Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu Başkanı Atalay Gümrah ekliyor: İkinci büyük hata da değişimi görüp bana bir şey olmaz demek.

Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu Başkanı Atalay Gümrah Harvard’daki eğitiminden, Türkiye’ye döner dönmez bir araya geldik. Kişisel gelişim eğitimine 40 ayrı ülkeden 130 profesyonel katılmış. Yönetim kademesinde belli bir noktaya gelmiş, kendisini geliştirmek isteyen, kariyerinde bir dönüm noktasında olan profesyonellerin eğitiminin özetini hem sizlere aktarabileyim, hem de dünyadaki önemli 130 profesyonelin gündemi ne, Türkiye o gündemin neresinde yer alıyor öğrenelim istedim.

Sizin ilk eğitim programınız mıydı?
Bu kadar uzun süre ilk defa gittim. Daha önce stratejik IQ diye bir programa gitmiştim. Bu program iki kere 15’er günlük. Zaman yaratıp, ikinci programa gideceğim.

FBI NE DURUMDAYDI, NE OLDU?

Harvard’daki eğitim programlarında incelenen vakalarda zaman zaman Türkiye örnekleri de vardır. Sizin programda Türkiye 'den bir vaka da incelediniz mi?
Pek Türkiye yoktu. Vakalardan öte ana temel konu vardı. Değişim yönetimi. Dünyada her şey çok ve çabuk değişiyor. Dolayısıyla yöneticiler olarak değişimi yönetebilmeniz başarınızı ve başarısızlığınızı belirleyecek. Sizin konunuz, değişime örnek olarak US Today’in basılı gazetecilikten internet gazeteciliğine geçiş sancısının nasıl olduğunu bir vakada ele aldık. 10-15 yıllık dönem inceleniyordu. Bir örnek daha vereyim: FBI’ın yapısı. 11 Eylül’den önce ağırlıklı suçluyu bulmaya yönelikken, 11 Eylül’den sonra dinamikleri değişti ve suçu öngörme, istihbaratı geliştirme yapısına büründü. Hızlı değişimde yönetici bugün ne yapmalı, kendisini nasıl hazırlamalı ki bu değişimin mağduru değil, galibi olsun. Şirketini bu değişimden başarılı çıkarsın.

ESKİ PAZARLARDA İŞİN ÇOK ZOR

Değişimin galibi olmak için neler yapmak gerekiyormuş. Siz kendinize nasıl dersler çıkardınız?
En büyük hata değişimi görmemek. İkinci büyük hata değişimi görüp bana bir şey olmaz demek, yani inkar etmek. Üçüncüsü de etkilerini olabileceğinden daha az görmek, hafife almak. Bu özellikle büyük firmalarda oluyor, özgüvenleri öyle bir noktaya geliyor ki, internet örneğinde olduğu gibi kim gazeteyi internetten okuyacak deyip, gelişimi göz ardı ettiğinizde önemli bir reklam payını, önemli bir okuru kaybediyorsunuz. Ya da iki ülke arasındaki bir ticaret anlaşması yapıldığında es geçemezsiniz. Beni nasıl etkileyecek demek zorundasınız. Değişimi iyi izlemek lazım.

HİNDİSTAN İÇİN GELECEĞİN PAZARI BOŞUNA DENMİYOR

Eğitim programına katılanlar arasında size farklı gelen birileri var mıydı?
Ağırlıklı Amerikalıydı ama beni çok şaşırtan Hintli profesyonellerin yoğunluğuydu. Sadece Hindistan’dan gelen 11 kişiydi ama İngiliz, Amerikan, Kanada vatandaşı olan Hintliler epey fazlaydı. Hem sayıları, hem konulara ilgileri anlamında beni çok şaşırttılar. Ağırlıklı olarak bilgi teknolojileri alanında çalışanlardı.

"Bugünün dünyasında daha dinamik olan aynı anda birden fazla işi yapabilen insana ihtiyaç var. Türkler aslında çok şanslı. Çok boyutlu düşünebiliyor, stres altında performansı yükselebiliyor."

İNTERNETİN NE ALAKASI VAR DİYEMEZSİNİZ

Düne kadar iyi bir yönetici olmanın koşulu dünyayı iyi takip etmek gösterilirdi. Artık iyi takip etmek de yetmiyor. Takip ederken, geride de kalınabilir. Yeni iş yapma biçimini böyle özetleyebilir miyiz?
Çok açılı, değişimlerin yönünü takip eden bir yönetici modeli ihtiyacı ortaya çıkıyor. Okuduğum bir makaleden çok etkilenmiştim. Dünyadaki en düşük ücret ile en yüksek ücret arasındaki fark zaman içinde çok artmış, zaten gelir dağılımının bozulmasında da bunu görüyoruz. O makalede şu sonuca varılıyordu: Eğer fonksiyonel bir iş yapıyorsan, senin yaptığın iş, işten bağımsız yok olabiliyor. Yani sen Amerika’da çok iyi otomobil işçisi olabilirsin ama Çin’deki, Hindistan’daki başka bir adam bunu senden iyi yapıyorsa, çalıştğın şirket o tehditleri iyi yönetememişse sen işsiz kalıyorsun. En alttaki yapının, gelişmiş ülkelerdeki gidişatı sağlıklı olmuyor, o yüzden de batı toplumların işgücü yaratamıyor. Yönetim yapısındaki kişilerin artık yalnızca kendi bulundukları coğrafyadaki parametrelerle işi yönetmek değil.

ARTIK ÇOK BOYUTLU YAPI VAR

‘İşimle ilgili neler oluyor, müşteri beklentileri nasıl değişiyor, başka sektörlerde, benim sektörümü etkileyecek neler oluyor, sektörümdeki farklı coğrafyadaki insanların maliyetleri nasıl değişiyor’u iyi yönetmek zorunda. Dünyada çok boyutlu bir yapı var. Teknoloji gelişiyor, müşteri beklentileri farklılaşıyor. Bugün Amazon’dan alışveriş yapan bir kişi, banyoda aldığı malzemede de, araba alırken de benzer servisleri görmek istiyor. Siz ne alakası var internetin, benim sektörümle diyemezsiniz.

KOBİLERDE BEDAVA EĞİTİM

Eczacıbaşı gibi büyük şirketlerin yöneticilerinin, Harvard’da eğitime gitme imkanı var da, küçük ve orta ölçekli firmaların yöneticileri pek de kolay gidemez. Belki şimdi burada bir vatan hizmeti verirsiniz, KOBİ yöneticilerine dünya profesyonellerinin öğrendiklerini hap haline getirip, anlatırsınız. İyi bir yönetici olmanın, şirketlerini ayakta tutmanın ve büyütmenin yolları ne?
Temel yönetim doğruları var, Harvard’da da verilen o. Öncelikli şirketin yönünün net olması, stratejik tercihlerin yapılmış olması, başarı kriterlerinden biri. Ben şu alanda iyiyim, bu benim uzmanlık alanım, ben burada yürüyeceğim, kaynaklarımı, önceliklerimi bu alana vereceğim demeli. Biraz başarılı olduktan sonra, Türk insanının çok yönlü düşünmesinin dezavantajı devreye giriyor, şu sektörde iyi para kazanılıyor, firmalar çabuk büyüyor, ben de gireyim deniliyor. Uzmanlık alanı olmayan, rekabet avantajı olmayan sektörlere yatırım yapılıyor.

ORTADOĞULU EMEKLİLİĞİ İÇİN EV YERİ SORUYOR

Dersler dışında sohbetleriniz mutlaka olmuştur, Türkiye soruldu mu? Türkiye gündemlerinde var mı?
5-6 yıldır Türkiye merakının arttığını düşünüyorum. Daha çok insanın Türkiye ile işi oluyor, alışveriş veya şirketlerinin operasyon başlatması anlamında da. En basiti THY’yi kullanmaları nedeniyle Türkiye gündeme geliyor, sohbetlerde.

Sohbetlerinizde neler soruldu, Türkiye ile ilgili?
En çok Avrupa Birliği ilişkisi, girecek misiniz, girmeyecek misiniz diye soruluyor. İkincisi de Türkiye’deki ekonomik gelişimin yapısal mı, geçici mi olduğu soruluyor. Türkiye’deki tüketim alışkanlıkları soruluyor. Türk insanı neye para harcar diye soruluyor. Ortadoğu’dan da katılanlar özellikle Kuveytli, Suudi, Ürdünlüler hepsi aileleriyle tatil yapmış, emekliliklerinde mülk edinmeyi düşünüyorlarmış. Nerelerde ev alınır diye soruyorlar.

ÇOK BOYUTLU DÜŞÜNÜYORUZ

Çok açılı, değişimlerin yönünü takip eden bir yönetici modeli ihtiyacı var diyorduk. Aslında Türkler çok şanslı. Avrupa her daim tek bir konuda uzmanlığı teşvik etmiş. Bugünün dünyasında ise daha dinamik olan aynı anda birden fazla işi yapabilen insana ihtiyaç artıyor. O insan profili, uzmanlıkları bulmayı becerebiliyor.

UÇUP GİDEBİLİYOR

Yurtdışındaki şirketlerde de birçok Türk arkadaşımızın temel pozisyonlarda görev almasının nedeni de bu değişim yönetimi. Türk insanı çok boyutlu düşünebiliyor. Stres altında performansı yükselebiliyor. Kısa dönemde sonuç alma becerisi olan, kulvar değiştirmeyi becerebilen özelliğe sahip. Karışık ortamda uçup gidebiliyor.

PATRON BÜLENT ECZACIBAŞI DA EĞİTİMİ SORMUŞ

Bu tip eğitimlere gidip geldikten sonra patron Bülent Eczacıbaşı ne öğrendin, bana da anlat diyor mu?
Ne yaptınız, neler konuşuluyor, nelere fokus oldunuz diye soruyor. Bülent beye de, Erdal beye de (Eczacıbaşı CEO’su Erdal Karamercan) birkaç vakayı anlattım.
Mesela Black&Decker vakası: Hane halkına, endüstriye satışta bir sorun yok ama ustalara satışlarında düşüş var. Niye, ne oluyor diye baktıklarında ortaya çıkıyor ki Japon Makita'yı alıyorlarmış. Ürünlerimizde performans sorunu mu var diye bakıyorlar, ürün de iyi. Anlıyorlar ki, siz evinize Black&Decker alıyorsunuz, usta da elinde Black&Decker ile gelince bendekinin aynısı deyip, ustaya değer vermemeye başlıyorsunuz. Usta da Makita marka kullanıyor. Onun üzerine ustaların kullanacağı De Walt markasını pazarlıyorlar. De Walt’ı sarı renkte çıkarıyorlar, ki sarı şantiye rengidir. Hocalar bunu anlatıp, soruyorlar sen ne yapardın?

ÜSTLENDİĞİNİZ İŞİN SAHİBİ OLMALISINIZ

Mikro kredi uygulamasının yaratıcısı Muhammed Yunus’u birkaç yıl önce Amerika’da dinledim. Don’t raise your child to be a job seeker, raise to be job owner. (Çocuğunuzu iş arayan olması için yetiştirmeyin, iş sahibi olması için yetiştirin.) Bu söz önce çocuklarınızı müteşebbis yapın mesajı olarak insana geliyor. İş sahibi olmak ille de o mülkün, şirketin sahibi olmayı gerektirmiyor, üstlendiğiniz işi sahiplenirseniz başarılı olursunuz.

PARA BULMAK KOLAY, ÖNEMLİ OLAN İNSAN

Neyi yaparsam başarılı olurum? Neyi iyi yapmazsam müşterim başkasını tercih eder’i ortaya koymak lazım. Strateji belirlediniz ve geldik insan boyutuna. Bugün televizyonlarda bile fikrinize para veren bir ortam var. Melek yatırımcılardan, yatırım fonlarından para bulmak geçmişe göre daha kolay. Paranızı, sermayenizi iyi yönetecek insanlarla organizasyonunuz farklılaşıyor. Doğru insanları işe getirmek gerekiyor.

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü