• $ 5,9448
  • € 6,5556
  • 299.553
  • 122142
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Erdoğan’ın liderliği

Siyasetin doğasında rakipleri eleştirmek var. Takdir etseniz bile yarım ağızla yapar, aslında rakibinizin olumlu adımının sizin sayenizde olduğunu söylersiniz. Çözüm sürecinin AKP için bir ‘zorunluluk’ olduğunu ve bunu Kürt hareketinin sağladığını öne süren dil bunun bariz örneklerinden biri. Oysa değişim her zaman birden fazla aktörün birbirini tamamlayan irade ve kararlarını gerektirir. Kürt meselesinin barışçı bir çözüme ulaşması da AKP ile BDP/PKK’nın ortak başarısı olacak. Bu durum liderliği bir miktar ikircikli bir konum haline getiriyor. Çünkü rakibinizi eleştirmekle, onu zımnen yürünen ortak yolda ve yönde tutmak arasında bir denge tutturmanız lazım.

Ancak liderliğin gerektirdiği nitelik bunun çok ötesinde. Liderin kendi takipçilerine ve toplumun geneline bir gelecek sunması, gerçekçi bulunan ama aynı zamanda hayallere kapı açan bir ufuk çizgisi üretmesi gerekiyor. Otoriter zihniyetin hakim olduğu dönemlerde bunun güç gösterileri ile yapılabildiğini hatırlıyoruz. Devletin önayak olduğu temeli zayıf özgüven müsamereleri halen hafızamızda… Sloganların ve klişelerin dünyasını bugün yeniden üretmek kişiyi ancak gülünç kılar. Nitekim artık hiçbir lider duvarlara yazılması beklenen ama gerçekte basmakalıp cümleler sunmaya çalışmıyor. Bugünün liderliği halkların gündelik hayatını ve gelecek beklentisini inandırıcı bir model içinde iyiye doğru dönüştürmeyi hedeflemek zorunda.

Söz konusu iki ölçütü ele aldığımızda bugün Tayyip Erdoğan’ın bariz bir üstünlüğü var. İlk ölçütte hiçbir lider diğerine baskın değil. Ama ikinci ölçüte geldiğimizde Erdoğan rakipsiz kalıyor. Mesele ‘Vizyon Belgesi’ üretmek değil… Böyle bir belge olmasa da ortada bir ‘misyon’ var. Cumhuriyet bu haliyle kalmayacak, çeperi merkeze taşıyan ve oradaki talepleri iktidar kılacak bir dönüşümle ‘yeni’ bir cumhuriyet olacak. AKP bunu ‘yeni Türkiye’ ile sembolleştiriyor, çünkü cumhuriyetin dönüşümü aynı zamanda özgürlük alanının genişlemesi, refahın artması, gündelik hayatın kalite sıçraması yapması demek. Erdoğan’ın ‘misyonu’ söz konusu gelecek tasavvurunun aynı zamanda geçmişle olan yabancılaşmayı ve coğrafi/kültürel hinterlandımızla olan mesafeyi de ortadan kaldıracağını vadediyor. Kritik nokta bütün bu farklı yönlenme ve hedeflerin birbiriyle hem mantıksal, hem tarihsel, hem de ideolojik olarak tutarlı olmasıdır. Toplumun geniş kesimi bu bütünlüğü algılıyor ve o noktaya varmayı istiyor… Erdoğan’ın bazı söylemlerini ve çıkışlarını hatalı bulmasına rağmen...
Yukardaki iki ölçüt herhangi birini gerçek anlamda lider yapmaya yeterli. Ama bir de çok az kişide olan bir haslet var: Öğrenme, özeleştiri yapabilme ve kendini değiştirme. Bunu becerebilenler sadece siyasi lider olmuyorlar. Toplumun zihnine kazınan referanslara dönüşüyorlar. Sert ve yaralayıcı üslubu fazlasıyla kullanması nedeniyle kendisinden pek beklenmese de, Erdoğan bu haslete sahip nadir siyasetçilerden biri oldu. Yıllar önce bir konuşmasında “ Arkadaşlar, hatırlayın… Biz de ırkçılık yapmadık mı?” diyebilmişti. Ama bunu söyleyebilmeyi sağlayan kişilik arka planını fark etmek çok kişinin işine gelmemişti. O nedenle belki geçen hafta yaptığı sıra dışı konuşma da bilerek göz ardı edilebilir.
'Dünya İslam Bilginleri’ni bir araya getiren toplantıda konuşan Erdoğan katılımcılara şöyle seslendi: “…Bu toplantıyı ben bir özeleştiri toplantısı olarak görmek istiyorum. İslam bilginleri burada kendi özeleştirinizi, kendi özeleştirimizi yapmamız lazım. Bizim nerede yanlışımız var?... Öldürenin İsrail karşıtı olduğunu söylemek, bizi haklı kılmaz. Öldürülenlerin İsrail'e bakış açısı, acaba o öldürenden farklı mı?.. Yeryüzündeki tüm Müslümanların, tüm Müslüman alim ve kanaat önderlerinin bir anlığına durup samimi bir kalple, 'bize ne oldu, bize ne oluyor' diye sormalarının vakti gelmiştir ve geçmektedir… Dünyayı suçlamak, Batı'yı suçlamak işin en kolay tarafı... Dünya susarken, Batı susarken maalesef İslam dünyası da susuyor, İslam dünyası da seyrediyor… Ondan sonra diyoruz ki Batı niye susuyor? Sen Batı'yı bırak, sen önce kendi içinde, evin içinde, ailenin mensupları (olarak) bu işi sahiplenmezsen diğeri bunu sahiplenir mi?”

Konuşma güçlü bir İslami tona sahipti. Ancak bu çıkışı değerli kılan da bu değil mi? Kendi kimliğine sahip çıkarak ama ona mesafe alarak bakabilmek… Beğenin beğenmeyin karşımızda kişiliğini ortaya koyarak kendisini değişimin parçası kılan ve daha iyi bir gelecek sunan bir lider var. Ve bu halk da liderlik vasfı olanı bulduğunda bırakmayacak kadar gerçekçi...

<p>Elazığ´da enkaz altından kurtuluşuna vesile olan Suriyeli´ye teşekkürünü dile getirerek sosyal me

Suriyeli Mahmud Enkazdan Kurtardığı Depremzede İle Buluştu

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Fenerbahçe taraftarı Elazığ ve Malatya'daki depremzedeler için sahaya atkı ve bere attı

Elazığ'da süren enkaz çalışmaları havadan görüntülendi