• $13,84
  • €15,6385
  • 790.996
  • 1927.39
12 Mayıs 2020 Salı

İmamoğlu'na demokrasi dersi

Yazmayayım, hiç muhatap almayıp yok sayayım” diyorum, ama her seferinde mecbur kalıyorum. Çünkü sessiz kalamam bu yapılanlara. Bir kenara çekilerek susup oturamam. Kendime olan saygımı yitiririm.

Benim görevim bu! Görmeyeceksem, olan bitenlere kulaklarımı kapatacaksam, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan rolü oynayacaksam, benim burada işim ne!

Şu hale bakın:

İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı, tedbir almalarını ve işlerini yapmalarını isteyen iki vatandaşı, Hukuk Müşavirliği aracılığı ile yargıya şikâyet ediyor. Haklarında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyor.

Suç ne?

Koronavirüs sürecinde yolculuk yaptıkları belediye otobüsündeki yoğunluğun fotoğraflarını çekerek sosyal medyada paylaşmak. Tedbir alınmasını istemek!

Olabilir mi böyle bir suç?

Olamaz tabii ki.

Zaten Belediye de suç duyurusunda bulunurken farklı bir gerekçe ortaya koyuyor. Paylaşımların doğru olmadığını, gerçeklerin çarpıtıldığını ve kendilerine iftira atıldığını iddia ediyor.

Savcılık da gerekeni yapıyor. İBB Hukuk Müşavirliğinden gönderilen kamera kayıtlarını, yolcu listelerini inceliyor. İlaveten 90 yolcunun da ifadesini alıyor.

Sonuç:

İBB’nin suç duyurusunda yer alan iddiaların hiçbiri doğru değil. Yaşananlar gerçek. Paylaşımı yapanlar, şikâyet etmekte haklı.

Ve takipsizlik kararı veriliyor…

Savcılık kararında da aynen şu ifadeler yer alıyor:

“Şayet toplu taşım araçlarında bir yoğunluk yaşanmış ise, vatandaşların söz konusu yoğunluğu sosyal medya veya diğer yayın organlarında paylaşım konusu yapmalarının demokratik toplumdan beklenen bir davranış olduğu, yöneticilerin de gerekli tedbirleri alma yükümlülüklerinin bulunduğu…”

Ne şimdi bu?

Yargıdan İmamoğlu ve ekibine verilen bir demokrasi dersi!

***

Bu kadarla kalmıyor tabii ki…

Vatandaşların haklı olduğu yargı kararı ile ortaya çıktığına göre, İstanbul’un toplu taşımında problem var. Şehrin büyük bir salgınla karşı karşıya kaldığı ve vaka sayısında Türkiye’de başı çektiği düşünüldüğünde sıkıntı daha da büyüyor!

Ama şehri yönetmekle görevli kişiler, bu sıkıntıya odaklanmak, çözüm bulmak yerine, gerçekleri haykıranların üzerine gidiyor. Yargıyı kullanarak, onları baskı altına almaya ve susturmaya çalışıyor.

Kabul edilebilir, sineye çekilir bir tablo mu bu? Hiçbir şey olmamış gibi susup oturulabilir mi?

İnsanlar hastanelere düşüp acı çekiyor. İçlerinden bazıları hayatlarını kaybediyor. Ocaklar sönüyor. Milletçe büyük acı ve sıkıntılarla boğuşuyoruz…

İmamoğlu Belediyesi ise, sergilenen yanlışlara tepki gösteren ve çözüm isteyenleri yargıya şikâyet ediyor! “Yalan söylüyorlar” dediği insanların, aslında gerçekleri dile getirdikleri ortaya çıkıyor.

Bu nasıl bir zihniyettir, bu nasıl bir kafadır?

Susulabilir ve sessiz kalınabilir mi böyle bir anlayış karşısında? Kabul edilebilir mi, geniş halk kitlelerinin içine düşürüldüğü bu büyük çaresizlik?

Yazacağız elbette. Yazmak ve konuşmak zorundayız. Deve kuşu misali kafamızı kuma gömemeyiz. Çünkü, tepkisiz kalmak, hiçbir şey olmamış gibi davranmak, yapılanları onaylamak anlamına gelir.

Halk düşmanı mıyız biz?  

<p class='MsoNormal'>Peki, bu karar neden önemliydi? Akşam Gazetesi Yazarı  Oğuzhan Bilgin tüm merak

Artık her yerde 'Türkiye'

İsrail hapishanesinden kaçan Filistinli tutuklular mahkemede darbedildi

Bir çiftçi tarafından bulundu! İçinden servet çıktı

Kedilerin en çılgın halleri