• $32,6954
  • €34,9137
  • 2436.87
  • 10552.3
15 Ağustos 2022 Pazartesi

Irak'tan sonra Suriye'deki olaylar tesadüf mü?

Her şey 19 Temmuz'daki Tahran zirvesinden sonra başladı desek sanırım yanlış olmaz. Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki terör yuvalarına 5. Operasyonu yapmada kararlı olduğu anlaşıldıktan sonra Irak'ın kuzeyindeki Dohuk kentinde sivillere yönelik bir saldırıyla hazırlığı önceden yapılmış Türkiye aleyhtarı propaganda ve gösteriler organize edildi. Ancak Türkiye'nin zamanında ve çok yönlü müdahaleleriyle olayların arkasındaki karanlık güçler sonuç alamadılar. Ama enteresan olan Irak'ta Türkiye aleyhine birtakım tertipler içerisine girenler Haşdi Şabi ve PKK gibi İran ve ABD'nin terminal uçlarıydı. Bunlar bir taraftan birbirleriyle mücadele ederken konu Türkiye olunca iş birliği yapmakta tereddüt etmediler. Tabi ki bunlar not edildi, unutulmuş değil. Ancak aynı güçler şimdilerde yanlarına başka aktörleri de alarak sözde bir kısım Rejim muhalifleri üzerinden Türkiye'ye karşı Irak'ta yapılanlarını Suriye'de tekrarlamak istiyorlar.

Kim bunlar diye baktığımızda yine aynı ekip karşımıza çıkıyor. İran'ın desteklediği silahlı Şii guruplar, Rusya'nın desteklediği Rejim elemanları ile Rusya, ABD ve İran'ın ortaklaşabildiği PKK/PYD teröristleri ve bunların Rejim muhalifleri içerisindeki etki ajanları. Şimdi soruyorum böyle bir ortamda kim Suriye'de ve Irak'ta düzen sağlansın ister ki. Eğer Irak ve Suriye alanlarında düzen sağlanırsa ve bu bölgelerde egemen devlet otoriteleri kurulursa bölgesel ve küresel aktörler istedikleri gibi at koşturabilirler mi? Irak ve Suriye'de yanan ateş yıllardır bize de zarar verdiği için Türkiye ülkelerin toprak bütünlüğü içerisinde istikrarın sağlanmasını isteyen tek ülke oldu. O yüzden Türkiye'ye karşı yapılmak istenen provakasyonların aslında küresel güç mücadelesinin sonucu olduğu ve Türkiye'nin verdiği mücadelenin de sadece terörle mücadele değil aynı zamanda emperyalizmle mücadele oluğu gerçeğini görmek lazım. Bölgede olan olayları, yazılmış senaryoları teolojiye, coğrafyaya, demografik mücadeleye indirgemek büyük hata olur. Muktedir siyasal istikrarın olmadığı yerlerde yavaş yavaş devlet egemenliği ortadan kalkar, devamında terörle, iç çatışmalarla veya doğrudan savaş yöntemleriyle devlet otoritesinin yok edildiği alanlarda geri dönülmez şekilde çok yönlü ve çok boyutlu kaoslar ortaya çıkar. Artık etnik, mezhebik, coğrafik ve demografik dinamiklerin bilinçlere hâkim olduğu çok sayıda küçük guruplar önceki devlet varlığının yerini alır. İşte Irak ve Suriye'nin şimdiki hali bu değil mi? Hal böyleyken kalkıp da bu guruplar üzerinden bölgedeki dengeleri siyasal ölçekte okumaya kalkarsanız sadece emperyalizme taşeronluk yapmış olursunuz. Bu konuda analiz yaparken dikkatli olmak lazım, aksi takdirde mikro faktörleri siyasal muhatap olarak karşınızda bulursunuz. Bu mikro faktörler de sadece emperyalist efendilerine hizmet ederler bunu da unutmayalım.

Peki görünürde ne oldu ama aslında olayların arkasındaki gerçek maksat nedir diye soracak olursak söylenenlerin aksine çok farklı durumların ortaya çıktığı görülebilir. 5 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya devlet başkanı Putin arasında yapılan zirvede Suriye'deki sorunun çözümünde Türkiye'nin Rejimle görüşmesi gerektiği imasına sayın Cumhurbaşkanı zaten istihbarat örgütleri görüşüyorlar cevabını net bir şekilde verdi. Yani diplomatik sonuç doğurmayan temaslara Türkiye karşı değil demektir bu. Ardından sayın Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun 2021 yılında Suriye Dışişleri bakanıyla Belgrad'daki Bağlantısızlar toplantısında ayak üstü görüştüğünü açıklaması bu kapsamda diplomatik sonuç doğurmayan bir temastır. Ortada anormal bir durum yok. Yıllardır biz de aynı şeyleri söylüyoruz. Suriye'de egemenliği sınırlı bölgesel bir aktör olan Rejimle sonucunda kalıcı siyasal etki üretmeyecek temaslar olabilir. Daha fazlası bugün için mümkün görünmemektedir. Nedeni çok basit, Türkiye egemen ve güçlü bir ülke Rejim ise Suriye'de sadece belirli bir bölgeye hâkim Rusya'nın vekaletçisi durumundaki bölgesel bir aktördür. Biri devlet biri bölgesel aktör, arada irice bir fark var. Ayrıca Rejimin Türkiye ile görüşmek için ön şartlar ileri sürdüğünü nedense hiç kimse söylemiyor. Bu şartlar; birincisi Türkiye'nin tamamen Suriye'deki operasyon bölgelerinden çıkması, ikincisi de Özgür Suriye Ordusunun silah bırakması. Evet bu ön şartlar bile Rejimin kirli ve karanlık niyetlerini görmemizi sağlıyor. Türkiye teröristleri temizlediği operasyon alanlarında çıksın da 2011'de olduğu gibi PKK/PYD sınırımıza yerleşip kantoncukları üzerinde "Teröristan"ı kursun. Rejim muhalifleri silahlarını bıraksın da Rejimin kasapları yüzbinlerce sivil muhalife yaptıkları gibi silah bırakanları daha rahat kıyma yapsın. Türkiye'ye Rejimle görüş diyenler önce Esed'e gidip aklını başına almasını söylesinler. Türkiye Rejimle resmi olarak görüştüğü an Rejim bunları önümüze koyup hazır bekleyen emperyal dünya güçlerini de yanına alarak Türkiye üzerinde baskı kurmaktan çekinmeyecektir. Türkiye bu oyuna gelmez. Ve şunu da söyleyeyim Rejimle temas kurmakla, Mısır'la İsrail'le ve Suudi Arabistan'la temas kurmak arasında çok fark var. İkisi birbirine karıştırılmamalıdır. Rejim ülkemiz için doğrudan fiziksel bir tehdit üretirken diğerleriyle ilişkimiz sadece siyasal boyutta olabilmektedir.

Peki Türkiye ne yapmak istiyor? Türkiye Suriye Rejimiyle Rejime muhalif unsurlar arasında biraz da garantör tarzıyla uzlaşı sağlayarak bölgede akan kanın durmasını, huzurun ve barışın gelmesini tesis etmeye çalışıyor. Bunu bozmak isteyen rejim görünümlü Türk bayrağını yakmaya kalkanları yakalıyor ve merkeze götürüp gereğini yapıyor. Bu durum diğerlerine de mesaj olsun. Yoksa Türkiye'nin tavrında bir değişiklik yok. Türkiye Rejime muhalif unsurları kendine bağlı işgal güçleri olarak değil Suriye'nin bir parçası olarak görüyor. Ancak bu insani ve Suriye halkını önceleyen yaklaşımı emperyalist güçlerin anlamasını beklemek hayal olur. O yüzden Türkiye Suriye'deki muhalifleri tek çatı altında birleştirip kurumsallaştırmalıdır. Başta Özgür Suriye Ordusu olmak üzere silahlı ve silahsız bütün güçlerin eş güdüm içinde Demokratik Suriye Devletinin oluşumu için faaliyet göstermeleri sağlanmalı ve bunun için özellikle silahlı güçlerin daha çok disipline edilmeleri temin edilmelidir. Bu bağlamda Suriye Milli Ordusu Manevi Rehberlik Heyetinin 12 Ağustos 2022 tarihinde Türk Bayrağına saldıranların cezalandırılacağı açıklaması ve yine Azez Askeri Şurta'sının Bayrağımıza saldırıda bulunanların yakalanmasındaki desteği önemlidir. Hiç kimse bölgede Türkiye'siz denklem kurulamayacağını unutmasın. Ayrıca son söz olarak şunu da söyleyeyim Türkiye'nin elinde bölgeyi etkileyebilecek son derece güçlü başka araçlar da olduğunu bilelim.

Dr.D.Eray GÜÇLÜER

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi

<p>Sarıyer'deki Memduh Paşa Yalısı soygunuyla ilgili son dakika haberleri gelmeye devam ediyor. Peki

Film gibi yalı soygununun yeni görüntüleri ortaya çıktı!

20 milyonu aşkın öğrenci karne alarak yaz tatiline girdi

Dünyanın en büyük helikopter filosuna sahip ülkeleri! Türkiye'nin yükselişi devam ediyor

Samsun'da bir plastik fabrikasında yangın çıktı! İtfaiye ekiplerinin müdahalesi sürüyor