• $7,3777
  • €8,9662
  • 442.338
  • 1554.99
17 Şubat 2012 Cuma

Devletin krizleri

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

İçinde yaşadığımız uygarlık düzleminin yarattığı dalgalanmalar alışageldiğimiz davranış kalıplarımızı, kavramlarımızı, düşünce sistematiğimizi, değer dünyamızı derin bir sorgulama sürecine yöneltti. Sadece bireysel olarak değil, toplumsal olarak da sarsıldığımız bu sürecin en önemli özelliği yaklaşımların eleştirel olması. Eski olan sadece sorgulanmıyor, aynı zamanda suçlanıyordu da. Kendisini yeni uygarlık dünyasına atan her birey için eski uygarlığın izlerine savaş açmak neredeyse bir misyona dönüşmekteydi.
Tüm bu süreçte en ağır eleştiri hamlelerinden birisi de 'devlet' olgusuna yönelik olarak şekillendi. Tarihin her döneminde farklı ideolojik grupların kimi zaman sahiplendiği, kimi zaman yok etmeye yeltendiği 'devlet' olgusu, artık teorik olmaktan çok pratik düzlemde sorgulanıyordu. Devlet krizdeydi. İnsan bunca değiştiğine göre, toplumsal bir sözleşme ile yetkilerini devrettiği devlet aygıtının da değişmesi gerekiyordu. Değişimin çoğu zaman krizle eş tutulduğunu göz önünde bulundurursak, bugünkü krizin de anlamını yakalamak mümkün olabilir. Kısaca değerlendirelim.
1- Hobbes'un mistik Leviathan ile özdeşleştirdiği, Nietzche'nin 'organlaşmış ahlaksızlık' olarak tanımladığı, Marks'ın egemen sınıfların baskı aracı, Hegel'in tarihin özü, Heidegger'in ise tarihsel bir yazgı olarak gördüğü 'devlet', bugünkü zihinsel dünyamızda 'ne işe yarar?' sorusuyla anlam bulmaya çalışıyor. Fazlasıyla sıradanlaşmış, felsefi köklerinden kopartılmış devlet algısı 'buzdolabı soğutmaya, devlet yönetmeye yarar' düzeyine indirgenmiş bir anlayışın yansıması olarak şekilleniyor. Dolayısıyla şimdilerde devlet varoluşsal bir krizle karşı karşıya. Kendisini artık anlamlandıramıyor, en sofistike kavramların bile piyasada alıcı bulma peşine düştüğü bir ortamda, her satıcının elinde farklı bir paketle pazara sunuluyor.
2- Devletin neyi temsil ettiği kadar kimlerin devleti temsil ettiği sorusu da oldukça önemli bir soru. Devlet kendisini erkleri kanalıyla ortaya seriyor. Yasama, yürütme, yargı ve onun alt bürokratik mekanizmaları, bu erkleri temsil ediyor. Yüzlerce yıldır devletin güç merkezinin ana hedefi bu erklerin kontrolü. Kimi zaman bir kabile reisi, kimi zaman bir imparator, kimi zamansa bir devlet başkanı bu merkezin liderliğini temsil ediyor. Yeni uygarlık düzleminin değerleri ise bu liderlerin yeterince güçlü semboller olduğu konusunda soru işaretleri yaratıyor. Devletin içindeki küçük devletçikler ya da birbiriyle uyumlu tutum alması gereken erkler, kendi içlerinde birbiriyle savaşmaya başlıyor. Devlet kendi içinde kendisini yiyen bir canavara dönüşüyor. Bu da siyasi düzeni daimi bir yönetim kriziyle yaşamaya mecbur kılıyor.
3- Devleti kurumlaştıran güç aygıtları, yani coğrafya, güvenlik, ekonomi gibi enstrümanlar, içinde yaşadığımız yeni düzende bambaşka içeriklere kavuşuyor. İnsanlar fiziki anlamda belirli bir coğrafyada yaşamak durumunda olsalar da, zihin dünyaları coğrafyasızlık özgürlüğünü sonuna kadar kullanıyor. Dünyalar bilgisayar ekranından, internet ağlarından odamıza kadar akıyor. Ne bilgiler ne de hayaller devletler tarafından üretilemediği gibi, kontrol de edilemiyor. Yerçekimi bedenlerin dışında başka hiçbir şeye etki edemiyor. Kaldı ki insanlar sadece zihinsel olarak değil, fiziki anlamda da eskisine göre çok daha hareketli ve sınır tanımadan dolaşma imkanına kavuşmuş durumda. Modern dünyanın seyyahları artık milyarlı rakamlarla tanımlanıyor. Bu da devletin, üzerine yerleşik olduğu coğrafya ile ilişkisini krize sevk ediyor.
4- Güvenlik ve ekonomi kavramları ulusallıktan uzaklaşıyor, uluslararası örgütler bünyesinde yeniden tanımlanıyor. Birleşik ordular, ortak merkez bankaları, standart para birimleri, emek ve sermayenin önünde giderek anlamsızlaşan sınırlar, küresel şirketlerin artan gücü, bütünleşik piyasalar devletin merkezi kontrolünü imkansız hale getiriyor. Üretim ve tüketimin ortak bir yaşam havuzunda şekillendiği yeni küresel dünya, bir yandan da enerji bağları ve bağımlılığıyla birbirine muhtaç bir organizmaya dönüşüyor. 'Devlet' aygıtının devletlerüstü ve devletlerarası bağlarla yeniden şekillenen dünyası ulusallık ve devlet arasındaki ilişkiyi krize sokuyor. Bu denli krizlerle dolu devlet olgusunu çözümlemek ise kuşkusuz günlük tartışmaların penceresinden mümkün olamıyor. 'Neler oluyor?' sorusunu bu kadar sık sormamızın temelinde de bu yatıyor.

<p>Bir önceki PPK toplantısında faizler yüzde 15'ten yüzde 17'ye yükseltilmişti. Ekonomistler, Merke

Merkez Bankası faiz kararını açıkladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yılanların yuttukları dev canlılar

Ankara'nın en yaşlı iki kadınına koronavirüs aşısı yapıldı