• $7,4172
  • €8,9857
  • 437.17
  • 1467
15 Şubat 2012 Çarşamba

MİT krizine dair sorular

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

Türkiye tarihindeki en büyük devlet krizlerinden birinin orta yerindeyiz. Devletin kurumları birbirine girmiş durumda. Hem erkler arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceği, hem kurumların kendi içlerindeki sorunlarla ve kirlenmelerle nasıl mücadele edeceği hem de aşırı yetkilendirilmiş savcı, istihbaratçı, başbakan vs. ikilemlerinden nasıl çıkılacağı konusunda tartışmalar sürüyor. Konunun hangi bölümüne elinizi atsanız madalyonun iki yüzü olduğunu fark ediyorsunuz. Eğer tarafsız bir gözle yorum yapma niyetinde iseniz, kolayca 'şu haklı ya da şu yanlış yapıyor' demeniz mümkün değil. Bu nedenle çoğumuzun kafası bulanık ve bir sorular yumağının içerisinde dolanıp duruyoruz. Farklı argümanları gündeme getirerek bazı sorular soralım.

1- Yargı bir soruşturma sürecinde eline gelen bazı deliller neticesinde devletin kurumları içindeki bazı unsurların bir suça karıştığını fark ederse ne yapmalıdır? Devletin bordrosunda olmak suçlara karşı bir dokunulmazlık zırhı mıdır? MİT elemanları yasadışı bir örgüte mensup olduklarında ve faaliyet gösterdiklerinde bunlar kovuşturulmayacak mıdır? Türkiye'deki bütün kurumlar yargı denetimindedir de MİT bunlardan bağışık mıdır? MİT'i kim denetleyecektir, denetlemektedir?

2- MİT yapısı ve işleyişi gereği gizlilik esasına göre faaliyet gösteren bir kurum ise yargı kanalıyla bütün bu gizlilik perdesinin kaldırılması ve devletin gizli belgelerinin kovuşturma sürecinde ortalığa dökülmesi kabul edilebilir mi? MİT mensuplarının suç örgütüne üye oldukları gerekçesiyle soruşturulmaları, örgüte nüfuz edilmesinin engellenmesi anlamını taşımaz mı? İstihbarat teşkilatı mensupları bir örgüte sızarken 'merhaba ben MİT'ten geliyorum sizin örgütten istihbarat toplayabilir miyim?' diye kendilerini mi tanıtmalı? Bir istihbaratçı, örgüte sızdıktan sonra örgütün tertip ettiği izinsiz bir gösteriye (çünkü yasadışı) katılmamak için örgüte nasıl bir mazeret bulmalı? Eğer bazı yasadışı faaliyetler tolere edilip, bazıları edilmeyecekse bunların sınırı nedir, kim belirler? Yargı mı belirleyicidir? Bu olayda yargı tarafından hangi yasadışı faaliyetler suç sayılmış, hangileri uygun bulunmuştur? Hangi kriterlere göre belirlenmiştir? Örneğin Oslo görüşmesi bir suç olarak görülüyorsa, terör örgütüyle nasıl mücadele edileceği yargı tarafından mı belirlenmeli? Haklarında yakalama kararı çıkartılan insanlar bizzat hangi suçu işlemişlerdir? Elemanları hakkında müsteşara bilgi verip soruşturulmasını istemek yerine neden kurumun en tepesini suçlama lüzumu hissedilmiştir? Eğer en tepesi suçluysa siyasi kararı alan, aldığını açıkça ilan eden başbakan da mı soruşturulacaktır? Eğer siyasi kararları yargı alacaksa bizim sandığa gidip oy vermemizin manası nedir?

3- Yargılama sürerken kanun değiştirmek etik midir? Etik değilse, devletin en gizli belgeleri gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanırken, devletin ali çıkarları söz konusu olduğunda başka bir yöntem var mıdır?  Devletin içeride ve dışarıda yürüttüğü birçok istihbarat operasyonunun, özel yetkilendirilmiş savcılar eliyle yargı tarafından alınan inisiyatifle ortalıkta tartışılır hale gelmesi kabul edilebilir mi?

4-  Bu krizle birlikte yasanın değişmesi ve ortaya çıkacak sonuç yargının işleyişini değil, aksine bir daha işleyemeyişini sağlayacağına göre, ne hedeflenmiştir? Bütün bu kriz başbakanın yetkilerini daha da artırmanın ve yargının hiçe sayılmasının dışında neye hizmet etmiştir? MİT bundan böyle devletin değil başbakanlığın kurumu haline gelmemiş midir? Bugün Başbakan Erdoğan'ın elinde olacak yetkinin yarın kime kalacağı belli midir? Krizin mimarları kanunların özensiz ve yanlış yorumlanmasının devletin yapısını değiştirdiğinin farkında mıdır?

5- Bazı yargı mensuplarının bütün bu süreçte başbakanı ve başsavcıyı bilgilendirmeden böyle bir soruşturmayı başlatmış olmasının meşru ve yasal bir izahı var mıdır? Başsavcıdan bile gizlenen ifadeye çağrılma bilgisi bir gazeteye neden ve nasıl servis edilmiştir? Yasalar konusunda bu kadar titizlenen yargı mensupları nasıl olup da bu kadar siyasi davranmayı tercih etmişlerdir? Devletin gizli belgelerinin medyaya servisi kabul edilebilir bir tutum mudur? Yapanlar bunun olası yasal sonuçlarından habersiz midir? Bugün gelinen noktada emniyet müdürleri, savcılar görevlerinden alınmışsa, yargılama sürecini başlatanlar bunu hesap etmemiş midir? Bu kişiler Adalet ve İçişleri Bakanlığı'na bağlı memurlar değil midir? Bu özgüvenin ya da inancın bir anlamı olması gerekmez mi? Göremediğimiz çok şey olduğuna eminim ama neyi gördüğümüzden de emin miyiz?

<p><span>MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. HDP E

PKK'nın bir kolu gibi çalışan HDP kapatılacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Trakya beyaza büründü

İstanbul'da etkili olan yağışlı hava, trafikte yoğunluğa neden oldu