• $ 5,7922
  • € 6,5136
  • 253.274
  • 94.244
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Demokrasinin tek şansı İslamcılar

Mısır’daki son darbede tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, laikçiler, liberal seçkinler ve sol, darbenin yanında yer alırken, Müslüman Kardeşler’in bütün zorluklara rağmen demokrasinin safında kalması, bu coğrafyalardaki çok önemli bir gerçeğin altını çizdi. 

Gerek Arap Baharı ile birlikte Mısır ve Tunus’ta yükselen değişim ve demokrasi talepleri, gerekse Türkiye’nin son on yılda yaşadığı demokratikleşme tecrübesi göstermiştir ki, bu ülkelerdeki demokrasinin tek şansı İslamcılardır. 
Eğer AK Parti iktidarının, inadına sürdürdüğü demokratikleşme mücadelesi ve dindarların demokrasiye sadakati olmasaydı, Türkiye’de demokrasinin ruhuna çoktan Fatiha okumamız gerekirdi.

***
İslamcılığın ve de dindarlığın toplumsal hayatın şekillenmesindeki, siyasetin dinamiklerine yön vermedeki etkisini yitirdiğini ve “İslamcılığın öldüğünü” söyleyenlere hatırlatmakta yarar var. 
Türkiye’yi askeri ve yargısal vesayetten dindar-muhafazakâr-İslamcı kadrolar kurtarmıştır. AB ile tam üyelik müzakerelerini bu kadrolar başlatmış, uyum yasaları çerçevesinde temel hak ve özgürlükler alanındaki benzersiz adımlar atmıştır. 
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, kadın haklarını ilk kez, dindar-muhafazakâr kadrolardan oluşan AK Parti iktidarı anayasal güvenceye kavuşturmuştur. 
Yıllardır konuşulan ama hiçbir şekilde ciddi adım atılamayan ‘azınlık sorunları’ konusunda yasal düzenlemeler de yine bu muhafazakâr-İslamcı kadrolar tarafından yapılmıştır. 
Unutmayalım ki, bugün çözümü konusunda önemli bir mesafe alınmış bulunan ama on yıl önce telaffuzu bile sakıncalı olan “Kürt meselesi” konusunda elini taşın altına koyan da, demokratikleşme adımlarını atan da dindar Tayyip Erdoğan’dır.

***
Son günlerde gazete ve televizyonlarda, ‘demokrasi-İslam’ bağlamında yapılan yorumlarda 28 Şubat günlerinden kalma heveslerin hâkim olduğunu görüyoruz. Hâlâ o günlerdeki gibi, İslam’la demokrasi kelimesinin yan yana gelmesine bile tahammül edemeyen bazı kalemlerin, “Ulusalcılar demokrasiyi öğrendi. Laikler de öğrendi. Şimdi İslamcı siyaset de öğrenecek” benzeri ifadeleri, Türkiye’nin yıllardır yaşadığı siyasal şizofreninin en önemli göstergesidir. 
Demek ki, Türkiye’nin son on yılda yaşadığı benzersiz demokratikleşme mücadelesi de birilerinin ders almasına yetmemiş. Hatta içlerindeki din düşmanlığını daha katmerli hale getirmiş. 
Doğrusu hiç şaşırmadım. Çünkü, bu ülkede yıllardır demokrasiye karşı bitmez tükenmez bir kin besleyen ‘laikçiler’, rüzgâra göre rota değiştirip darbeci iklimlere demir atan ‘gevşek liberaller’ ve her zaman darbeye ayarlı laikçi seçkinler, gerçek anlamda demokrasinin ruhuyla bir türlü barışık olamadıkları gibi, dinle de hiçbir zaman barışamadılar. 
Artık bir gerçeğin altını çizelim. Bu ülkede özellikle son on yılda dindarlar, İslamcı kesimler demokrasi konusunda çok esaslı bir sınav verdiler ve bu sınavı başarıyla sonuçlandırdılar. Eğer muhafazakâr-demokrat AK Parti iktidarı olmasaydı, bu ülke hâlâ 28 Şubat’ın vesayetçi anlayışıyla yönetiliyor olacaktı. 

<p>Mısır’da demokratik yollarla seçilen ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin mahkeme salonunda hayat

Mısır TV´sinde Skandal! Mursi´nin Ölümünü Böyle Duyurdu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Küçükkaya ve İmamoğlu yakalandı ve yalanlayamıyor! İşte adım adım otel krizi gerçekği!

Avrupa'da ve dünyada biten transferler